Prof. Dr. Seyithan Deliduman
İnsan, en çok hayran olduğu kişilerle değil, kıskandığı kişilerle kendini ele verir. Çünkü kıskançlık, çoğu zaman karşıdakinin üstünlüğünü değil, insanın içinde taşıdığı eksiklik duygusunu yansıtır. Bu yüzden “Kıskanan kim?” sorusundan önce, “Eksik olan ne?” sorusunu sormak gerekir.
Toplumda sıkça dile getirilen dikkat çekici bir gözlem vardır: Erkek hemcinsini kıskanıyorsa çoğu zaman başarı, güç veya itibar bakımından kendisini yetersiz hissetmektedir; kadın hemcinsini kıskanıyorsa ise çoğunlukla güzellik, beğenilme veya değer görme konusunda bir eksiklik duygusu yaşamaktadır. Elbette bu mutlak bir kural değildir. İnsan psikolojisi tek cümleyle açıklanamayacak kadar derindir. Ancak şu gerçek çoğu zaman değişmez: İnsan, başkasının sahip olduklarından çok, kendisinde eksik gördüğü yönlerden rahatsız olur.
Özgüveni sağlam olan insanlar, başkalarının başarısını tehdit olarak değil, ilham kaynağı olarak görürler. Çünkü gelişmenin yolu başkasını engellemekten değil, kendini geliştirmekten geçer. Takdir edebilen insanlar, kıskançlığa teslim olanlardan daha kolay olgunlaşırlar; enerjilerini yıkmaya değil, üretmeye harcarlar.
Kıskançlık duygu olarak kaldığında insanı yorar; davranışa dönüştüğünde ise başkalarını da yaralamaya başlar. O zaman dedikoduya, iftiraya, dışlamaya, haksız rekabete ve liyakatin gölgelenmesine dönüşebilir. Nice dostluklar, nice ortaklıklar ve nice kurumlar, dışarıdan gelen tehditlerle değil, içeride büyüyen kıskançlıklarla yıpranmıştır.
İşte bu noktada mesele sadece psikolojinin değil, ahlakın da konusudur. Kıskançlık, insanın başkasının hakkını teslim etmesini zorlaştırır. Takdir edemeyen bir vicdanın adil davranması da kolay değildir. Çünkü adalet, yalnız mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil, insanın vicdanında verdiği hükümlerle de yaşar. Başkasının başarısını hakkaniyetle değerlendiremeyen bir zihin, çoğu zaman kendi önyargılarının esiri olur.
Toplumların gelişmişliği de büyük ölçüde bu anlayışa bağlıdır. Liyakatin hâkim olduğu toplumlarda insanlar birbirlerinin önünü kesmeye değil, kendi yollarını açmaya çalışırlar. Başarı örnek alınır, emek takdir edilir ve rekabet düşmanlığa dönüşmez. Buna karşılık kıskançlığın yaygın olduğu toplumlarda yetenekten çok yakınlık, emekten çok engelleme konuşulur. Bunun bedelini yalnız bireyler değil, toplumun tamamı öder.
Hayatın en önemli olgunluk göstergelerinden biri, kendisinden daha başarılı, daha bilgili veya daha güzel insanlarla karşılaştığında huzurunu kaybetmemektir. Çünkü başkasının değeri, bizim değerimizi azaltmaz. İnsanı büyüten, başkasını geriletmek değil, kendisini geliştirebilmektir.
Sonuç olarak mesele ne erkekliktir ne kadınlık… Mesele, insanın kendisiyle kurduğu ilişkidir. Kendini tanıyan, eksiklerini dürüstçe kabul eden ve onları geliştirmek için emek veren kişi, başkalarının sahip olduklarıyla kavga etmez. Çünkü bilir ki herkesin yolu, kabiliyeti ve nasibi farklıdır.
Unutulmamalıdır ki kıskançlık, başkasının başarısını gölgeleyemez; fakat insanın kendi karakterini karartabilir. Gerçek büyüklük, başkasının ışığını söndürmekte değil, kendi ışığını çoğaltarak çevresini de aydınlatabilmektedir.