Modern Türk Hikayeciliğinin Öncü İsmi: Sait Faik Abasıyanık

"Son Kuşlar", "Havada Bulut", "Sarnıç", "Şahmerdan", "Mahalle Kahvesi" ve "Kumpanya"nın da aralarında bulunduğu pek çok eseri Türk edebiyatına miras bırakan şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık'ın vefatının üzerinden 72 yıl geçti.

"Son Kuşlar", "Havada Bulut", "Sarnıç", "Şahmerdan", "Mahalle Kahvesi" ve "Kumpanya"nın da aralarında bulunduğu pek çok eseri Türk edebiyatına miras bırakan şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık'ın vefatının üzerinden 72 yıl geçti.

Son Kuşlar", "Havada Bulut", "Sarnıç", "Semaver", "Şahmerdan", "Mahalle Kahvesi" ve "Kumpanya"nın da aralarında bulunduğu pek çok eseri Türk edebiyatına miras bırakan şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık'ın vefatının üzerinden 72 yıl geçti.

Modern Türk hikayeciliğine yeni bir yön veren usta edebiyatçı, 18 Kasım 1906'da Sakarya'da Mehmet Faik Bey ile Makbule Hanım'ın oğlu olarak dünyaya geldi.

Abasıyanık, ilköğrenimini yabancı dilde eğitim veren Rehber-i Terakki okulunda tamamladı, Adapazarı Lisesi'nde okurken ilk şiirini kaleme aldı.

İstanbul'a 1924'te taşınan Abasıyanık, öğrenimine İstanbul Erkek Lisesi'ne devam etti ve daha sonra gittiği Bursa Lisesi'nden 1928'de mezun oldu.

Bursa Lisesi'nde eğitim gördüğü esnada yazdığı "Zemberekli Saat" ve "Uçurtmalar" adlı ilk hikayeleri ve şiir denemelerinin ardından edebiyat hocası Mümtaz Bey'in teşvikiyle edebiyata ilgi duymaya başlayan Abasıyanık, "Hamal" isimli şiiri ile ilk öyküsü "İpekli Mendil"e gençlik yıllarında imza attı.

Abasıyanık, İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü'ne 1928'de kaydını yaptırdı. Bu dönemde sanat ve edebiyat çevreleriyle tanışmaya başlayan Abasıyanık, "Uçurtmalar" hikayesini 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayımladı.

Zaman zaman derslere gitse de oturdukları ev, fakülte ve Şehzadebaşı kıraathaneleri aynı semtte olduğu için usta yazar, özelikle o günün genç yazarlarının buluştuğu halk kıraathanelerinde sıkça görülürdü.

Öyküleri dergilerde ilgi gördü

Abasıyanık, üniversite eğitimini babasının isteğiyle yarıda bırakarak, 1931'de ekonomi eğitimi için İsviçre'nin Lozan kentine, oradan da Fransa'nın Grenoble şehrine gitti. Usta yazar, 1934'e kadar süren düzensiz eğitim ve yaşadığı bohem hayatı yüzünden, babasının geri çağırmasıyla diploma alamadan Türkiye’ye döndü.

Yazar, bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı.

Babasının verdiği sermaye ile açtığı ticarethaneyi yürütemeyen usta kalem, babasının ölümü üzerine geride kalan mülklerin geliri ve yazılarıyla geçindi.

Abasıyanık'ın 1934-1940'ta Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak ve Yenilik dergilerinde yayımlanan öyküleri ilgi gördü.

"Yazmasam deli olacaktım"

Yazarın, maliyetini babasının karşılamasıyla yayımlanan ilk kitabı "Semaver", Remzi Kitabevi'nden okuyucuyla buluştu.

Usta edebiyatçı, yazmayla arasındaki ilişkiyi "Haritada Bir Nokta" öyküsünde şöyle aktarmıştı:

"Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında, sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye. Kalem, kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum, öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

İlk kez 1937'de Kurun'da, ardından 1940'ta Varlık'ta yayımlanan "Çelme" öyküsü nedeniyle Askeri Mahkeme'de yargılanan ve beraat eden Abasıyanık'ın babası 1938'de hayatını kaybetti.

Kışları İstanbul Şişli'deki evde, yazları ise Burgazada'da annesiyle yaşamaya başlayan edebiyatçının 1939'da "Sarnıç", 1940'ta "Şahmerdan" kitabı Çığır Kitabevi'nden yayımlandı.

Hikaye ve yazıları Milliyet, Kurun, Vakit gazeteleri ile Varlık, Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servet-i Fünun, İnkılapçı Gençlik, Yürüyüş ve Yedigün dergilerinde okuyucuyla buluştu.

Abasıyanık, Varlık Yayınları tarafından 1956'da "Mahkeme Kapısı" ismiyle kitaplaştırılan eserine kaynak olacak 28 mahkeme röportajını, "Haber-Akşam Postası" gazetesi için yaptığı mahkeme muhabirliği sırasında gerçekleştirdi.

Düzensiz hayatı ve alkol kullanımı yüzünden 1945'te rahatsızlanan Abasıyanık'a, 1948'de siroz teşhisi konuldu ve 1951'de tedavi için Paris'e gitti.

Usta kalem, 1953'te ABD'de bulunan uluslararası Mark Twain Derneği onur üyeliğine seçildi. Bu ilgiyi kendisine değil, Türk hikayeciliğine bağlayan usta edebiyatçı, özgür düşüncesini öykülerine yansıtmakla beraber Tanzimat'tan beri süregelen giriş, gelişme, düğüm noktası ve sonuç çerçeveli öykü yapısını başka bir mecraya taşıdı.

"O daima iyiliği söylemiştir"

Mark Twain Derneği onur üyeliğine ilişkin Abasıyanık ile 17 Mayıs 1953'te röportaj yapan yazar Yaşar Kemal, yazıya şu sözlerle başlamıştı:

"Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık… Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama, Kadıköy İskelesi'nin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız. Bu adam hikayeci Sait Faik'tir. Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir ademoğludur. O daima iyiliği söylemiştir."

Abasıyanık ise aynı röportajda, "Türk hikayecilerini temsil ettiğim anlamına alınmasın sakın. Her hikaye yazan ve yayan Türk hikayecisi kendi şahsında bir dilin hikayeciliğini yaptığına göre, şahsıma Mark Twain Cemiyetinin gösterdiği ilgi ve sevgi daha çok Türk hikayeciliğine gibi geliyor bana. Ben de bu ilgi ve sevgiyi tüm hikayeci arkadaşlarımla paylaşırım, kabul ederlerse. Kendini bütün dünyaya tanıtmış, sevdirmiş, bir halk çocuğu olan hikayeci Mark Twain'i ananların içine Türk dilinin bir hikaye yazarını almayı düşünenlere de teşekkür ederim." ifadelerini kullanmıştı.

Türk öykücülüğüne yıllardır değerli isimler kazandırmaya devam ediyor

Yazarın acemice yazılmış zannedilen öyküleri, Cumhuriyet dönemi klasik öykü geleneğini yıkarak, Türk öykücülük sanatında bir devrim olarak değerlendirildi.

Usta edebiyatçı, 5 Mayıs 1954'te kriz geçirerek hastaneye kaldırıldı. Yemek borusu kanamasıyla başlayan ve kan kaybı nedeniyle komaya giren usta yazar, 11 Mayıs 1954'te hayatını kaybetti. Abasıyanık, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Annesi, oğlunun vefatından sonra 8 Kasım 1954'te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunun, yazarın eserlerinin telif haklarının ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi yapılması koşuluyla Burgazada'daki köşkün Darüşşafaka Cemiyeti'ne bırakılmasını istedi. Makbule Hanım ayrıca oğlu adına her yıl bir hikaye armağanı verilmesini şart koştu.

Onun anısını yaşatmak amacıyla 1955'ten itibaren "Sait Faik Hikaye Armağanı" düzenlenmeye başlandı. Ödül, Türk öykücülüğüne yıllardır değerli isimler kazandırmaya devam ediyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür Sanat Haberleri