Nature Climate Change dergisinde yayımlanan araştırmada, küresel sıcaklık artışının doluya elverişli atmosfer koşullarının dağılımını nasıl değiştireceği incelendi. Farklı iklim modelleri ve 3 ayrı dolu göstergesi kullanılarak 2 ve 3 derecelik küresel ısınma senaryoları değerlendirildi. Çalışmada, dolunun kendisi değil, doluya elverişli atmosfer koşulları esas alınarak analiz yapıldı.
Çalışmaya göre, küresel ortalama sıcaklığın 2 ila 3 derece artmasıyla doluya uygun atmosfer koşulları genel olarak kutuplara doğru kayacak. Orta enlemlerde dolu tehlikesinin azalması, daha soğuk bölgelerde ise artması öngörülüyor. Bu değişimin temel nedenleri arasında atmosferde artan konvektif potansiyel enerji, bazı bölgelerde zayıflayan rüzgar kesmesi ve ısınmaya bağlı olarak değişen yükselti seviyeleri yer alıyor.
Doluya elverişli günlerin sayısının Kuzey Amerika'nın kuzeyi, kuzey Avrupa, Orta ve Kuzey Asya, Yeni Zelanda ile Avustralya'nın güneydoğusunda artması bekleniyor. Buna karşılık Hindistan'ın güneydoğusu, Çin'in bazı kıyı bölgeleri, Kuzey Avustralya, ABD'nin güneydoğusu ve Afrika'nın büyük bölümünde azalma öngörülüyor.
Ayrıca, Güney Amerika'nın güney kesimleri ile ABD'nin güneydoğusunda yaz döneminde düşüş tahmin ediliyor. Avrupa'nın 60. paralel kuzeyi çevresi, Alpler ve Kanada'da belirgin artış sinyalleri tespit edildi.
Araştırmada ayrıca 26 farklı tarım ürünü için dolu riski değerlendirildi. Sonuçlar, buğday ve çavdar gibi kışlık ürünlerde dolu riskinin genel olarak artabileceğini, mısır, soya fasulyesi ve patates gibi yazlık ürünlerde ise riskin azalabileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, iklim değişikliğiyle tarım bölgelerinin de kutuplara doğru kaymasının beklendiğini ancak dolu tehlikesindeki benzer kaymanın bu bölgelerde elde edilebilecek verim artışlarını sınırlayabileceğini vurguladı.
Çalışmada, bazı bölgelerde dolu sıklığı azalsa bile daha büyük dolu taneleri nedeniyle hasar potansiyelinin ve şiddetin artabileceği de belirtildi. Özellikle tropikal bölgelerde belirsizliklerin yüksek olduğu vurgulanırken, dolu olaylarının seyrekleşmesine rağmen etkisinin daha yıkıcı hale gelebileceği aktarıldı.
- "Uygun koşullar daha sık ortaya çıkıyor"
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Deniz Demirhan, AA muhabirine, dolunun oluşabilmesi için yer seviyesinde sıcak ve nemli havanın bulunması, bunun da güçlü yükselici hava hareketleriyle üst seviyelere taşınması gerektiğini söyledi.
Dolu tanelerinin fırtına bulutları içerisinde buz kristalleri üzerine aşırı soğumuş su damlacıklarının yapışmasıyla büyüdüğünü anımsatan Demirhan, "Yükselici hareket ne kadar güçlü ve uzun süreliyse dolu taneleri de o kadar büyür. Daha sonra bu tanecikler atmosfer tarafından taşınamayacak kadar ağır hale gelince yeryüzüne düşer." dedi.
Demirhan, geçmişte dolunun daha çok dünyanın orta kuşağında sıcak ve nemli iklim bölgeleriyle ilişkilendirildiğini ancak iklim değişikliğinin bu tabloyu değiştirmeye başladığını anlattı.
Küresel ısınmanın özellikle kutup bölgelerinde sıcaklıkları artırdığına işaret eden Demirhan, "Kutuplarda yer seviyesi ile üst atmosfer arasındaki sıcaklık farkı geçmişte çok düşüktü. Şimdi bu fark büyüyor, bu da yükselici hava hareketlerini ve dolu oluşturan fırtına bulutlarının gelişimini kolaylaştırıyor. Aynı zamanda yere düşen dolu tanelerinin erimesini önleyecek kadar serin koşullar korunuyor." değerlendirmesinde bulundu.
Demirhan, çalışmada Karadeniz'in kuzeydoğusunun dolu riskinin artabileceği bölgeler arasında gösterildiğine dikkati çekerek, bu durumun tarımsal üretim açısından dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi.
Dolu olaylarının Türkiye'de en çok ilkbahar ve yaz başında görüldüğünün altını çizen Demirhan, bunun temel nedeninin yer seviyesi ile yaklaşık 5 kilometre yükseklikteki atmosfer arasında oluşan sıcaklık farkı olduğunu aktardı.
Demirhan, sıcaklık farkının güçlü konvektif hareketleri tetiklediğine işaret ederek, "İlkbahar, yaz ve sonbahar başı dönemlerinde yer yüzeyi daha hızlı ısındığı için dolu oluşturan fırtınalar için uygun koşullar daha sık ortaya çıkıyor." ifadesini kullandı.
İklim değişikliğiyle dolu olaylarının karakterinin de değiştiğinin altını çizen Demirhan, şunları kaydetti:
"Akdeniz havzasında dolu daha seyrek görülebilir ancak oluştuğunda çok daha şiddetli olabilir. Çünkü atmosfer daha fazla enerji ve nem içeriyor. Bu da daha büyük dolu taneleri ve daha kuvvetli fırtınalar anlamına geliyor. Buna karşılık geçmişte daha az dolu görülen kuzey bölgelerde sıklık artabilir. Bu nedenle özellikle tarımla uğraşan kesimlerin dolu tahminlerini geçmişe göre çok daha yakından takip etmesi gerekecek."
- "Tek bir dolu olayı bile tüm verimi etkileyebiliyor"
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Tunçtürk de dolu kaynaklı tarımsal kayıpların 2050'ye kadar yüzde 25 ila 50 artabileceğinin öngörüldüğünü, riskin yalnızca şiddet değil, zamanlama ve coğrafya açısından da değiştiğini söyledi.
Dolu olaylarının iklim değişikliğiyle sonbahar sonu, kış ve erken ilkbahar gibi dönemlere kayabileceğini belirten Tunçtürk, "Modellemeler, özellikle orta ve yüksek enlemlerde doluya elverişli atmosfer koşullarının yılın daha erken dönemlerinde oluşmaya başladığını gösteriyor." dedi.
Tunçtürk, bu değişimin kışlık buğday gibi ürünlerde kardeşlenme, başaklanma ve çiçeklenme gibi hassas dönemleri daha yüksek risk altına soktuğunun altını çizerek, "Bitkilerin gelişme evreleri artık daha uzun bir dolu riski periyodu içinde kalıyor." ifadesini kullandı.
Dolu zararının yalnızca ürün miktarını değil, kaliteyi de etkilediğini belirten Tunçtürk, yaprak ve başaklarda oluşan hasarın fotosentezi düşürdüğünü, mantar kaynaklı hastalık riskini artırdığını ve verim kaybını derinleştirdiğini anlattı.
Tunçtürk, "Bu noktada dolunun hangi ayda gerçekleştiği, görülme sıklığından daha kritik hale geliyor. Çünkü bazı dönemlerde tek bir dolu olayı bile tüm verimi etkileyebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.
TARSİM verilerine göre dolu zararlarının sigorta ödemelerinde ilk sırada yer aldığını hatırlatan Tunçtürk, 2018-2022 döneminde yapılan yaklaşık 9,4 milyar liralık hasar ödemesinin 2,7 milyar liralık kısmının dolu kaynaklı olduğunu aktardı.
Tunçtürk, erken uyarı sistemleri, dolu ağları, koruyucu tarım teknolojileri, iklim dirençli çeşit geliştirme çalışmaları ve tarım sigortalarının yaygınlaştırılmasının gelecekte tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından stratejik önem taşıdığını sözlerine ekledi.