Kendini Sevmek

Çidem Ayözger Ergüvenç

Sevmek, sevebilmek, sevgiyi gösterebilmek, hele ki kendini sevmek bence herkes için bir şanstır. İnsanların kalbinde sevgiye yer bulunmalı. Cömert bir kalp sevme gücüne sahiptir ve bunu göstermekten yüksünmez. Cimri bir kalp sever ama sevgisini bir türlü hakkıyla gösteremez bu konuda ya beceriksizdir ya da ihmalkâr. Cimrilik pintilik mertebesine ulaştıysa sevmiş sevmemiş hiç fark etmez; karşısındaki sevilmeyi bekleyen ve bunun kendisine gösterilmesini uman bir insan önce düş kırıklığına uğrar sonra bakarsınız sepet koluna herkes yoluna felsefesi yolunu aydınlatır.

Ben gönlü bol bir insanım, hem severim hem de sevgimi coşku ile göstermek hoşuma gider. Kendimi de doğrusu pek severim; inanmayacaksınız ama on tane kolum olsa da hepsiyle birlikte kendime sıkı sıkıya sarılsam gibi hissettiğim çok olmuştur. Bir yakınımdan iyi bir haber alınca coşar taşarım, yine kendime sarılasım tutar. Bazen kendime çok kızarım ya da yaptığım bir şey beni rahatsız eder, böyle zamanlarda bu gibi duygulardan kurtulmak için ya farklı şeyler düşünmeye çalışırım ya da içimden şarkı söyleyerek kafamı dağıtmaya yönelirim. En kötü olasılıkla, bak bugün kendine kızıyorsun ama yarın bu duygun hafifleyecek ve yine kendini seveceksin diye düşünürüm.

Kendime duyduğum sevgi yalnız değildir; sevgi yanı sıra kendime saygı da duyarım. Genellikle de insanların beni sevmelerinin şart olmadığını ama bana saygı duymalarını, hiç değilse benim onlara gösterdiğim saygının en azından bir bölümünü bana göstermek zorunda olduklarını beklemeye hakkım olduğunu düşünürüm.

Çocukluğumda bana ülkemi sevmek, kutsal değerlerimizi bağrıma basmak ve onlara saygı duymak öğretildi. Bu değerlerle büyütülen çocukların sayıları ne yazık ki giderek azalıyor. Çocuk büyük herkeste bir sevgisizlik, karşısındakine saygı göstermeği düşünme olgunluğundan bile yoksunluk bir salgın hastalık gibi yayıldı ve insanlara bulaştı. Bu konuya bizleri yönetenlerin katkıları yadsınamaz.

Öfke ve sevgisizlik bazı kesimlerde egemen hâle geldi. Oysa biz yüreği insan sevgisi taşıyan insanlarız, Güneydoğu’da yaşadığımız felâket nedeniyle gösterilen dayanışma bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Öfke baldan tatlıdır derler, insanların öfkenin şehvetine kapılıp kırıcı, dökücü olmasına bir mazeret olarak gösterilir. Oysa ilkel insan öfkesine yenik düşer, sesini yükseltir, kızdığı insanlara sövüp sayar. Bu durumu bugünkü politik ortamımızda ete kemiğe bürünmüş olarak izliyoruz. İçinde fındıkkabuğunu dolduracak kadar sevgi olan bir insan, Allah’ın bilmem neresinde öldürülen bir kız için gözyaşı dökerken gezi olaylarında polislerce katledilen Elvan ve acılı ana babası için galiz sözlerle saldırılarda bulunmayı içine sindiremez; en azından bunları söylemeye utanır. Bir insan bir ülkeyi hem de tek başına yönetmeye soyunduysa vicdanî olarak o ülke insanını sevmek zorundadır, sevgi duymuyorsa bu durumu gizleyerek hiç değilse saygı duymalı ve saygı göstermelidir. Onları sağman inek gibi görmek sevgisizlikten öte hainliktir. Hainliğin çeşitli örneklerini sayabilirim ama öncelikle şunu belirtmek isterim ki kanımca sevgi ve hainlik bir arada bulunamaz; sevebilme becerisi olan bir yürek hainlikten medet umamaz; böylesi bir durum insan yapısına aykırıdır. Bazı insanlar bile bile kendilerine de hainlik yapabilir, sağlığına dokunan şeylerden kaçınmaz; kendisini sevenleri kırıp geçerek onların sevgisini hak etmediğini ortaya koyar falan.

Örneklerini sıralayabileceğimiz bazıları bilerek ve isteyerek kendi çevrelerindeki, kendilerine bir zamanlar güvenen insanlara özgür iradeleri ile hainlik yapabilir. Bu konuda en canlı örnek sanırım Muharrem İnce olmalıdır. Bir insan düşünün kendisinin yetiştiği politik yuvada, onu yücelten, ona Cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi onur verici bir görev bahşeden ailesine ihanet ediyor. Yalova Belediye Başkanı olarak kendisine ne kadar değer verip saygı duymuştuk; ne oldu nasıl oldu da bir Truva atına dönüştü. Egosu neden bu kadar kendisini yanıltacak kadar güçlü. Önümüzdeki son derece önemli seçimlerde bölücülük görevi üstlenmekle nasıl bir hainlik yaptığının farkında değil mi? Türkiye’nin yarısının kendisini desteklediği bir seçim savaşında, arkasında dev gibi bir CHP varken bile seçilemeyen bir megaloman bu seçimlerde mi kazanacağını düşünüyor. Hayır, hainlik yapıyor; ben ve pek çok insan hainleri sevmeyiz. Asla bir Cumhurbaşkanı olarak değil ama kesinlikle bir hain olarak tarihe geçeceğini, yalnız kendisine değil çoluk çocuğuna da bir onursuzluk yüklediğini neden fark edemiyor.

Sevgiden kalktık hainliğe geldik. İyisi mi siz hainlikten uzak durup sevgiyle kalın.

sıduymuştum, ama sonunda bir Truva atı olmaya soyundu. Önce yemin kasem beni Cumhurbaşkanı adaylığıyla onurlandıran partime ve onun liderine asla ihanet edemem deyip kaybettiği seçimlerin üçüncü günü kendini inkâr edip hem partisine hem onu onurlandıran başkanına hainlik yaptı. Güvenilirliğini yitirdi. “Z” kuşağının bu seçimlerde önemli bir rol oynayacağı söyleniyor. Kararlarını vermeden önce hiç değilse kendi yaşadıkları dönemlerdeki siyasal olayları gözden geçirip içinde hainlik taşıyan bir insanı desteklemek ve oylarını çöp tenekesine atmak yerine sağduyulu davranıp amaca giden yoldan şaşmasınlar. Bugün kendisini onurlandıran büyük ailesine ihanet eden yarın onlara da kıyacaktır.

Türkiye’nin neredeyse yarısının kucaklayıp başında taşıdığı bir seçimde başarısız olan bir adam ne haddine düşerek yeniden Cumhurbaşkanlığına soyunuyor ve hangi salak ona oy verecek?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.