Mustafa Gazim Yazdı: Gözün Aydın! Yüz Yıllık Sorun Çözülürken İki Yüz Yıllık Yeni Bir Problem Doğdu

Bir Eylül itibarıyla müracaat süreci başladı. Müracaatların ardından da bazı kurumlar dosyaları değerlendirmeye, uygun gördüklerini hastaneye sevk etmeye, uygun görmediklerine ise ret kararı vermeye başladı.

Mustafa Gazim

Bizim mücadelemiz duygularla değil; belgeyle, hukukla ve gerçeklerle yürümektir.

Pazar günü keyif çayımı içerken, aklım yine kıymetli gazilerimdeydi.

Bir Eylül itibarıyla müracaat süreci başladı. Müracaatların ardından da bazı kurumlar dosyaları değerlendirmeye, uygun gördüklerini hastaneye sevk etmeye, uygun görmediklerine ise ret kararı vermeye başladı.

Ben de bugün köşemi, tam da bu nedenle gazilerime ayırmak istedim.

Çünkü bu süreçte en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin doğru bilgi olduğunu düşünüyorum.

Ne eksik bilgiyle hareket edelim, ne de duyduklarımızı sorgulamadan doğru kabul edelim.

Özellikle hakkında ret kararı verilen veya ilerleyen süreçte ret kararı verilecek olan arkadaşlarıma önemli bir tavsiyem var:

Ret kararının gerekçesini ve kendi dosyanızın hukuki durumunu netleştirmeden hemen idari yargı yoluna araştırmadan bilen birisinden tavsiye almadan başvurmayın.

Bunu dava açılmasına razı olduğum için yada Hukuk yolunu savunduğum için söylemiyorum.

Tam tersine…

Eğer dosyanız güçlüyse, elinizde yeterli belge varsa, ret kararının hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız elbette hakkınızı arayın.

Ama önce dosyanızı bilin.

Çünkü yarın mahkemeye başvurup davayı kaybettiğinizde ortaya çıkabilecek harç, vekâlet ücreti ve diğer yargılama giderlerini de hesaba katmanız gerekir.sonra. mahkemeyi kaybettikten sonra benim paramı verin diye beni rahatsız etmeyin.

Bugün itibarıyla bir davanın yalnızca “Ben de terörle mücadele sırasında yaralandım.” düşüncesiyle kazanılacağının garantisi yoktur.

“Para önemli değil.” diyen arkadaşlarıma elbette söyleyecek sözüm yok.

Ama sonra kimse çıkıp,

“Ben davayı kaybettim, paramı geri verin.”

“Bana neden ücretsiz dava açmadınız?”

“Başkalarına ücretsiz açıyorsunuz,
benden neden para aldınız?”demesin.

Çünkü hukukta duygular kadar, hatta onlardan daha önce, dosya konuşur.

Dugular başka,
hukukun aradığı şartlar başka

Gönül ister ki terörle mücadele sırasında yaralanmış her kardeşimiz gazilik unvanına kavuşsun.

Biz de bunun için yıllardır mücadele ediyoruz.

Hatta bu süreçte altı temel başlık belirledik.

Operasyon sırasında uçurumdan yuvarlananları, trafik kazası geçirenleri, çığ altında kalanları, yıldırım çarpması gibi farklı nedenlerle yaralananları ve benzeri mağduriyetleri tek tek ortaya koyduk.

Bunları değerli büyüklerimize ilettik.

Çünkü bizim derdimiz sadece bir kişiye değil, mağduriyet yaşayan herkesin sorununa çözüm bulmaktı.

Fakat hukuk önümüze başka bir tablo koydu.

Aynı operasyonun içerisinde;

Biri ateşli silahla yaralanıyor…

Diğeri aynı operasyon sırasında trafik kazası geçiriyor…

Bir başkasının üzerine çığ düşüyor…

Bir diğeri uçurumdan yuvarlanıyor…

Bir başka arkadaşımız yıldırım çarpması sonucu yaralanıyor…

Ve mevzuat açısından bunların tamamı aynı şekilde değerlendirilmeyebiliyor.

İşte tam burada yıllardır söylediğimiz bir soru ortaya çıkıyor:

Aynı mücadelede bulunan insanların farklı nedenlerle yaralanması, haklar bakımından neden farklı sonuçlar doğuruyor?

Elbette bu durumun Anayasa'nın eşitlik ilkesi bakımından tartışılması gerektiğini düşünüyoruz.

Ancak bir şeyi de kabul etmek zorundayız:

Hukukta gönlümüzden geçen ile kanunun aradığı şartlar her zaman aynı olmayabiliyor.

İşte mahkeme aşamasında karşımıza çıkan gerçek de budur. Arkadaşlar.


Hâkim dosyaya bakar

“Kanun koyucu neden ayrım yapıyor?”

“Neden herkese eşit davranılmıyor?”

“Bu düzenleme Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı değil mi?”

Bunların hepsi tartışılabilir.

Hatta bunların mücadelesi de verilebilir.

Ama sadece bu soruları sormak, mahkemeden otomatik olarak olumlu karar çıkacağı anlamına gelmez.

Çünkü hâkim meseleye bizim yaşadığımız duygular üzerinden bakmaz.

Kanuna bakar.

Sonra dosyaya bakar.

Belgelere bakar.

Olayın oluş şekline bakar.

Yaralanmanın niteliğine bakar.

İlliyet bağına bakar.

Ve bütün bunları mevzuatta aranan şartlarla karşılaştırarak karar verir.

Örneğin olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunabilir.

Ancak ilgili düzenlemede hafif olmayan bir yaralanma şartı aranıyorsa ve dosyanızdaki tespitler bu şartın karşılanmadığını gösteriyorsa, yalnızca “Ben terörle mücadele sırasında yaralandım.” demek mahkemeden olumlu sonuç alınacağı anlamına gelmez.

Acı ama gerçek budur.siyasetçilerin de bize. En az mahkeme kadar. Vermiş olduğu sonuç da acıdır.


Bir belge yetmez, dosyanın tamamı önemlidir

Bakınız değerli arkadaşlarım…

Daha önce dava açtığımız bazı arkadaşlarımızın davalarını belge eksikliği nedeniyle kaybettiğine şahit olduk.

Sadece elinizde bir belge bulunması veya “operasyonda yaralandım” demeniz her zaman yeterli olmayabilir.

Belgenin nasıl düzenlendiği…

Olay yeri tespit tutanağının bulunup bulunmadığı…

Yaralanmanın olayla bağlantısının nasıl ortaya konulduğu…

İlliyet bağının kurulup kurulmadığı…

Yaralanmanın operasyon sırasında mı, operasyona giderken mi, dönüş sırasında mı meydana geldiği…

Bunların tamamı dosyanın değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Aynı olayın farklı aşamalarını mahkemeler farklı şekilde değerlendirebilir.

Bu nedenle dosyanızı bilmeden hukuk mücadelesine girmeyin.bilen birisinden muhakkak. Danışmanlık alın derim.

Ben bunları başkasına anlatmıyorum; kendi hayatımdan biliyorum

Ben bu söylediklerimi masa başında öğrenmedim.

Kendi dosyamda yaşadım.
Bana vekaletini veren binin üzerinde. Gazilerimden çok şey öğrendim. Bugüne kadar telefonda sekiz bin kişiyle görüştüm. Sekiz bin kişiden çok şey öğrendim.on bir yıldır. Görüşmediğim. Konuşmadığım. Bakan milletvekili değerli müdürler kalmadı. herkesle görüştüm. konuştum. Her birinin. Görüşleri düşünceleri. Yol gösterişleri ve tecrübeleri. Çok güzeldi. Her birinden. Üniversite düzeyinde ders aldım.


684 sayılı KHK döneminde tarafıma ret kararı geldiğinde idari mahkemeye başvurdum.

Mahkemeyi kaybettik.

İstinafa gittik.

Orada da kaybettik.

Daha sonra 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında dava açtım.

Mahkemeyi kaybettim.

İstinafta da kaybettim.

Ardından 2330 sayılı Kanun kapsamında dava açtım.

Yine mahkemeyi kaybettim.

İstinafa gittim.

Orada da kaybettim.

Bugün ise 3713 kapsamında açmış olduğum davam Anayasa Mahkemesi önünde.

Yani ben size “Dava açmayın.” diyen biri değilim.

Tam tersine, gerektiğinde sonuna kadar hukuk mücadelesi verilmesi gerektiğini bilen biriyim.

Ama şunu da biliyorum:

Hukuk mücadelesi, sonucu hesaplanmadan girilecek bir macera değildir.

684 sayılı KHK döneminde benim dosyamda yaşanan hukuki değerlendirme de bunun en açık örneklerinden biridir.

Düzenlemede 1053 sayılı Nizamname kapsamında derece tespiti yapılanlara ilişkin bir hüküm bulunuyordu.

Mahkemenin benim dosyam açısından değerlendirmesi ise, 1053 sayılı Nizamname kapsamında yapılması gereken derece tespitinin bulunmadığı yönündeydi.

Benim açımdan o günkü hukuki gerçek buydu.

Bugün de aynı tecrübeyi sizlerle paylaşmamın sebebi budur.

Önce dosyanızı okuyun, sonra kararınızı verin

Bugün önümüzde Geçici 20. madde kapsamında yeni bir süreç var.1yıl geçerli

Eğer dosyanızın bu düzenlemede aranan şartları taşımadığı açıkça görülüyorsa, yalnızca “Ben de gaziyim, mutlaka hakkımı almalıyım.” düşüncesiyle mahkemeye gitmek bana göre doğru değildir.muhakkak uzman birisine sorun danışın derim. Sonra da bana kızıyorsunuz. Avukatla işbirliği yaptı diyorsunuz.

Önce dosyanızı inceleyin.

Ret gerekçesini okuyun.

Kanunun hangi şartını taşımadığınızı tespit edin.

İdarenin nerede hata yaptığını ortaya koyun.

Elinizdeki belgeleri değerlendirin.

Gerekirse bu konular teknik konular olduğu için uzman bir hukukçudan görüş alın.

Bizim verdiğimiz bilgiler size yeterli gelmeyebilir.herkesin ailesinde etrafında nazının geçtiği sözünün geçtiği akrabası. Muhakkak bir hukukçu vardır. Danışın derim. Sorun derim araştırın derim.

Çünkü hukuk, özellikle bu tür teknik mevzuat alanlarında, ayrıntılı inceleme gerektirir.

Ben burada bir başka noktayı da özellikle ifade etmek istiyorum:

Adalet Platformu üyelerimiz maşallah araştırmacıdır.

Ben de birçok bilgiyi, belgeyi ve tecrübeyi siz değerli gazilerimizden öğreniyorum.

Bu vesileyle hepinize ayrıca teşekkür ediyorum.

“Yüz yılın sorununu çözdük” derken ikiyüz yıllık sorun ortaya çıkmıştır…

Gelelim işin bir başka tarafına.

Siyasi olarak “Yüz yılın sorununu çözdük.” denildi.

Televizyon ekranlarında boy boy fotoğraflar gösterildi.

Sosyal medyada büyük başarı hikâyeleri anlatıldı.

Biz de dedik ki:

Gözün aydın!

Fakat bugün geldiğimiz noktada, çözülmüş olduğu söylenen problemin içerisinden yeni sorunlar çıkıyor.

Hatta insan ister istemez şöyle diyor:

Hoş geldin iki yüz yıllık yeni problem!

Çünkü mesele yalnızca “bir kanun çıktı” demekle bitmiyor.

Kanunun nasıl uygulanacağı…

Kimin hangi şartlarda yararlanacağı…

Kimin hastaneye sevk edileceği…

Kimin ret alacağı…

Ret alan kişinin hangi hukuki yola başvuracağı…

Ve en önemlisi, bu sürecin sonunda gerçekten kimlerin hangi haklara kavuşacağı…

Bunların tamamı ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken konular.

O yüzden ben bugün kimseye umut satmıyorum.

Kimseye de umutsuzluk aşılamıyorum.

Sadece gerçeği olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum siz yine devam edin. dua etmeye, teşekkür etmeye, temenni etmeye devam edin.

Tercih sizin

İsteyen siyasetçiye inanır.

İsteyen dernek başkanına güvenir.

İsteyen hukukçusuna güvenir.

İsteyen benim söylediklerimi dikkate alır.

İsteyen başka bir görüşü tercih eder.

Tercih sizin.

Herkesin aklı var.

Fikri var.

İradesi var.

Ben kimseye “Dava açmayın.” demiyorum.dava açında demiyorum...

Benim söylediğim çok daha basit:

Dosyanızı bilmeden dava açmayın.

Hukuki dayanağınızı ortaya koymadan hareket etmeyin.

Olası sonuçlarını hesaplamadan karar vermeyin.

Ne kazanacağınızı da düşünün, ne kaybedebileceğinizi de.

Mevzuatı okuyun.

Belgelerinizi inceleyin.

Gerekirse uzman görüşü alın.

Acele etmeyin.

Ret kararı verilen arkadaşlarımız açısından kanunda öngörülen süreleri kaçırmamak elbette çok önemli. Ancak henüz müracaatını yapmamış olan arkadaşlarımız açısından da mevcut başvuru süresini doğru değerlendirmek gerekir.

Yani bir tarafta süreyi kaçırmamak, diğer tarafta ise acele edip yanlış adım atmamak gerekiyor.

İkisinin arasında çok önemli bir denge var.

Son söz

Ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum:

Bizim mücadelemiz fotoğraf mücadelesi değildir.

Plaket mücadelesi değildir.

Alkış mücadelesi değildir.

Bizim mücadelemiz;

belgeyle, hukukla ve gerçeklerle yürütülmelidir.

Bir gün haklı olduğumuzda da bunu belgelerimizle ortaya koyacağız.

Yanlış olduğumuz yerde de bunu kabul edeceğiz.

Çünkü bizim meselemiz kimseyi alkışlatmak değil.

Hakkı olanın hakkını almasını sağlamak.

Ben bugün yine pazar çayımı içerken sizlere bunları anlatmak istedim.

Belki bazıları kızacak.

Belki bazıları “Neden böyle söylüyorsun?” diyecek.

Belki bazıları bana kızacak.

Canları sağ olsun.

Ben bildiğim doğruyu, gördüğüm gerçeği ve yıllardır yaşadığım tecrübeyi anlatmaya devam edeceğim.

Çünkü biliyorum ki;

Doğru bilgi, bazen insanın duymak istediği bilgi değildir.

Ama doğru bilgi yine de doğru bilgidir.

Hepinize selam ve saygılarımla.

Yazmaya devam edeceğim.

Doğru yerdesiniz.
Her zaman bir adım öndesiniz.

Mustafa GAZİM

Gazi ve Şehit Aileleri Haklarını Koruma Derneği Başkan Yardımcısı

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Güncel Haberleri