Mavi Düşler

Alp Kırıkkanat

Ünlü yazarımız Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘‘Mavi Yalı’’ hikayesi, bir kaptanın yirmi yıl şehir hatları gemilerinde çalıştıktan sonra, hayatının boşa geçtiğini düşünerek; aile düşlerini ve özlemlerini, İstanbul Boğazı’nda görüp sahip olamadığı mavi renkli bir yalı üzerine kurmasını konu eder. Hikâyenin sonu, yazarın anlatımıyla: 

‘‘…Bu defa semaları yırtmak isteyen bir düdük feryadıyla sanki rüyasının son nefesini verdi. Ve bundan sonra her vakit oradan geçerken göğsü kabararak mai yalıya bakmamak için başını çevirirdi.’’ şeklinde bitmektedir. 

Bir denizcinin gemide kurduğu hayaller, edebiyat tarihimizde belki de ilk defa bu hikâyede en güzel şekliyle hayat bulmuştur. Hikâye metni, bu anlamda farklı bir değer taşımaktadır. Bu eserdeki yazılanlardan, kaptanın şahsi iç muhasebelerinin ve mavi yalıya sahip olma düşlerinin çoğunlukla geminin köprü üstünde kurulduğu anlaşılmaktadır.  
 

Gerçek hayattaki köprü üstü vardiyalarında ise, hayal kurmaya çoğu zaman pek vaktiniz olmaz. Ancak, kimi zaman limana dönüşlerdeki sakin intikal rotalarında elbette geride bırakılanlar düşünülür ve hayal edilir. Bu hele bir de gece seyri ise daha bir duygusallaşmanıza neden olabilir. Sahilde gördüğünüz her bir evin ışığı, size o evlerde ayrı bir hayat ve farklı bir hikâye olduğunu düşündürür. Şefkatli insani yanınız bir anda nükseder. Aklınıza aileniz gelir. Çocuklar yatmış mıdır, küçüğün ateşi düşmüş müdür? vs. 
 

Ailenizi düşündüğünüz en hassas anınızda; verilen bir temas raporu ya da telsizden geçen bir uyarı, hikâyede olduğu gibi, düşünce ve hayallerinizin son nefesini vermesine neden olabilir. Tabi, her seyir sakin geçmez. Kuvvetli fırtınaların yaşandığı ağır denizlerde, bırakın hayal kurmayı, geminizin selameti dışında düşünebileceğiniz başka hiçbir şey yoktur. Mide bulantınızı bile unutursunuz. Bu tip havalarda, geminin her dalga sırtı sonrası baş tarafının suya gömülmesini ve başın tekrar sudan çıkarken gemide hissedilen titreşimini sürekli izlersiniz. Geminin tüm sistem ve fonksiyonlarının işlerliğine dikkat kesilirsiniz. 
 

Böyle durumlarda geminin enine ve boyuna olan dengesini farklı boyutlarda yaşarken, aslında gerçekle düş arasındaki bir çizginin kalmadığı o kararsız denge durumunu aklınıza getirmemeye çalışırsınız. Eğitim, sorumluluk ve disiplinin, esasen sizi geminin ağırlık merkezinin kararlı dengesine getireceğini bilirsiniz. Elbette bunlar, ‘‘Mavi Yalı’’daki kaptanın o dönem için İstanbul Boğazı’nda yaptığı nispeten daha sakin seyirlerle mukayese edilemeyecek kadar zor şartlardır. Bütün bunları neden mi anlattım?
 

Denizle ilgili meselelerimizi toplum olarak, yaz tatilleri dışında, genellikle içinde olmadığımız bir ortam üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Bu da deniz sorunlarımızın kamuoyu nazarında nasıl bir karşılık bulduğu gibi bir soruyu gündeme getiriyor. Temel olarak bir sorunu anlayabilmenin en önemli yollarından biri de soruna ait dönemin, yaşamın ve ortamın ruhunu kavrayabilmektir. 
 

Bu kapsamda; denizlerimizdeki çıkarlarımıza yönelik kamuoyunun aydınlatılması için yapılan bir kısım değerli siyasi ve stratejik analizlerin; meselenin her zaman anlaşılmasına yetmeyebileceğini düşünüyorum. Deniz yetki alanlarımızın ve denizdeki haklarımızın bilinmesi için elbette bunlar da gereklidir fakat, tek başına kâfi olmayabilir. Herkesin aynı akademik çizgide olması beklenemez. Üstelik kullandığımız tanımlar bile (kıta sahanlığı-continental shelf gibi) yabancı dilden tercüme olduğu için meselenin kamuoyu açısından zihinlerdeki kalıcılığı ve anlaşılırlığı da zor olmaktadır.     

Bu konuda, nasıl bir ortamda ve ne şekilde mücadele edildiğinin bilinmesi halinde; kamuoyunun bu kapsamdaki milli konulara sahiplenmesi daha kolay olabilecektir. Peki bu nasıl olabilir?
 

Bunun en önemli yollarından birinin sanat olduğunu düşünüyorum. Bir sorunun tam olarak içinde yaşamıyor olsak da konuyla ilgili geçmiş döneme ya da günümüze ait anıların, hikayelerin, romanların, filmlerin, hatta şarkıların ve medyaya yansımış haberlerin bizde yarattığı etki; meselenin anlaşılması ve içselleştirilmesi açısından önemlidir. İçinde insan unsurunun olmadığı hiçbir konunun tam olarak anlaşılabileceğini zannetmiyorum.
 

Yabancı bir kısım filmlerde işlenen bazı konular dikkate alındığında; zihinlerin nasıl meşgul edildiğini görürsünüz. Örneğin, ‘‘Pearl Harbour’’ baskınını, kendi Çeşme, Navarin ve Sinop deniz facialarımıza nazaran, daha iyi bilmemizi veya hatırlamamızı başka nasıl açıklayabiliriz ki?  
 

Hem tarihin hem de günümüzün deniz sorunlarını anlamak için sanat kollarındaki bu boşluğun, mutlaka doldurulması gerektiği kanaatindeyim. Çevre denizlerimizde bugün yaşananlar, tarihi olaylarıyla birlikte bir bütünlük arz etmektedir. Okullardaki ezber tarih öğretimi ile medyadaki akademik tartışma ve yazıların dışında, konunun kamuoyunca anlaşılmasını sağlayabilecek, şimdilik, tatminkâr başka bir metodun ortada olmadığı görülmektedir. Ancak, entelektüel seviyede kalan yazı ve açıklamalar da yetmemektedir. ‘‘Mavi Yalı’’ hikayesinde söylenildiği gibi ‘‘…vapurun karanlık dar bir köşesinde birbirinin aynı geceler tevali ettikçe bu zehapta aldandığını anlamakta…’’ gecikmemek için, sonuca ulaşmanın uzun zaman alacağı belli olan deniz konularımızı; benzer akademik anlatımlarla sıkıştırmadan, örneğin deniz yaşamının içindeki insani konuları ele alan sanat eserleriyle de renklendirmek gerekmektedir. Bunun, çevre denizlerimizde yaşanılan sorunların ve çözümlerinin zihinlerde daha kalıcı ve daha anlaşılır hale gelmesine katkı sağlayabileceğini değerlendiriyorum.  

Bir kaptanın mütevazi iç dünyasının ve özlemlerinin anlatıldığı ‘‘Mavi Yalı’’ hikayesinin konusu çok farklı olsa da bunun; bugün ihtiyacımız olan hikâye, roman, film ve televizyon programlarına bir nebze de olsa örnek olabileceğini düşünüyorum. Geçmiş dönemde yazılmış ve sadece köprü üstünde kurulan kişisel hayallerin kurgulandığı eski bir hikâyenin bile, bu dönem bizi gerçekte yaşanılan köprü üstü yaşamına ve ruh haline nasıl taşıyabileceğini yazımın başında örneklemeye çalıştım. Bu konuda yavaş da olsa sevindirici bir kısım gelişmelerin yaşanmakta olduğunu da söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl vizyona gireceği belirtilen ve 1953’de Dumlupınar denizaltı gemimizin yaşadığı faciayı anlatan ‘‘Dumlupınar Vatan Sağolsun’’ isimli filmin, bu anlamda güzel bir örnek olmasını temenni ediyorum. Bu ve benzeri eserlerin artması mavi vatanın sahiplenilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
 

Mavi düş ve ideallerimizin, ‘‘Mavi Yalı’’daki gibi hayal kırıklıklarına dönüşmemesi için, topyekûn olarak, bu konudaki mücadeleye destek verecek bütün yolları denemeliyiz.  

Kaynaklar:

Uşaklıgil, Halit Ziya, ‘‘Bir Yazın Tarihi’’, Mavi Yalı Bölümü, syf.167, 170, 171, 177, İnkılap Kitapevi Yayın Sanayi ve Ticaret AŞ, 2017, İstanbul.
https://www.liseedebiyat.com/hikayeler/5439-mai-yali-hikaye-hzusakligil.html
www.academia.edu/3390092/HALİD_ZİYA_UŞAKLIGİL 
https://www.aksam.com.tr/magazin/huzurlarinizda-vatan-sagolsun/haber-965273 
https://www.youtube.com/watch?v=qURELuI1i_M 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.