Mega Sorumsuzluk!

Nuray Başaran

İstanbul'da Unkapanı Köprüsü alt geçidinde yağmur sularında bir insanın can vermesinin ne anlama geldiği ya da gelmediği ile ilgili dün kaleme aldığım yazı üzerine oldukça fazla geri dönüş aldım.

Tahmin ettiğim gibi medyada çok fazla yer verilmedi. Bazı medya kuruluşlarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 'yıllık izinde' olması tartışmaları ve eleştileri var.

Dün de dediğim gibi elbette sorunun sorumlusu olarak 23 yıllık 'A-KA-PE BELEDİYECİLİĞİ' ve mevcut 'CE-HA-PE BELEDİYECİLİĞİ'ni eleştirebiliiriz. Burada sorun yok. Şöyle ki:

Yılların ihmali,  dün düşen yağmur sonrasında İstanbul'da gözler önününe çıktı!

Öte yandan mazbatasını alamadığında Anıtkabir'e koşup sorumluları Atatük'e şikayet eden Ekrem İmamoğlu'nun 50 günde ikinci kez yıllık izne ayrılmasını kime şikayet edeceğimizi bilemiyoruz.

Elbette bizi yönetenler de izin yapmalı ama  İstanbul ile ilgili durumu öğrenir öğrenmez bir ülke büyüklüğünde şehri yöneten kişiden beklenti , en kısa zamanda o şehre koşmasıdır.

Eleştirilere de, 'Boş boş konuşuyorlar' yerine,  daha farklı cümleler ile karşılık vermesi daha doğru olurdu derim. Malum sorun sadece kendi dönemine ait de değil. 50 günde kimse İmamoğlu'ndan bu şehirde mucize beklemiyor.

Sayın İmamoğlu herşey çok güzel olmalı. 'Boş boş' olmamalı!....

Bu konudaki kalan görüşlerimi sonra yazacağım. Gelişmelere bakarak.

Ama bu 'MEGA Kent'in yaşadığı hazin tablo, son yıllarda ne yazık ki tüm Türkiyemizde tüm  alanlarda nasıl sessiz sedasız yaşanıyor bir bilseniz....

Bunu anlamak için yazıma gelen tepkilerden devam etmem gerekecek. Aslında  hala daha duyarlı kişilerin olduğunu da gösteren bu tepkiler benim için çok sevindirici. Ancak  içlerinden bir tanesi çok özel ve yazdıkları anlamında çok öenmli benim için. Bu sabah gelen bu mesajı  aynen aktarıyorum:

'Cok basarili bir yazı olmuş Nuray Hanım. Cok etkileyici ve çok anlamlı cümleler.  Günümüzde herşey değersizleşti, insan hayatı bile. İnsani duygulardaki iklim değişikliği hiç bilmediğimiz bir iklimi yaşıyor. Bizim kıymetini bilemediğimiz, sahiplenemedıgimiz ülke değerlerimiz de küresel sermayenin kurumsal kimliği olan Dünya Bankası (IFC-MIGA)  pençesinde lime lime parcalanıyor. Ķımse farkında değil ya da kimsenin umrunda değil. Bir insan ölmuş çok mu ki? Bir devlet ölüyor. GÜNÜMÜZ AYDIN OLUR İNŞALLAH.'

Evet bu satırları yazan aynı zamanda Tıp doktoru. Ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş'ın da eşi Prof. Dr. Nazan Savaş. Kendisini bir yıl önce tanıdığımda beni çok şaşırtmıştı. Mustafa Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi  olan Nazan Hanım yıllardır  Hatay'da tüm halka dokunuyor. Sadece belediye başkanı eşi olarak değil, dediğim gibi yaptığı işi ile de. Ve doktorluğu sanki  sorumluluk hissettiği her alanda uygulayabiliyor.

Ne kadar ilginizi çekti bilmiyorum ama Nazan Savaş, ülkemizin Dünya Bankası (IFC-MIGA) pençesinde lime lime nasıl parçalandığına dikkat çekince ister istemez kendisine sordum. Ve biraz araştırdım.

Bir sobetimizde de bahsetmişti bu konudan da yazmaya fırsat olmamıştı. Aslında konunun bu kadar vahim olduğunu da şimdi daha iyi anlıyorum. Bu konuda araştırma da yapan Nazan Savaş şöyle bir not düşerek çalışmasını da gönderdi:

 'Ekte Dünya Bankası'nın sadece sağlıkta dönüşüm üzerine etkisini anlatmak için2012'de yazdığım metin bulunmakta. Biraz uzun ve sıkıcı ama süreç uzun ve karmaşık. Aslında sadece sağlıkta değil dıger tüm alanlarda ve Türkiye'nin yönetimsel, ekonomik, sosyal, askeri yapılarina ve terör gibi guvenlik  sorunlariyla da bağlantılı  bir sürecin  ana yönetmeni olan Dünya Bankasını açıklayan  bir yazı. Calismalarim hâlâ devam ediyor. Selamlar'

Peki aslında devletimiz lime lime nasıl ölüyor?

Anlatalım:

Hemen hemen tüm kamu, özel ya da kamu-özel yatırımlarda uygulayıcı firmaların ortağı IFC. Yatırımların malına, işletmesine, karına ortak.  Çoğu müşteri garantili. Ankara Garı gibi.

Külliyeyi, Mit binasini, şehir hastanelerini, entegre kampüs hastanelerini ve simdi de yargıtay binas bu yöntemle yapıldı. Ki bunların büyük çoğunluğunu  Rönesans firması yapmıştır ve  Ronesans'in en büyük ortağı IFC dir.

Öte yandan önceden daha cok Halk Bankasi uzerinden yürüyen işler şimdi Garanti Bankası ve 2 farklı banka ile daha yürüyor. 'Kobilere destek ' adı altında  krediler veriyorlar. Ama kobiler aslinda IFC'ye yanı Dünya Bankasına borçlanıyor.

Ve böylece tarim, ulasim, saglik vb.tum sektorlerde Dünya Bankası bizi dolaylı olarak pencesine alıyor. En büyük pençesine aldığı sektör ise şu anda enerji sektörü...

Açıkcası bu bir yazıya sığacak bir 'yok oluş'  hikayesi değil. Yıllarca birikmiş, biriktirilmiş, göz yumulmuş ya da görmezden gelinen bir hazin kapitalizm öyküsü!

Prof. Dr. Nazan Savaş'ın sadece sağlıktaki Dünya Bankası etkisi ve gelinen durumun dramını anlattığı çalışması ise biraz bilimsel ama çok açıklayıcı. Yıllar içinde nasıl hazin sona geldiğimizi bilimsel olarak ortaya koyuyor. Ben bu çalışmayı da yarın  aynen yayınlayacağım. Noktasına, virgülüne  dokunmadan.  Umarım Nazan Hanım başka platformlarda da bu durumu anlatma imkanı bulur. Herşeyden önce 'devlet aklı' bu duruma el koyar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.