KORONAVİRÜS-MİKROCANAVAR

Bestami Bozkurt

Sars-Cov-2 virüsünün dünyanın maşeri vicdanını kanırtan en önemli özelliği hızla ve sinsice yayılması…

 

Uçak seyahatlerinin ülkede vakalar ortaya çıkana dek devam ettirilmesi ülkelerin hazırlıksızlığının yanında öngörememe hali…

 

Katil virüs insan kanında gezerken vücut sistemindeki hücrelerin çok özel güvenlik önlemleri olmasına rağmen hücrenin içine kendi parçacığı gibi öyle kafa karıştırıcı moleküller bırakıyor ki hücre bir şeylerin yanlış gittiğini anladığında iş işten çoktan geçmiş oluyor.

 

Yani şöyle:

 

İstihbarat servisleri çökertmek istediği bir örgüte sızdığında o örgüttenmiş gibi davranabilen ve hiçbir şey çaktırmadan o örgüte çalışan istihbarat elemanı gibi…

 

Hücre, yaşayan bir makine…

 

Hücrenin muazzam bir koruma sistemi var ve bu sistem sayesinde insan birçok mikroorganizmaya karşı koruyor ve sağlık sistemini yüksek güvenlikli şekilde koruyor.

 

Ancak sars-cov-2 virüsü aynı vücutta çalışıp duran hücrelerin parçasıymış gibi kandan hücreye yapışıyor.

 

İnsan hücresi virüsün hücresini kendi hücresi zannederek defalarca çoğaltıyor ve hücrenin bağışıklık sistemine haber vermesini sağlayan sinyal sistemini bozduğu için hücrenin içine doluşan virüsün kopyaları hücre duvarında açtığı delik sayesinde ve koruma sistemini bozduğu için hızla insan metabolizmasını tahrip etmeye başlıyorlar. Bu tahribat çok akıllıca bir planlanmışlıkla vücut sistemini tamamen işlevsizleştirerek vücudu hızla ölüm götürüyor.

 

Katil virüsler ilk defa çıkmıyor.

 

Tarih boyunca ciddi nüfus kayıplarına sebep olan katil virüsler insanoğlunun tabiatla, hayvanlarla yanlış ve ters giden ilişkileri sonucunda ortaya çıkıyor.

 

Modernliğin teknolojik yansımaları ile yeni çıkan virüs tipleri insan bilgisini aşan ve tıp bilimini enterne eden yapıda sökün ediyor.

 

Herşeyden öte insanoğlunun imtihanıdır da…

 

Paylaşmayı bilmeyen, bencil ve duyarsız toplumlara gönderilen imtihandır.

 

Mesele insan ölmesini dert etmek olsaydı Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de kısaca ortadoğuda, İslam topraklarında her gün yüzlerce, binlerce insan ölüyordu ve sessiz Müslümanlar, sessiz insanlar film seyreder gibi seyrediyorlardı.

 

Vekalet savaşlarıyla ortadoğuyu cehenneme çevirenler, insanların düzenleri bozguna uğratıp yeni kavimler göçüne zorlayan ve adına da demokrasi diyen divaneler şimdi gözle görülmeyen insanoğlunun aklını alt üst eden mikrocanavarla baş etmeye çalışıyor.

 

Sabık ABD başkanı giderayak DEAŞ’ı, 10 yıldan fazla çok zorlu mücadele etmemizi gerektirecek çok zorlu düşman olarak tanımlamıştı.

 

Ne oldu?

 

Gittiği gibi bitti.

 

Adını duyan var mı?

 

Mesele ne biliyor musunuz?

 

Adaletin mahkeme duvarlarını süsleyen bir yazı olmaktan çıkarılarak tüm toplumlarda sağlanması lazım.

 

Gelişmiş ülkelerin sömürü düzeninden kurtulup dünyayı artık bir aile gibi kabul etmeleri gerekmektedir.

 

Ailenin içindeki huzursuzluk herkesi rahatsız eder.

 

Afrika’da bir çocuk açlıktan ölüyorsa, Suriyeli bebeler rüzgarın önündeki yapraklar gibi savrulup duruyorsa ve bunca adaletsizlikler karşısında gelişmiş ülkeler sorunu çözüyormuş gibi yaparak çıkar savaşlarıyla yer altı kaynaklarına göz dikiyorsa Allah kendi adaletini mi işletiyor: “kimseyi seçmeden?”

 

Aşırı giden ve zıvanadan çıkan kavimler helak oldu.

 

Nemrut kendini o kadar büyük görüyordu ki İbrahim Aleyhisselamın Rabbiyle savaşmak için yüz bin asker toplamıştı.

 

Askerlerini savaş düzenine soktu, büyüklenip gururlanarak “İbrahim’in gök tanrısı şimdi bizim gücümüzü görsün bakalım!” dedi.

 

O ara bir melek, insan suretinde gelip Nemrut’a dedi ki “Ey budala! Bu kadar asker toplamaya ne gerek var? İbrahim’in Rabbi, yarattığı en hakir bir mahluku ile seni de askerini de helak eder!”

 

Nemrut çıldırdı ve gururu daha da aratarak “Beni bugün kim yenecekmiş, görelim bakalım” dedi.

 

Ardından Allah sivrisinek ordusuna emretti. Koca ordu öyle bir sivrisinek hücumuna uğradı ki sivrisinekten göz gözü görmüyordu.  Ordu perişan oldu ve Nemrut kaçıp sarayına saklandı.

 

Çok ibretliktir;

 

Nemrut sarayında saklanmışken kör ve topal bir sivrisinek geldi Nemrut’un burnundan girip beynini kemirmeye başladı. Öyle şiddetli ağrıyordu ki kafasına tokmakla vurdurmaya başladı ve aylar sonra tokmakla başını parçalattı ve öldü.

 

Kabeyi yıkmaya çalışan Ebrehe’nin ordusunu ebabil kuşları darmadağın etti.

 

Zalimin zulmü varsa mazlumun Allah’ı var.

 

Sonuçta hayat imtihan değil mi?

twitter.com/bestamibozkurt

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.