KARDEŞLİĞE İTİRAZIN ANLAMI NEDİR?
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır canını yakan, kalkınmasını yavaşlatan, binlerce evladını toprağa veren ve toplumsal kardeşliğini hedef alan terör belasından tamamen kurtulma yolunda tarihî bir dönemeçten geçmektedir. "Terörsüz Türkiye" hedefi, herhangi bir siyasi partinin projesi değil; bu milletin huzurunun, devletimizin güvenliğinin ve gelecek nesillerimizin emniyetinin ortak idealidir. Bu hedefe destek vermek, siyasi tercihlerin ötesinde millî bir sorumluluktur.
Böylesine tarihî bir süreçte, toplumun bütün kesimlerinden sağduyu, birlik ve ortak akıl beklenirken; son dönemde kendilerini milliyetçi olarak tanımlayan bazı siyasetçilerin kullandığı dil, tam aksine toplumsal gerilimi besleyen bir mahiyet taşımaktadır. Özellikle İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın söylemleri, çözümü güçlendirmekten çok toplumsal fay hatlarını zorlayan bir görüntü ortaya koymaktadır.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Kardeşliğe itirazın anlamı nedir?
Demokratik siyasetin görevi, iktidarı denetlemek, yanlış gördüğü uygulamaları eleştirmek ve alternatif çözümler üretmektir. Ancak eleştirinin yerini sürekli gerilim, kutuplaşma ve toplumsal kaygıları büyüten bir dil aldığında, bunun kazananı ne demokrasi olur ne de millet. Milliyetçilik adına toplumun hassasiyetlerini istismar etmek, etnik kimlikler üzerinden korku ve öfke üretmek, uzun vadede sadece toplumsal ayrışmayı derinleştirir.
Türkler ile Kürtler, bin yıldır aynı medeniyetin, aynı tarihin ve aynı devlet geleneğinin içinde kader birliği yapmış iki ayrı cephe değil; aynı milletin ayrılmaz parçalarıdır. Aynı cephede şehit düşmüş, aynı bayrağın altında yaşamış, aynı vatan uğruna bedel ödemiş insanların arasına yeni duvarlar örmeye çalışmak, ne milliyetçilikle ne de devlet aklıyla bağdaşır.
Terör örgütlerinin yıllardır başaramadığı toplumsal ayrışmayı, sert siyasi söylemlerle istemeden de olsa beslemek, en çok da Türkiye'nin birlik ve beraberliğine zarar verir. Çünkü terörün en büyük hedeflerinden biri, milletin ortak aidiyet duygusunu zayıflatmaktır. Bu nedenle kullanılan her sözün ve atılan her adımın toplumsal sonuçları dikkatle hesap edilmelidir.
Şehit aileleri ve gaziler ise günlük siyasi tartışmaların malzemesi yapılacak kişiler değildir. Onlar, milletimizin ortak vicdanı ve ortak haysiyetidir. Acıları üzerinden siyaset üretmek, hem toplumsal birlik duygusuna hem de şehitlerimizin aziz hatırasına zarar verir.
Gerçek milliyetçilik; öfkeyi büyütmek değil, devleti güçlendirmektir.
Gerçek milliyetçilik; vatandaşları birbirine karşı kışkırtmak değil, ortak gelecekte buluşturmaktır.
Gerçek milliyetçilik; terörün tamamen sona erdiği, huzurun kalıcı olduğu, devletin daha güçlü, milletin daha müreffeh olduğu bir Türkiye için çalışmaktır.
Bugün herkesin vicdanına şu soruyu sorması gerekiyor:
Terörün sustuğu, anaların gözyaşının dindiği, kardeşliğin güçlendiği bir Türkiye tablosuna neden itiraz edilir?
Huzurdan kim rahatsız olur?
Kardeşliğe karşı çıkmanın bu millete ne faydası vardır?
Artık yapay kamplaşmaların değil, ortak aklın zamanıdır. Gerilim siyasetinin değil, toplumsal barışın zamanıdır. Türkiye'nin ihtiyacı korkuları büyüten sloganlar değil; birlik, kardeşlik ve devlet aklı etrafında kenetlenmektir.
Çünkü güçlü Türkiye'nin yolu, terörden tamamen arınmış, kardeşliğini tahkim etmiş ve geleceğe güvenle yürüyen bir Türkiye'den geçmektedir.