KOMPLOSUZ KORONA

Gülçin K. İNCEİPLİK

Günümüzde İnternet her türlü bilgiyi kolayca geniş kitlelere ulaştırabiliyor. 

Ne var ki bu bilgilerin önemli bir kısmı doğru ve güncel veri içerirken, çoğu yanıltıcı, asparagas ve hatta komplo teorisi içeriyor.

Olaylara ve olgulara nereden baktığımızla ilgili olarak bazen yanlış bilgiyi doğru, bazen de doğru olan bilgiyi yanlış olarak kabul edebiliyoruz. 

Bilgi akışının bu kadar hızlı olduğu bir çağda aklımız karışmadan doğruyu akıllıca süzebilmemiz hiç kolay değil. 

Var olan düşünce kalıbımıza uyan bir şey varsa hemen kabul ediyoruz, uymuyorsa da inanmamakta direnç gösteriyoruz. 

Dünya aylardır Korona gerçeği ile boğuşuyor. Sağlıktan ekonomiye, ekonomiden politikaya kadar birçok alanı altüst eden küresel salgın her dakika yeni bir yanlış bilginin de üretilmesine zemin hazırlıyor.

Bu karmaşık süreçte hakikatte ısrar etmek bizleri zihinsel açıdan çok daha sağlıklı ve hazırlıklı kılacaktır. 

Emperyalist güçlerin oyunundan aşı fonuna para kazandırılmasına kadar geniş bir yaratıcılık yelpazesinde üretilen komplo teorileri kısa zamanda salgından çok daha hızlı yayıldı.  

Bilim dünyası inanılmaz bir gayretle salgınla mücadele ederken, “gizemli dünya” ise ne olduğunu bilmediği bir hastalık hakkında her geçen gün yeni bir teori ortaya atıyor.

Bu yazıda son günlerde çok tartışılan birkaç komplo teorisi üzerinden gerçeklikten kopmadan, yanlışı cımbızlamadan çıplak doğruyu sizlere sunmaya çalışacağım.

İlk sırada Amerika

Virüs Çin’de daha yeni görülmeye ve aynı anda Çin’in ekonomisini sarsmaya başladığında komplocular ilk faturayı Amerika’ya kesti. 

Yani virüs Amerika tarafından Çin’i bitirmek için tasarlanan biyolojik bir silahtı. 

İlk zamanlarda virüs yalnızca Çin’de görülse de ekonomik etkileri tüm dünyaya yayılmaya başlamıştı. 

Dış ticaret haddi bu kadar yüksek olan bir ülkenin kısa zamanda yaşadığı kayıp küresel piyasaları da altüst etmeye başlamıştı. 

Çin’in İşi

Bu sırada yeni bir komplo teorisi daha türedi. Dünya nüfusunun yüzde 18’ini oluşturan Çin, yaşlı nüfusunu elimine etmek için virüsü kendi üretmişti. 
 

Çin’deki son verilere göre ölü sayısının 3000 civarında olduğunu varsayarsak, 1.4 milyarlık nüfuslu ülkede her 500.000’de sadece 1 kişi ölmüş oluyor. 

Anlaşılan o ki kontrolsüzce büyüyen bir virüs bile Çin’in yaşlı nüfusuyla baş edememiş.

Zamanla bu teoriler de çürüyünce yenileri türemeye başladı.
 

Yeniden Çin
 

Virüsün merkezinin önce Avrupa ardından da Amerika olmasıyla yeni bir komplo teorisi daha ortaya atıldı. 
“Virüs Wuhan’da çok gizli bir biyolojik silah olarak laboratuvarda üretilmişti”.

Bu neye dayandırılıyor:    

Diğer ülkeler virüs ile yeni yeni tanışırken Çin’in elinde, virüsten ilk etkilenen ülke olarak, inanılmaz bir bilgi birikimi oluştu. Haliyle bunu doğal olarak ekonomik faydaya da dönüştürdü. 
 

Maske ve test kitlerinin bir anda üretim merkezi haline gelen ülke yeniden komplo teorilerinin de merkezi haline geldi. 
 

Bir yandan Trump’ın Korona yerine “Çin virüsü” tanımlaması zihinlerde yer etmeye başladı, bir yandan da Çin’in kendini hızlıca toparlaması bu iddiaları güçlendirdi. 
 

Üstelik geçtiğimiz günlerde Amerikalı bazı avukatlar Çin’e 20 trilyon dolarlık tazminat davası açtı. 
 

Amerika’yı ciddiye alırdım, eğer davayı biyolojik savaş odağından çıkarıp virüsün yayılmasıyla ilgili ihmaller odağına çekseydi. İşte o zaman bu olay siyasi bir şovdan öte uluslararası zeminde de hukuki bir mesele olarak ele alınırdı. 
 

Zira virüsün genetik yapısını inceleyen bilim insanları Kovid-19’un(SARS CoV-2)  laboratuvar ortamında oluşturulmuş ya da kasıtlı olarak değiştirilmiş bir virüs olmadığını ortaya koydu(1). 
 

İzlanda’da ise deCODE Genetics Kovid-19 hastaları üzerinde bir araştırma yaptı. Virüsün ülkeye 3 Avrupa ülkesinden geldiğini, çok hızlı mutasyona uğradığını ve bu vakalarda 40 adet mutasyona uğramış korona-virüs tespit edildiğini açıkladı(2).
 

Neticede virüsün insan tarafından kontrol edilemeyecek bir yapıda olduğu birçok araştırmada kanıtlandı. 
 

Ayrıca virologlar tarafından yarasalardan insanlara geçen birçok korona-virüs olduğu da çokça vurgulanıyor. Kovid-19 da insanlara bulaştığı bilinen yedinci korona-virüs. 
 

İnsan egemenliğinde öyle bir küresel sistem oluşturduk ki zoonotik virüslerin ortaya çıkışını gün geçtikçe neden daha fazla gördüğümüzü anlamamakta ısrar ediyoruz. 
 

İnsan türlerinin gen diziliminin yüzde 1 oranında gelişmesi 8 milyon yıl sürdü. Birçok hayvanın RNA virüsü birkaç gün içinde yüzde 1'den fazla gelişebilir(3).

Küreselleşmenin temel direği serbest dolaşım Korona sonrası hız kesmeden devam edecekse, geçmişte olduğu gibi gelecekte de benzer salgınları tekrar yaşayacağımız aşikar. 
 

Almanya gibi toplumun geleceği için pandemi eylem planı yapan bir ülke gördüğümüzde neden şaşırıyoruz ki? 
 

Son verilere göre en çok can kaybının görüldüğü ülkeler; İtalya, İspanya, Amerika, Fransa, Çin, İran, İngiltere, Hollanda, Almanya ve Belçika. 
 

Bunlardan 5’i G7 ülkesi. 6’sı dünyanın en büyük ekonomileri listesinde ilk 10’da.  
Yine 5’i AB’nin kurucu ülkeleri. 

 

Şu anda 100’den fazla vakası olan 117 ülke var. Yakın zamanda neredeyse virüsün girmediği ülke kalmayacak. 
 

Parlak fikirli komplocular tetikte aşıyı ya da etkin tedaviyi hangi “büyük” güç bulacak diye bekliyor. Çünkü hangi ülke bulursa yeni teori onda parlatılacak.  

Bu hastalık zengin, fakir, büyük, küçük, emperyalist ayırt etmiyor ama ülkelerin yetersiz sağlık altyapısı ve gelir eşitsizliği karnesi hastalığın hem seyrini hem de yarattığı krizi etkiliyor. 
 

Asıl konuşmamız gereken bu değil mi?..

⦁    https://www.nature.com/articles/s41591-020-0820-9
⦁    https://www.information.dk/indland/2020/03/forskere-sporet-40-mutationer-coronavirus-alene-paa-island
⦁    https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMp2002106?query=TOC

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.