Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Anne babaların çocukları için kurduğu gelecek, çoğu zaman çocuk henüz kendi hayalini kurmadan hazırdır.
İyi bir eğitim, saygın bir meslek, düzenli bir gelir…
Niyet çocuğun yolunu açmaktır; fakat bazen açılan yol, onun yürümek istediği yol değildir.
İyi niyetle başlayan bu arayış, zamanla farkında olmadan çocuğun hayatını yönlendirme çabasına dönüşebilir.
Çocuğun neye ilgi duyduğundan, hangi alanda yetenekli olduğundan ve nasıl bir hayat yaşamak istediğinden çok, anne babanın hangi mesleği itibarlı veya kazançlı bulduğu önem kazanır.
Doktor olmasını isteyenler…
Mühendisliği daha güvenli bulanlar…
Hukuk okumasını aile geleneğinin devamı sayanlar…
Kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri çocuklarının gerçekleştirmesini bekleyenler…
Birçok aile, yıllar içinde kurduğu düzenin, edindiği çevrenin ve biriktirdiği tecrübenin çocuğuna hazır bir yol açacağını düşünür; bu nedenle onun da kendi faaliyet alanında veya ona yakın bir meslekte ilerlemesini ister.
Sonunda mesleği çocuk seçmiş gibi görünür; fakat tercihin arkasında çoğu zaman ailenin beklentileri vardır.
Elbette genç bir insan, hayatının en önemli kararlarından birini verirken anne babasının tecrübesinden yararlanmalıdır. Anne baba seçenekleri gösterebilir, mesleklerin imkânlarını ve zorluklarını anlatabilir, gerektiğinde uyarabilir.
Fakat yol göstermekle yolu belirlemek aynı şey değildir.
Anne babanın görevi, çocuğun yerine karar vermek değil; onun kendisini tanımasına ve kendi kararını sağlıklı biçimde verebilmesine yardımcı olmaktır.
Çünkü her çocuk farklıdır.
Birinin rakamlarla kurduğu ilişki güçlüdür, bir başkasının kelimelerle…
Biri insanlarla sürekli iletişim hâlinde olmaktan mutluluk duyar, diğeri sessizce üretmeyi sever.
Bu farklılıklar dikkate alınmadan yapılan tercihler, çocuğu daha başlangıçta kendisine ait olmayan bir yola sürükleyebilir.
Bazen çocuk, ailesinin istediği bölümü kazanamaz ve başarısızlık duygusuyla karşılaşır.
Bazen de kazanır, okur, mezun olur; hatta mesleğinde önemli yerlere gelir.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır: İyi bir unvanı, düzenli bir işi ve yeterli bir geliri vardır.
Fakat her sabah isteksizce işe gidiyor ve yaptığı işte kendisini bulamıyorsa ortada gerçekten bir başarı var mıdır?
Başarı yalnızca diploma almak, unvan edinmek veya iyi para kazanmak değildir. İnsanın yaptığı işte kabiliyetini, emeğini ve kişiliğini ortaya koyabilmesi de başarının bir parçasıdır.
Sevilmeden yapılan bir iş, zamanla yalnızca geçim vasıtasına dönüşür. İnsan mesleğini sürdürebilir; fakat kendisini gerçekleştiremeyebilir.
Kaldı ki meslek seçimini yalnızca geçmişin ölçüleriyle değerlendirmek artık mümkün değildir.
Başta yapay zekâ olmak üzere teknolojideki hızlı gelişmeler, bugün güvenli kabul edilen birçok mesleğin geleceğini belirsiz hâle getirmektedir. Bazı işler ortadan kalkacak, bazıları büyük ölçüde değişecek; bugün henüz adını bilmediğimiz yeni çalışma alanları ortaya çıkacaktır.
Çocuklarımızı, geçmişte güvenli olduğu için gelecekte de güvenli kalacağını düşündüğümüz mesleklere hazırlıyoruz. Oysa biz onların geleceğini tasarlarken yapay zekâ, o geleceğin mesleklerini yeniden tasarlıyor.
Belki de çocuklarımızın hangi mesleği seçeceğinden önce, onları nasıl bir hayata hazırladığımızı düşünmeliyiz.
Yalnızca bilgi aktaran ve sınav başarısını esas alan bir eğitim anlayışı artık yeterli değildir. Çocuklara düşünmeyi, öğrenmeyi, üretmeyi, el becerilerini geliştirmeyi ve hayatın temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılayabilmeyi öğreten bir eğitim modeline ihtiyaç vardır.
Bir çocuk sınavda yüzlerce sorunun doğru cevabını bulabilir; fakat basit bir yemek hazırlayamıyor, sökülen bir düğmesini dikemiyor veya elindeki parayı yönetemiyorsa eğitiminde önemli bir şey eksik kalmış demektir.
Yapay zekâ birçok bilgiyi saniyeler içinde sunabilir. Ancak insanın muhakemesinin, üretme iradesinin, sorumluluk duygusunun ve hayatını kendi başına sürdürebilme becerisinin yerini kolaylıkla dolduramaz.
Bu nedenle çocuklarımızı bugünün gözde mesleklerine yönlendirmek yerine, onların yeteneklerini geliştirmelerine, öğrenmeyi öğrenmelerine ve değişen şartlara uyum sağlamalarına yardımcı olmak daha anlamlıdır.
Anne babaların çocukları adına kaygılanması ve tecrübelerini onlarla paylaşması doğaldır.
Fakat tecrübe, çocuğun iradesinin yerine geçmemelidir.
Çocuğa bırakılacak en değerli miras, önceden çizilmiş bir yol değil; kendi yolunu seçebilecek bir iradedir.
Çocuklarımız bizim devamımızdır; fakat bizim tekrarımız değildir.
Onlar, yarım kalan hayallerimizi tamamlamak veya çevremize gururla anlatacağımız unvanları taşımak için dünyaya gelmediler.
Kendi kabiliyetleri, eğilimleri, hayalleri ve hayatları var.
Meslek seçimi sırasında belki de önce şu soruyu sormalıyız:
Bu tercih gerçekten çocuğumuzun mu, yoksa yıllardır içimizde taşıdığımız arzunun onun dilinden söylenmiş hâli mi?
Çünkü insan, başkasının seçtiği bir yolda başarılı olabilir. Fakat kendisine ait olmayan bir hayatın içinde mutlu olması kolay değildir.
Öyleyse son söz söylenmeden önce bir kez daha düşünelim:
Kimin hayatı?