Kosova Savaşı, UÇK’nın Önde Gelen İsimleri ve Kosova Uzmanlaşmış Daireleri’nin 16 Eylül 2026 Tarihli İlk Derece Kararı

Altay Suroy Recepoğlu

16 Eylül 2026 tarihinde Lahey'de açıklanan karar, Kosova Savaşı'nın ardından gelişen ceza adaleti sürecinin en önemli aşamalarından birini oluşturmuştur. Kosova'nın eski Cumhurbaşkanı Haşim Taçi ile UÇK'nın diğer üst düzey isimleri Yakup Krasniçi, Kadri Veselji ve Recep Selimi hakkında yaklaşık üç buçuk yıl süren yargılama sonucunda ilk derece kararı verildi.

Lahey’de Kosova Uzmanlaşmış Mahkeme kurulu başkanı Amerikalı Charles Smith mahkeme kararını suarken , Mahkeme kurulunun Taçi ve Krasniçi'yi 25'er yıl, Veselji'yi 18 yıl ve Selimi'yi 13 yıl hapis cezasına mahkûm ettiğini bildirdi. Böylece dört sanık hakkında verilen toplam hapis cezası 81 yıla ulaşmıştır. Karar ilk derece kararıdır ve tarafların temyiz hakkı bulunmaktadır.

Ancak kararın hukuki anlamı yalnızca verilen cezaların toplamından ibaret değildir. Asıl önemli husus, Mahkeme Heyeti'nin hangi fiilleri savaş suçu olarak kabul ettiği ve hangi suçlamaları ispat standardının karşılanmadığı gerekçesiyle reddettiğidir.

Bu nedenle karar üç ayrı düzlemde değerlendirilmelidir:

  1. Bireysel cezai sorumluluk,
  2. Kosova'daki silahlı çatışmanın uluslararası insancıl hukuk bakımından niteliği,
  3. 1998-1999 Kosova tarihinin savaş sonrası adalet perspektifinden yeniden değerlendirilmesi.

Bu üç düzlem birbirinden ayrılmadığı takdirde, hukuki bir mahkeme kararının siyasi veya tarihsel bir hükümle karıştırılması riski ortaya çıkmaktadır.

Kosova Uzmanlaşmış Daireleri, klasik anlamda Birleşmiş Milletler tarafından kurulmuş bir uluslararası ceza mahkemesi değildir. Kurumsal yapısı bakımından Kosova hukuk sistemi içerisinde oluşturulmuş, ancak uluslararası hâkimler ve uluslararası personel tarafından işletilen özel bir yargı mekanizmasıdır.

Bu yapı, Kosova'nın 2015 yılında gerçekleştirdiği anayasal değişiklikle mümkün hale gelmiştir.

Kosova Anayasası'na eklenen 162. madde, Kosova'nın uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde Uzmanlaşmış Daireler ve Uzmanlaşmış Savcılık Ofisi kurulmasına anayasal temel sağlamıştır. Aynı dönemde 05/L-053 sayılı Kosova Uzmanlaşmış Daireleri ve Uzmanlaşmış Savcılık Ofisi Kanunu kabul edilmiştir.

Kuruluş sürecinin arka planında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin 7 Ocak 2011 tarihli raporu ve bu raporda yer alan ciddi suç iddiaları bulunmaktadır. Avrupa Birliği daha sonra 2011 yılında Özel Soruşturma Görev Gücü'nü (SITF) oluşturmuş; bu yapı 2014 yılında soruşturma sonuçlarının iddianame düzenlemeye yetecek ağırlıkta deliller içerdiğini açıklamıştır.

2014 yılında Kosova Cumhurbaşkanı ile Avrupa Birliği'nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi arasında gerçekleştirilen Mektup Teatisi, ayrı ve uzmanlaşmış yargı organlarının oluşturulmasının temelini oluşturmuştur.

Dolayısıyla Uzmanlaşmış Daireler'in hukuki temeli üçlü bir yapı göstermektedir:

  • Kosova Anayasası'nın 162. maddesi,
  • 05/L-053 sayılı Kosova Kanunu,
  • Kosova ile Avrupa Birliği arasındaki uluslararası anlaşma/Mektup Teatisi.

Bu durum mahkemenin hem Kosova hukukuna hem de uluslararası insan hakları ve ceza hukuku standartlarına bağlılığını gündeme getirmektedir.

1990'lı yılların ikinci yarısında Kosova'daki siyasi kriz silahlı çatışmaya dönüşmüştür. 1998 yılı itibarıyla Yugoslavya güvenlik güçleri ile Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) arasında açık silahlı çatışmalar yaşanmıştır.

Kosova'daki çatışmanın kökleri, 1989'da Kosova'nın özerkliğinin önemli ölçüde kaldırılmasına kadar götürülmektedir. 1990'lı yıllarda Arnavut siyasi hareketinin önemli bir bölümü uzun süre barışçıl ve siyasi yöntemleri tercih ederken, UÇK'nın ortaya çıkmasıyla silahlı mücadele yeni bir boyut kazanmıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün kapsamlı çalışmaları, 1998 yılı başlarında UÇK'nın başlangıçta merkezi komuta yapısı sınırlı, bölgesel ve dağınık bir silahlı yapı niteliğinde olduğunu; 1998 yılı içerisinde ise daha merkezi bir örgütlenme yönünde geliştiğini belirtmektedir.

Bu tarihsel arka plan, Lahey davasında önemli bir hukuki soruya dönüşmüştür:

UÇK'nın siyasi amacı ile belirli mensuplarının gerçekleştirdiği suçlar hukuken birbirinden ayrılabilir mi?

Mahkemenin yaklaşımı bu ayrım üzerine kurulmuştur.

16 Eylül 2026 tarihli kararın önemli noktalarından biri, davanın UÇK'nın bağımsız Kosova hedefinin meşruiyetini yargılamadığına ilişkin açıklamadır.

Mahkeme Heyeti, davanın konusu olarak UÇK'nın siyasi hedefini değil, bu hedeflere ulaşmak için bazı mensuplarının belirli suç teşkil eden yöntemleri kullanıp kullanmadığını ele almıştır.

Bu ayrım hukuk açısından son derece önemlidir.

Çünkü uluslararası ceza hukukunda bir örgütün siyasi veya askeri amacı ile o örgüt mensuplarının belirli fiilleri arasında otomatik bir hukuki özdeşlik kurulamaz.

Bu nedenle kararın UÇK'nın bağımsızlık hedefinin hukuki veya siyasi meşruiyetine ilişkin genel bir hüküm olarak okunması doğru değildir.

Mahkeme Heyeti, dört sanığı dört temel savaş suçu kategorisinin belirli biçimleri bakımından suçlu bulmuştur:

  1. hukuka aykırı veya keyfî tutuklama ve özgürlükten yoksun bırakma,
  2. zalimane muamele,
  3. işkence,
  4. öldürme.

Mahkeme tarafından tespit edilen en az mağdur sayıları bakımından öne çıkan rakamlar şunlardır:

Hukuka aykırı/keyfî tutuklama ve özgürlükten yoksun bırakma

385, zalimane muamele 49,

İşkence 303, ve Öldürme 96 olay.

Bu suçlar bakımından Taçi ve Krasniçi'nin bireysel ceza hesaplamaları aynı düzeyde belirlenmiştir: tutuklama bakımından 15 yıl, zalimane muamele bakımından 4 yıl, işkence bakımından 20 yıl ve öldürme bakımından 23 yıl. Ancak bu cezalar ayrı ayrı toplanarak infaz edilmemiş; tek bir toplam ceza olarak 25 yıl belirlenmiştir.

Veselji için bireysel cezalar 10, 3, 13 ve 16 yıl; toplam ceza ise 18 yıl olarak belirlenmiştir.

Selimi için bireysel cezalar 6, 2, 8 ve 11 yıl; toplam ceza ise 13 yıl olarak belirlenmiştir.

Bu sistem, uluslararası ve Kosova ceza hukukunda birden fazla suç bakımından tek bir birleşik ceza belirlenmesi yaklaşımının somut örneğini oluşturmaktadır.

Kararın en önemli hukuki noktalarından biri, sanıkların savaş suçlarından mahkûm edilmesine rağmen insanlığa karşı suçlar bakımından beraat etmeleridir.

İddianamede insanlığa karşı suçlar kapsamında zulüm, hapis veya diğer özgürlükten yoksun bırakma biçimleri, diğer insanlık dışı eylemler, işkence, öldürme ve zorla kaybetme gibi suçlamalar bulunuyordu.

Ancak Mahkeme Heyeti, savcılığın insanlığa karşı suçların gerekli hukuki unsurlarını ispatladığı sonucuna ulaşmamıştır. Özellikle mağdurların ve olayların, insanlığa karşı suçların gerektirdiği hukuki çerçevede değerlendirilmesi bakımından savcılığın ispat yükünü karşılamadığı sonucuna varılmıştır.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü:

“Savaş suçu işlenmedi” ile “insanlığa karşı suçun bütün unsurları kanıtlanmadı” aynı hukuki anlamı taşımaz.

Mahkemenin kararında savaş suçlarının belirli unsurları kanıtlanmış, ancak insanlığa karşı suçların gerektirdiği farklı hukuki unsurların yeterli derecede ispatlanmadığı sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla kararın hukuki yapısı bir kısmi mahkûmiyet ve kısmi beraat niteliğindedir.

Mahkeme Heyeti, en geç Mart 1998'den yaklaşık 20 Haziran 1999'a kadar Kosova'da UÇK ile Yugoslavya Federal Cumhuriyeti arasında uluslararası olmayan bir silahlı çatışma bulunduğu sonucuna varmıştır.

Bu tespit, savaş suçlarının hukuki temelinin anlaşılması açısından merkezi öneme sahiptir.

Uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda da uluslararası insancıl hukuk, özellikle sivillerin ve çatışmaya doğrudan katılmayan kişilerin korunmasına ilişkin kurallar, taraflar bakımından uygulanır.

Bu nedenle UÇK mensubu olmak veya UÇK'ya karşı olmak tek başına bir kişinin hukuki statüsünü belirleyen yeterli kriter değildir.

Mahkemenin değerlendirmesinde esas mesele, mağdurların çatışma hukuku bakımından korunan kişiler olup olmadığı ve sanıkların bu kişilere karşı gerçekleştirdiği eylemlerin savaş suçu unsurlarını taşıyıp taşımadığıdır.

Kararın dikkat çekici yönlerinden biri 20 Haziran 1999 tarihinin belirli suçlamalar bakımından sınır olarak kabul edilmesidir.

Mahkeme, silahlı çatışmanın sona ermesiyle savaş hukukunun çatışma bağlamındaki uygulanma şartlarının sona erdiğini ve bu tarihten sonraki olayların savaş suçu olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmiştir.

Bu tespit, tarihçiler açısından da önemlidir.

Çünkü Kosova'da NATO müdahalesinin sona ermesi ve Yugoslavya güçlerinin çekilmesi sonrasında da ciddi şiddet olayları meydana gelmiştir. Ancak bir olayın 1999 sonrası dönemde gerçekleşmiş olması, onu otomatik olarak savaş suçu haline getirmemektedir.

Burada iki farklı hukuki soru bulunmaktadır:

-Fiil gerçekten işlendi mi?

-İşlendiyse, işlendiği tarihte ve koşullarda savaş suçu olarak nitelendirilebilir mi?

Mahkemenin yaklaşımı ikinci sorunun bağımsız önemini ortaya koymaktadır.

Kararın en önemli yönlerinden biri, bütün UÇK mensuplarına yönelik kolektif bir sorumluluk tesis etmemesidir.

Mahkeme dört sanığın her birinin kendi konumu, bilgisi, katkısı ve eylemleri bakımından değerlendirme yapmıştır.

Mahkeme Taçi'nin ortak suç teşkil eden amacın uygulanmasına önemli katkıda bulunduğu, bu amacın oluşturulması ve uygulanmasında önemli rol üstlendiği ve belirli suçların işlenmesine şahsen katıldığı sonucuna ulaşmıştır.

Taçi'nin toplam cezası 25 yıl olarak belirlenmiştir.

Krasniçi bakımından mahkeme, onun UÇK Genel Karargâhı üyesi ve sözcüsü olarak belirli politikalara ve suç teşkil eden eylemlere önemli katkı sağladığı sonucuna ulaşmıştır.

Krasniçi de 25 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

Veselji, UÇK'nın istihbarat yapılanması ve üst düzey karar mekanizmalarındaki rolü bağlamında değerlendirilmiş; mahkeme onun belirli suçların gerçekleştirilmesine katıldığı ve suçların işlenmesini teşvik ettiği sonucuna ulaşmıştır.

Veselji'nin cezası 18 yıl olarak belirlenmiştir.

Selimi, UÇK Genel Karargâhı ve askeri polis yapılanmasındaki konumu bakımından değerlendirilmiştir.

Mahkeme onun belirli suçların işlenmesini teşvik ettiğini ve bunlara katıldığını tespit etmiş; toplam cezasını 13 yıl olarak belirlemiştir.

Davanın en önemli hukuki tartışmalarından biri UÇK'nın komuta ve kontrol yapısının niteliğidir.

Savunma tarafları, UÇK'nın tek ve merkezi bir komuta yapısına sahip olmadığını ve üst düzey yöneticilerin sahadaki bütün gelişmeler üzerinde etkili kontrol kurmadığını ileri sürmüştür.

Bu savunma, uluslararası ceza hukukunda üstün/komutan sorumluluğu ve bireysel katkı bakımından önemlidir.

Ancak bir örgütün merkezi yapısının bulunup bulunmaması, tek başına bireysel cezai sorumluluğu ortadan kaldıran veya doğuran bir unsur değildir.

Esas soru, belirli sanığın:

-hangi yetkiye sahip olduğu,

-hangi bilgileri bildiği,

-hangi suçlara katkı yaptığı,

-suçları önleme veya cezalandırma bakımından hangi imkânlara sahip olduğu

gibi somut unsurların delillerle ortaya konulmasıdır.

Bu nedenle kararın ilerideki temyiz sürecinde en önemli hukuki tartışma alanlarından biri, bireysel katkı ile örgütsel sorumluluk arasındaki sınır olacaktır.

Dava dosyasında mağdurların önemli bir bölümü UÇK tarafından siyasi veya askeri rakip olarak görülen kişilerden oluşmuştur.

Bunlar arasında Sırplar, Romanlar, Aşkaliler ve UÇK tarafından Sırp makamlarıyla işbirliği yaptığı düşünülen Arnavutlar; ayrıca Kosova Demokratik Birliği ( LDK) destekçileri, UÇK'ya katılmayan Arnavutlar ve diğer siyasi veya toplumsal muhalifler yer almıştır.

Bu husus tarihsel açıdan önemlidir.

Çünkü Kosova Savaşı'nın anlatısı uzun süre iki taraflı bir savaş anlatısı üzerinden şekillenmiştir. Ancak savaş döneminde meydana gelen ihlallerin mağdurları farklı etnik ve siyasi topluluklardan oluşabilmektedir.

Dolayısıyla savaş sonrası adalet yaklaşımı açısından:

Mağdurun etnik kimliği kadar, çatışma sırasında hukuken korunan kişi olup olmadığı ve kendisine karşı gerçekleştirilen eylemin niteliği de önemlidir.

Bu yaklaşım, ceza hukukunun etnik veya siyasi aidiyet yerine bireysel fiil ve hukuki statü üzerinden hareket etmesini sağlar.

Kosova Savaşı, yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda farklı toplulukların kolektif hafızalarının şekillendiği tarihsel bir dönemdir.

Kosova Arnavutları bakımından UÇK, Sırp devlet güçlerine karşı silahlı direnişin ve bağımsızlık mücadelesinin önemli sembollerinden biri olmuştur.

Buna karşılık Sırp toplumsal hafızasında UÇK'nın gerçekleştirdiği veya UÇK mensuplarına atfedilen öldürme, kaçırma ve diğer suçlar önemli bir travmatik hafıza alanı oluşturmaktadır.

Bu iki tarihsel hafıza alanının varlığı, mahkemenin hukuki kararını daha da hassas hale getirmektedir.

Ancak bir ceza mahkemesinin görevi tarihsel hafızalardan herhangi birini bütünüyle onaylamak değildir.

Mahkemenin görevi: belirli sanıkların belirli suçlardan cezai sorumluluğunun makul şüphenin ötesinde kanıtlanıp kanıtlanmadığını belirlemektir.

Bu nedenle Lahey kararı, Kosova Savaşı'nın bütün tarihsel anlamına ilişkin nihai bir karar olarak değerlendirilmemelidir.

Kosova Uzmanlaşmış Daireleri'nin varlığı, Kosova hukuk sisteminin olağan yapısından farklı bir mekanizma meydana getirmiştir.

Bu mekanizma, Kosova Anayasası'nın 162. maddesi ile anayasal düzeye taşınmıştır.

Dolayısıyla karar, Kosova'da:

  • anayasal düzen,
  • uluslararası hukuk,
  • insan hakları,
  • ceza hukuku,
  • savaş hukuku

arasındaki ilişkinin somut bir örneğini teşkil etmektedir.

Özellikle Kosova Anayasa Mahkemesi ile Uzmanlaşmış Daireler arasındaki anayasal yetki ilişkisi akademik açıdan ayrıca incelenmeye değerdir. Anayasa'nın 162. maddesi, Uzmanlaşmış Daireler ile ilgili anayasal başvuruların değerlendirilmesi için özel bir uluslararası hâkim mekanizması öngörmüştür. Bu durum Kosova'daki anayasal denetimin kurumsal yapısında özgün bir düzenleme meydana getirmiştir.

16 Eylül 2026 tarihinde açıklanan karar ilk derece kararıdır.

Bu nedenle hukuki süreç henüz kesinleşmiş değildir. Tarafların temyiz hakkı bulunmaktadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.