Kalem Kırmak mı, Vicdanı Uyandırmak mı?

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bir zamanlar mahkeme salonlarında, idam hükmü açıklandıktan sonra hâkimin kalemini kırdığı anlatılırdı. Bu, hukuki bir zorunluluktan çok güçlü bir semboldü. Kimilerine göre verilen hükmün geri dönülmezliğini ifade ediyordu. Kimilerine göre ise hâkimin vicdanından yükselen sessiz bir niyazdı:

“Allah bana bir daha böyle ağır bir karar vermeyi nasip etmesin.”

Bugün böyle bir ritüel yoktur. Çünkü yürürlükteki hukuk sistemimizde idam cezası bulunmamaktadır. Üstelik artık mahkeme kararları mürekkepli kalemlerle değil, elektronik imza ile verilmektedir. UYAP üzerinden oluşturulan kararlar, birkaç saniyelik bir işlemle imzalanmakta ve hukuki sonuç doğurmaktadır.

Fakat teknoloji değişirken insanın değişmeyen bir yönü vardır: Yanılabilir olması.

İşte bu nedenle bugün üzerinde durulması gereken soru şudur:

Kalem gerçekten idam kararından sonra mı kırılmalıydı; yoksa bir insanın hayatını derinden etkileyecek her karar öncesinde hâkimin vicdanında görünmez bir kalem kırılmalı mıydı?

Çünkü mahkeme kararları yalnızca uyuşmazlıkları çözmez; kimi zaman bir insanın özgürlüğünü, mesleğini, itibarını, ailesini ve geleceğini belirler. Ceza yargılamasında verilecek bir mahkûmiyet kararı, hukuk yargısında hükmedilecek ağır bir tazminat veya icra hukukunda verilecek telafisi güç sonuçlar doğuran bir karar, insanların hayatında derin izler bırakabilir.

Elbette hiçbir hukuk sistemi yanılmaz değildir. Zaten modern hukuk da bu gerçeği kabul ettiği için istinaf, temyiz, yargılamanın yenilenmesi ve bireysel başvuru gibi denetim mekanizmalarını öngörmüştür. Sonradan bozulan hükümler, kaldırılan mahkûmiyet kararları veya hak ihlali tespitleri, yargısal yanılgının teorik değil, pratik bir ihtimal olduğunu göstermektedir.

Ancak burada asıl mesele, hatanın varlığı değil; hatayı en aza indirecek yargılama kültürünün oluşturulabilmesidir.

Dosyanın bütün yönleriyle incelenmesi, savunmanın ileri sürdüğü her iddianın ciddiyetle değerlendirilmesi, deliller arasında gerçek bir muhakemenin yapılması ve kararın gerekçesinin yalnızca hukuken değil, vicdanen de tatmin edici olması, adaletin vazgeçilmez şartlarıdır.

Dijitalleşme, yargıya büyük kolaylıklar sağlamıştır. Elektronik tebligat, UYAP, SEGBİS, elektronik imza ve yapay zekâ destekli uygulamalar yargının hızını artırmaktadır. Ancak hızın artması, düşünmenin kısalması anlamına gelmemelidir. Çünkü elektronik imza birkaç saniyede atılabilir; fakat eksik incelemeyle verilen bir kararın oluşturduğu mağduriyet bazen yıllarca giderilemeyebilir.

Bu nedenle dijital çağın en önemli hukuk ilkelerinden biri belki de şu olmalıdır:

Elektronik imza ne kadar hızlı atılırsa atılsın, vicdan hiçbir zaman acele etmemelidir.

Belki artık mürekkepli kalemler kullanılmıyor. Belki mahkeme salonlarında kalemler kırılmıyor. Ama sembollerin ortadan kalkması, onların temsil ettiği değerlerin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Eski geleneğin taşıdığı mesajı bugün yeniden yorumlamaya ihtiyacımız var. Ancak bu kez idam kararları için değil; insanların hayatını etkileyen her karar için…

Hâkim, elektronik imzasını atmadan önce kendi kendine şu soruyu sorabilmelidir:

“Dosyadaki bütün ihtimalleri gerçekten değerlendirdim mi? Gözden kaçırdığım tek bir husus, bir insanın hayatını değiştirebilir mi?”

Belki de görünmeyen kalem, tam o anda vicdanda kırılacaktır.

Çünkü adalet, kalemin kırılmasıyla değil; aceleciliğin, önyargının, peşin kanaatin ve eksik incelemenin kırılmasıyla güçlenir.

Gerçek hukuk devleti, kararların süratle verildiği değil; isabetle verildiği devlettir.

Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, mahkeme salonlarında kırılan kalemler değil; her elektronik imzadan önce uyanan vicdanlardır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.