Mayolu Kızlar

Mehmet Akif Yılmaz

Sanırım 1985–1986 yıllarıydı. Ben henüz ortaokula giden bir çocuktum. Üst sınıftan olan abilerimiz bize Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda yapılacak Balkan Jimnastik Şampiyonası’nın davetiyelerini verdiler. Büyük bir heyecanla müsabakanın yapılacağı cumartesi gününü beklemeye başladık.

Hepimiz ortaokul çocuğuyuz; ergenliğin ilk yılları… Cumartesi günü geldiğinde belediye otobüsüyle, birbirimize yakın durarak, kaybolmaktan ve dışarıdan gelebilecek tehlikelerden korkarak Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’na gittik. Salon çok kalabalık değildi. Bizim gibi izlemeye gelenlerin dışında genellikle sporcu aileleri vardı. Buna rağmen yine de dolu sayılırdı.

Salon çok dolu olmadığı için biz de en ön sırada yerimizi aldık. Sporla çok ilgimiz olmasa da, açıkçası mayolu kızları göreceğiz diye heyecanlanmıştık. Aslında oraya gidiş sebebimiz de buydu. Büyük bir heyecanla sporcuların çıkacağı anı beklemeye başladık.

Erken gitmiştik. Yavaş yavaş sporcular salona çıkmaya başladılar. Üzerlerinde eşofman takımları vardı; her ülkenin kendi milli renklerinden oluşan kıyafetler giyiyorlardı. Daha sonra ısınmaya başladılar. Isındıkça kıyafetlerini çıkardılar ve yabancı sporcular mayo ile kaldılar. Bu, bir ortaokul çocuğunun o yaşta en mutlu olduğu anlardandı.

O zamanlar Balkan ülkeleri, Yunanistan hariç, genellikle Doğu Bloku ülkeleriydi. O sporcular daha besili, daha atletik ve daha iri yapılıydılar. Bizimkilere göre daha güçlü görünüyorlardı. Isınma hareketleri yaptıkça biz de ergen ve cahil delikanlılar olarak mutlu oluyorduk.

O sırada şöyle bir şey oldu; Romanya takımından kızlar, bizim Türk sporcu kızlarla adeta alay eder gibi gülmeye başladılar. Bizim kızlar biraz daha etli ve bakımsız gibi duruyordu; Romen ve Bulgar sporcular ise daha atletik, daha diri, daha enerjik ve daha iyi hazırlanmış gibiydiler.

Bizim kızlar ısınma sırasında bazı hareketlerde hata yapıp düşünce, Romanyalı sporcular artık açıkça gülmeye başladılar. Bu durum bizim çok zorumuza gitmişti. O andan itibaren mayoyu tamamen unuttuk; gözümüz bizim kızların düşüp düşmeyeceğini takip etmeye başladı. Gururumuz incinmişti.

Müsabakalar devam ettikçe, milli marşlar çalındıkça ve bizim bayrağımızın gönderde yer almamasıyla birlikte daha da üzülmeye başladık. Üstelik diğer sporcuların artık bizimkileri hiç ciddiye almadığını da fark ediyorduk. Bu bizi derinden etkiledi.

En önde oturduğumuz için daha da öne yaklaşıp sporcularımıza moral vermeye, tezahürat yapmaya, onları yüreklendirmeye çalıştık. Ama maalesef sonuç değişmedi.

Daha sonra kendi kendime düşündüm: Salona ilk girdiğimizdeki düşüncelerimizle çıkarkenki düşüncelerimiz arasında ne kadar büyük bir fark vardı. Bunun sebebi neydi? Bu bir eğitim miydi, maruz kalmak mıydı, yoksa daha yüksek değerlerle karşılaşmak mıydı?

Sonra kendimden utandım. Orada yapılan şey milli bir mücadeleydi. Sporcularımız ülkemizi temsil ediyordu. Bizim onların kıyafetlerine takılmamamız gerekirdi. Belki yaşımız ve içinde bulunduğumuz ergenlik hali bunu bir nebze açıklayabilirdi ama yine de salona girerkenki düşüncelerimi hatırladıkça çok utandım. Ne kadar basit ve yüzeysel bir düşünce olduğunu fark ettim.

Esenlikler dilerim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.