Kimsesiz Bebeğin Parmağını Tutmasıyla Başlayan Gönüllü Anneliği 30 Yıldır Sürüyor

Devlet korumasındaki çocukların kaldığı yuvada yıllar önce kimsesiz bebeğin parmağını tutmasıyla gönüllülük yolculuğu başlayan 75 yaşındaki Yurdanur Altuner, 30 yılı aşkın süredir çocukların hayatına "anne" olarak dokunuyor,

Anadolu Ajansının (AA) "Devlet Korumasındaki Çocuklara Adanan Ömürler" başlıklı dosya haberinin 4. bölümünde, hayatının 30 yılını devlet korumasındaki kimsesiz çocuklara adayan, her durumda ihtiyaçlarına koşan Yurdanur Altuner'in hikayesi anlatıldı.

Altuner'in çocuklarla kurduğu bağ, yıllar önce Şeyh Sayıt Çocuk Yuvasına gönüllü gitmesiyle başladı. Daha önce huzurevindeki yaşlıları evinde ağırlayan ve onlarla vakit geçiren Altuner, kayınvalidesinin vefatının ardından gönüllülük çalışmalarını çocuklarla sürdürmeye karar verdi.

Yuvaya gittiğinde yalnızca çocukları ziyaret etmekle kalmayan Altuner, onların bakımına da yardımcı oldu. Altuner, bebekleri yıkadı, çocuklarla oyun oynadı, yemek yaptı, onları dinledi ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında oldu.

Zamanla çocukların kendisine "anne" diye seslenmesiyle gönüllülük, Altuner için düzenli ziyaretlerin ötesine geçti. Çocukların yalnızca kurumda kaldıkları dönemde değil, büyüdüklerinde de yanında olmaya çalışan Altuner, onların eğitimlerine devam etmeleri ve kendi hayatlarını kurmaları için destek verdi.

Kurumda zaman zaman zorlanan çocukların yanına giderek onları dinleyen Altuner, onlara yaşadıkları şartların, hayatlarının tamamını belirlemeyeceğini göstermeye çalıştı.

Çocuklarla kurduğu ilişki kurumdan ayrıldıklarında da devam etti

Çocukların ihtiyaçları için de çevresini harekete geçiren, tekstil sektöründeki tanıdıklarından kıyafet desteği isteyen, üniversite öğrencileri için burs arayan Altuner, zamanla yardım etmek isteyen kişileri de çocukların hayatına dahil etti.

Altuner, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesindeki Çocuk Evleri Sitesine birlikte gittiği kişilerin çocuklarla tanışmasını sağladı. Böylece çevresinde gönüllülerden oluşan bir dayanışma ağı oluşturan Altuner'in kızları ve torunları da zamanla bu çalışmalara katılarak çocuklara destek vermeye başladı.

Altuner'in çocuklarla kurduğu ilişki kurumdan ayrılmalarıyla da sona ermedi. Yıllar önce yanında olan çocukların eğitimlerini, mesleklerini, evliliklerini takip eden Altuner, farklı şehirlerde yaşayanlarla da iletişimini sürdürdü, zaman zaman eski çocukların yeniden bir araya gelmesi için yemek ve piknikler düzenledi.

Onun için gönüllü annelik, çocukların maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan çok daha fazlası oldu. Bugün de insanları çocuklara yalnızca maddi destek vermeye değil, zaman ayırmaya, onlarla konuşmaya, oyun oynamaya ve yanlarında olmaya çağıran Altuner, bir çocuğun hayatına dokunmak için büyük imkanlara sahip olmak gerekmediğini düşünüyor.

"O küçücük ellerin parmağımı tutması beni çok etkiledi"

Yurdanur Altuner, AA muhabirine, "Evde yaşlı bir kayınvalidem vardı, huzurevinden misafirler alırdım eve. Onlara pasta, börek yapardım, beraber otururduk. Onlarla beraber mutlu olurduk." dedi.

Kayınvalidesi vefat edince "Artık çocuklarla biraz gençleşeyim." dediğini belirten Altuner, "30 yıl evvel, Şeyh Sayıt Çocuk Yuvası'nda başladım. Çok küçük bebeklerle de ilgileniyordum. Bebekleri yıkamaya girerdim. Onları yıkarken parmağımı tutarlardı, bırakmayayım, gitmeyeyim diye. O küçücük ellerin parmağımı tutması beni çok etkiledi. Ondan sonra devam etti. Bir de Barış vardı, terk bebekti. Onu çok severdim. Alırdım kucağıma, yıkar, paklar, severdim. Böyle çocuklarla bağ kurdukça insan bırakamıyor." diye konuştu.

Altuner, çocuklardan birinin hayatına dokunduğunu hissettiği en özel anlardan biri olan, sokakta karşılaştığı Osman ile yaşadığı anısını şöyle anlattı:

"Alışverişe gidiyordum, sokakta bir çocuk gördüm. Bana yalvaran gözlerle baktı. Para versem ona madde alacak diye düşündüm. 'Oğlum gel, sana bir şeyler yedireyim.' dedim. Çok aç olduğunu söyledi. Birlikte börekçiye gittik. Orada Florya'daki merkezi anlattım, 'Gel seni oraya gönderelim, okuluna devam et.' dedim. Sonra ekip arabasını çağırdım, çocuğu merkeze gönderdim. Bir hafta sonra kuruma gittiğimde arkamdan 'anne' diye seslenen bir çocuk vardı. Tanıyamadım. Sonra 'Ben Osman'ım, hani beraber börek yemiştik.' dedi. Ben artık koptum orada, döndüm arkamı, nasıl ağlıyorum. 'Bir çocuk daha kazanmışım.' dedim. Osman orada okudu, sonra hayatını kurdu. Böyle çocukların düzeldiğini, okuduğunu, meslek sahibi olduğunu görmek insana çok büyük mutluluk veriyor."

"Anne demeleri beni aşırı mutlu eder"

Çocukların yalnızca o gününü değil, geleceğini de düşünerek onlara eğitim ve meslek hayalleri kurdurduğunu dile getiren Altuner, şunları kaydetti:

"Çocuklar bazen yaramazlık yaparlardı, bakıcı anneler 'Yurdanur anne gel.' derlerdi. Ben de gider, hepsini etrafıma toplardım. 'Siz şimdi ilkokula gidiyorsunuz, sonra ortaokula, sonra üniversiteye gideceksiniz.' 'Ben üniversiteye bastonum elimde geleceğim.' derdim. 'Anne sen yaşlanmayacak mısın?' diye sorarlardı. 'Yaşlanacağım ama yavaş yavaş geleceğim.' derdim. Onlara üniversiteyi, amfileri, kitapları anlatırdım. 'Kantinde oturacağız, yemek yiyeceğiz, sinemaya gideceğiz.' derdim. Bu hayalle çocuklar büyüdü. Şimdi kimi evlendi kimi fizyoterapist oldu kimi başka meslekler edindi. Bir zamanlar sadece hayalini kurdurduğum şeylerin gerçekleştiğini görmek beni aşırı mutlu ediyor."

Altuner, gençken erkek çocuk sahibi olmanın hayalini kurduğunu belirterek, "Bu hayalim gerçek oldu. Kurumda mangal yaparken çocuklar sıraya girerdi, 'Anne bana da yap.' derlerdi. Bana anne demeleri beni aşırı mutlu eder. Çünkü onların hayatında bir yeriniz olduğunu hissediyorsunuz. Yıllar geçiyor, büyüyorlar ama yine sizi arıyorlar. Anneler Günü'nde arıyorlar, bayramda arıyorlar. Kimi uzakta oluyor, gelemiyor ama seslerini duyuyorum. Bir anneyle çocuk arasındaki bağ gibi, aradan yıllar geçse de kopmuyor." ifadelerini kullandı.

"Birileri mutlu olursa ben de mutlu oluyorum"

Zamanla çevresindeki insanları da gönüllülük sürecine dahil ederek iyilik zincirini büyüttüklerini anlatan Altuner, şöyle konuştu:

"Bir yakınımı görürüm, 'Gel bir yuvaya gidelim, çocukları gör.' derim. Gidiyoruz, çocukların insanların bacaklarına sarıldığını, 'Annem mi geldi?' diye sevindiğini görüyorlar. Sonra onlar da 'Ne olur, giderken ben de geleyim.' diyorlar. Böyle böyle insanlar alışıyor. İhtiyaç olduğunda bir iş insanını arıyorum, 'Arkadaşım, sen herhalde Sırat Köprüsü'nü unuttun.' diyorum. 'Yurdanur anne ne istiyorsun?' diyorlar. Ben de çocukların ihtiyacını söylüyorum. Kendim için bir şey istemem. Benim iki kızım, başımı sokacak bir evim, emekli kocam vardı. Başka bir şeyim yok ama ben bu halimle mutluyum. Birileri mutlu olursa ben de mutlu oluyorum."

Altuner, çocuklara kıyafet bulduklarını, üniversiteye giden varsa burs ayarladıklarını söyleyerek, "Hiçbir şeyi olmayan insan da yardım edebilir. 'Ben çocuklara masal anlatayım.' diyebilir. Bunun için zengin olmaya gerek yok. İnsanların elinden ne geliyorsa onu yapması yeterli. Bir zincir halkası olduk. Biri bir şey yapıyor, sonra onun yanındaki 'Ben de bir şey yapayım.' diyor. Böyle böyle büyüyor." ifadelerini kullandı.

"Eşim de benimle gelirdi"

Altuner, gönüllülük çalışmalarını sürdürürken ailesinin desteğinin de önemli olduğunu belirterek, "Eşim Allah razı olsun, rahmetli oldu. Bana bazen 'Yurdanur, yine mi gideceksin?' derdi. Ben de 'Evet Necdet, bak iki çocuğu da kazansak, onlar beni bekliyor.' derdim. O da benimle gelirdi. Çocuklar onu görünce 'baba, baba' diye etrafında dolanırlardı." dedi.

Kızlarının zamanla bu işin içine girdiğini, torunlarının da gönüllü olduğunu dile getiren Altuner, "Şimdi hepimizin çocuklar için ayırdığı bir şey var. Bazen kurum müdürüyle konuşup çocukları bir araya getiriyoruz. Bursa'dan gelen oluyor, başka yerden gelen oluyor, hepsi toplanıyor. Piknik yapıyoruz, mangallar yanıyor. Çocuklar büyüdü ama benim için yine çocuklar. Onların hayatında ne olduğunu merak ediyorum, iyi olduklarını bilmek istiyorum." diye konuştu.

Altuner, insanların yalnızca maddi destekle değil zaman ayırarak da çocukların hayatına dokunabileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"İnsanların çok parası olması gerekmiyor. Bir yarım gününü ayırsın, gelsin çocuklarla vakit geçirsin. Çocuklar anneye babaya özlem duyuyor. Gelen birinin bacağına sarılıp 'Anne geldin mi?' diyorlar. Bir çocuğun başını okşamak, onunla konuşmak, masal anlatmak bile çok önemli. İnsanlar mutlu olmak için tatile gidiyor, alışveriş yapıyor. Halbuki buraya gelip iki çocuğun gönlünü hoş etse kendi de mutlu olacak. Buralar insanı rehabilite eder. Doktora, ilaca gerek yok. Ben doğduğum zaman babam kız oldu diye çok üzülmüş. Annem de 'Ben bu kızı Allah'a hizmetçi doğurdum.' demiş. Annem benimle gurur duyardı. Belki bu da bana çok şey kattı. Onlara sahip çıkınca insan kendini de başka türlü hissediyor. Ben bir çocuğun hayatına dokunuyorsam, bir çocuğu kazanıyorsam bundan daha büyük mutluluk yok. Çocukların mutlu olması beni mutlu ediyor. Sağlığım elverdiği sürece de onların yanında olmaya devam edeceğim."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri