Önceki yazıyı bitirdikten sonra THY 'nın 75.yıl anısına 75 büyük usta konulu CD setinin kitapçığını incelemeye başladım. Her bir dönem için açıklama yapan önyazılar var dönem aralarında.
Çağdaş dönemin önyazısında Türk Müziğinin 2 yıl radyolarda yasaklı olduğunu, o yüzden Arapça müzik ve Arabesk'in bu boşluğu doldurup Türk Müziğine zarar verdigi anlatılıyor. Bu bana araştırmak için bahane oldu. Bir sürü gereksiz şeyi taradıktan sonra aradığım bilgiyi Kültür Bakanlığı sitesinde buldum. Bazı alıntıları aşağıda paylaştım (link: https://www.ktb.gov.tr/TR-96530/turk-musikisinin-yasaklanmasi.)
Yazıdan Alıntılar:
- ATATÜRK, Sarayburnu'nda dinlediği kötü bir musıki ekibinin etkisiyle söylediği: "Bu musıki bizim heyecanımızı ifade etmekten uzaktır." Sözü, yanlış anlaşılarak, Türk musıkisi radyolardan kaldırılmıştır.
- Vasfi Rıza Zobunun ağzından :
Atatürk "Ne yazık ki, benim sözlerimi yanlış anladılar, şu okunan ne güzel bir eser, ben zevkle dinledim, sizler de öyle. Ama bir Avrupalıya bu eseri, böyle okuyup da bir zevk vermeğe imkân var mı? Ben demek istedim ki bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini, onlara da dinletmek çaresi bulunsun, onların tekniği, onların ilmi ile, onların sazları, onların orkestraları ile, çâresi her ne ise. Biz de Türk musıkisini milletlerarası bir sanat haline getirelim Türk'ün nağmelerini kaldırıp atalım, sadece garp milletlerinin hazırdan musıkisini alıp kendimize maledelim, yalnız onları dinleyelim demedim, yanlış anladılar sözümü, ortalığı öyle bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lâfını edemez oldum." dediği anlatılıyor.
- Yunus Nadi bey, ATATÜRK'e ricada bulunur.
"Paşam, alaturka şarkılardan, Türkülerden bizi mahrum etmesinler, zevkimize, duygularımıza müdâhale edildiğinden inciniyoruz, demiş."
ATATÜRK, şöyle cevap vermiştir:
"Ben de hoşlanıyorum, fakat inkılap yapan bir nesil, mahrumiyet ve fedâkârlıklara katlanmak mecburiyetindedir. Ancak milli kültürümüze kıymet verilmelidir."
- (Atatürk) Bir gün şöyle söyler:
"Nedir bu radyonun hâli? Hep ağlayan, inleyen şarkılar. Kaldırın şunları, bu milletin neşe ve sevinç hakkıdır."
ATATÜRK bunda, yerden göğe kadar haklıydı. Sabah sabah bir şarkıda tam onsekiz kere ah ve of çekilirse, bunu dinleyen kimse, yeni bir güne ve işine taze bir güç ve canlılıkla gidebilir mi?
...
Uzun yıllar merak etmiştim, Ata'nın Mozart dinleyin, Schubert iyidir falan güzellemelerini hiç duymadım. Ama O dönem Türk Müziği sanatçılarını misafir ettiği, zeybek oynadığı biliniyor. Dolayısıyla Türk Müziği konusu uzun yıllar mesafeli olsam da benim için açmaya korktuğum eski bir kutu oldu. Yeni yeni aralayıp anlamaya çalışıyorum.
Bu arada bir not: 1980 lerde Ezginin Günlüğü inanılmaz bir iş başardı. Gençliğimde bazı otoriteler Türk Musıkisi Batı armonisi ile sentezlenemiyor, denediler olmadı diyorlardı. Bu gençler o işi yaptı. Olmaz diyenler (muhtemelen çekemeyip) sustular. Tabii başka örnekler de var ama Özgün arabesk çatır çatır satarken hepsi görmezden gelindi.
(Bir parantez daha, bir kardeşim 1990 ları yazsana abi dedi. Neden olmasın dedim, ama dikkat et, umduğundan farklı bir şeyler yazabilirim.)
Devam edersek, o cd seti bana kapıyı aralamak için bahane oldu.
Kitapçıktan notlar:
1.klasik dönem: 14.yy ortalarına doğru Osmanlı medeniyeti olgun ve mükemmel şeklini almadan önce Doğu Türklerinin müzikte en ileri gittiği ekol olan Herat Musiki Mektebi Abdülgadir Meraki başta büyük üstadlar yetiştirmiş. Lale devri bu dönemin ortalarına geliyor.
Bir kaç eser:
Benli Hasan Ağa - Rast kâr
Tab'i Mustafa Efendi - Sûzidilâra
Hammamizade İsmail Efendi - Hicaz Şarkı
2.klasik dönem: Batı kültürü ve sanatına hayranlık 3.Ahmed ve 3.Selim döneminde başlamış, ilk opera örneklerini izleyen halk bu sanatı biraz garip, biraz acayip bulmus. 18 yy sonlarında Fransız elciliğindeki bir konseri yerli Hristiyanlık bile protesto etmiş.
1839 Tanzimat fermanı ile ortaya çıkan meşruiyet üzerine Osmanlı üstündeki perdeyi ve yüzündeki peçeli kaldırmış başta Fransa ve Almanya batılı devletler kültür politikalarında dayatmacı olmaya başlamış.
Bu değişimler olurken Enderun hocaları (Hammamizade İsmail Efendi, Zekai Dede Efendi vb) taviz vermeden asli müziğe devam etmişler. Zekai Dede Efendi binlerce eseri notalara çevirerek unutulmaktan kurtarmış.
Bir kaç eser:
Kazasker Mustafa İzzet Efendi-Evç Şarkı
Nikogos Ağa- Hüzzam Sarkı. Niçin nalendesin öyle
Zekai Dede Efendi- Hüseyni Aşiran Şarkı. Cemalin şem'ine pervane gönlüm
Neoklasik dönem: Kitapçıkta 19.yy da klasik çağ kapanmış, melez bir dönem ortaya çıkmış, geleneksel Türk sanatı yozlaşmaya başlamıştır deniliyor.
....
Sıkıcı oldu. Farkındayım. Sonra Romantik ve Çağdaş dönem anlatılıyor. Yormayalım okuru, merak eden bakar.
Görünen o ki bir yandan kültürler kendi yolunda giderken başka kültürler tarafından baskı altına alınıyor. Geleneksel kesim bunu yozlaşma olarak tanımlarken çağdaş (olduğunu iddia eden) kesimler sorgusuz sualsiz teslim oluyor ve medeniyetler bir yol tutturup devam ediyor. İyisi kötüsü yok. İnsanlık böyle gelişiyor.
Tekrar Ata'ya dönelim. Her nasılsa görmüş ve gerekli tohumları atıp çok sonraki kuşaklara bırakmış sorunun çözümünü. Akıl burada: ateşi közle, küle göm, günü gelince alev alır.
Çocuklarımız işte bu süreci yaşıyor. Ateş bir kıpırdanıyor , bir uyuyor ama sönmüyor. Benim gözlemim alttan alta bir dalga geldiği yönünde. Biraz sakinleştirebilsek ortamı ama her doğum sancılı olur.
...
Son sözler.
Yıllar önce bir free jazz konserine gitmiştik. Büyük usta, özgür cazın öncüsü Ornette Coleman. (Bir not daha. Caz aslında sanıldığının aksine katı kuralları olan bir müziktir. O yüzden özgür caz. Bir de önceki yazımda söz etmiştim. Maşukun nefesi filmi ile Caz ruhen acaip eşleşiyor bence.)
Konser başladı, melodik müziği seven eşime döndüm, öf, pöf...
Hızlıca düşünüp, nolur dinleme etrafa bak, müziğe takılma dedim. 10 dakika sonra yanımda ayağa fırlamış çığlıklar atıyordu.
Bazen de zorlamamak gerek, bırakın o ses, evrenin (kainatın) sesi girsin içinize.
Pek çok sorunuzun yanıtını ancak o zaman bulursunuz. Sonuçta UZUN İNCE BİR YOLdayız.