Mehmet Demir
İçinde yaşadığımız çağ, kavramların içinin boşaltıldığı, milletlerin hafızasının bulandırılmaya çalışıldığı tuhaf bir çağdır. Son yıllarda özellikle bazı çevrelerin ağızlarında dolaştırdığı bir kavram var: “Türkiyelilik…”
Sanki yeni bir keşifmiş gibi sunuluyor. Sanki daha modern, daha medeni, daha kapsayıcıymış gibi pazarlanıyor. Oysa açık konuşalım: Bu kavram; kapsayıcılıktan çok, ortak kimliği bulanıklaştırma girişimidir.
Çünkü mesele sadece bir kelime meselesi değildir. Mesele; bu milletin tarihini, ortak hafızasını, devlet fikrini ve bin yıllık aidiyetini nasıl tanımlayacağımız meselesidir.
Bu topraklarda yaşayan herkes Türk soyundan gelmek zorunda değildir. Zaten tarih boyunca da böyle olmamıştır. Bu coğrafya; Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, Boşnağıyla, Arnavutuyla, Gürcüsüyle büyük bir medeniyet havzası olmuştur. Anadolu; farklı kökenlerin kavga ederek değil, aynı bayrağın altında birleşerek yaşadığı bir vatandır.
Ama bütün bu çeşitlilik, bizi ayakta tutan ana sütunun adını değiştirmez.
Çünkü “Türk” kavramı sadece etnik bir tarif değildir.
“Türk”; bir devlet fikridir. Bir tarih şuurudur. Bir kader ortaklığıdır. Bir millet sözleşmesidir.
Bu yüzden Türk milleti denildiğinde yalnızca bir soy değil, ortak bir gelecek anlaşılır.
Kökeniniz farklı olabilir. Elbette insan kendi alt kimliğini, kültürünü, ailesini, geçmişini inkâr etmek zorunda değildir. İnsan “Türk’üm ama köken olarak şuradan geliyorum” diyebilir. Bunda utanılacak hiçbir şey yoktur. Tam tersine bu çeşitlilik, bu milletin zenginliğidir.
Fakat ortak kimlik söz konusu olduğunda orada durulur.
Çünkü çatı yıkılırsa, altındaki hiçbir oda ayakta kalamaz.
Bugün “Terörsüz Türkiye” diyorsak, bunun anlamı yalnızca silahların susması değildir. Asıl mesele; etnik ayrışmanın, kimlik parçalanmasının ve yapay aidiyet projelerinin sona ermesidir.
Bu millet yüzyıllardır aynı kaderi paylaşıyor.
Çanakkale’de birlikte şehit düştük. Sakarya’da birlikte direndik. 15 Temmuz’da birlikte karşı koyduk.
Bu devlet yalnızca bir coğrafya değildir; ortak fedakârlıkların sonucudur.
Kimse bu millete coğrafya üzerinden yeni kimlik tarifleri dayatamaz.
Çünkü coğrafya tek başına millet üretmez.
Dünyanın hiçbir büyük milleti kendisini böyle tarif etmez. İnsanlar “Fransalı”, “Almanyalı” diye siyasal kimlik üretmez. Fransız der, Alman der. Çünkü o kavram yalnızca etnik kökeni değil; devleti, tarihi, kültürü ve ortak aidiyeti ifade eder.
Türkiye Cumhuriyeti’nde de ortak üst kimliğin adı Türk milletidir.
Dün Türkistan’daydık, Türk’tük. Kafkaslar’daydık, Türk’tük. Balkanlar’daydık, Türk’tük. Orta Asya’daydık, Türk’tük. Afrika’da vardık, yine Türk’tük.
Bugün Türkiye’deyiz ve yine Türk’üz.
Şimdi bu hakikati yeniden hatırlama zamanıdır.
Terörsüz Türkiye; etnik kavga üretmeyen, kökenleri düşmanlaştırmayan ama ortak milli kimliği de tartıştırmayan Türkiye’dir.
Bu topraklarda yaşayan her köken değerlidir, şereflidir, bizimdir.
Ama bizi millet yapan şey; ayrı ayrı kökenlerimiz değil, aynı bayrağın altında birleşebilme irademizdir.
“Biz” bir araya geldiğimizde Türk milleti oluruz.
Ve bu milletin adı değişmeyecek kadar köklü, bu devletin hafızası silinmeyecek kadar büyüktür.
— Mehmet Demir