İyi Olmak Zor Ama Sui Misal de Emsal Olmuyor

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

İyi insan olmak hiçbir zaman kolay olmadı. Doğruyu söylemek, hakkaniyetli davranmak, emeğe saygı göstermek ve vicdanın sesini menfaatin önüne koymak her dönemde belirli bir bedel gerektirdi. Kimi zaman yalnız kalmayı, kimi zaman haksız eleştirilere maruz kalmayı, kimi zaman da kısa vadeli çıkarları reddetmeyi göze almak gerekir. Bu nedenle iyilik, çoğu zaman zahmetli bir tercihtir.

Buna karşılık kötülük daha görünürdür. Çünkü gürültülüdür. Haksız kazanç elde eden, makamını kötüye kullanan, yalanla menfaat sağlayan veya ahlaki sınırları zorlayan kişiler toplumun dikkatini daha fazla çeker. İnsan zihni de çoğu zaman olumsuz örneklere olumlu örneklerden daha fazla odaklanır. Bu nedenle bazen kötülük çoğalmış gibi görünür. Oysa görünür olmakla yaygın olmak, yaygın olmakla da meşru olmak aynı şey değildir.

Tam da bu noktada hukukun ve toplumsal hayatın köklü ilkelerinden biri karşımıza çıkar: Sui misal emsal olmaz. Yanlışın varlığı yanlışı haklı hale getirmez. Bir kişinin hukuka aykırı davranması başkasına aynı davranışı sergileme hakkı vermez. Bir yerde adaletsizlik yapılmış olması, adaletsizliğin ölçü kabul edilmesini gerektirmez. Çünkü hukuk da ahlak da istisnaları değil, olması gerekeni esas alır.

Ne var ki günümüzde en sık karşılaşılan savunmalardan biri şudur: “Herkes yapıyor.” Oysa tarihte de hukukta da ahlakta da bundan daha zayıf bir gerekçe bulmak zordur. Çünkü bir davranışın yaygın olması onun doğru olduğunu göstermez. Bir yanlışın çok sayıda kişi tarafından tekrarlanması onu haklı hale getirmez. Aksine, yanlışın yaygınlaşması toplum açısından daha büyük bir tehlikeye işaret eder.

Bugün birçok kişi doğru davranmamanın gerekçesini başkalarının yanlışlarında arıyor. Kendi kusurunu savunmak isteyenler, başka kusurları örnek gösteriyor. Oysa hukuk düzeni de ahlak düzeni de istisnaları değil, olması gerekeni esas alır. Eğer kötü örnekler ölçü kabul edilseydi, hukuk normlarının ve toplumsal vicdanın varlık sebebi ortadan kalkardı. Hukukun amacı yanlışları çoğaltmak değil, doğruyu korumak ve yaygınlaştırmaktır.

Bir hukuk devletinde kurallar, en kötü uygulamaları meşrulaştırmak için değil, en doğru uygulamaları standart haline getirmek için vardır. Bu nedenle hukuka aykırı davranışların varlığı, hukukun değerini azaltmaz; aksine hukuka neden ihtiyaç duyulduğunu gösterir. Nasıl ki suçun varlığı ceza hukukunu anlamsız kılmıyorsa, haksızlığın varlığı da adalet fikrini geçersiz hale getirmez.

Toplumların ayakta kalmasını sağlayan şey, kötü örneklerin çokluğu değil, iyi örneklerin varlığını sürdürebilmesidir. Çünkü güven, dürüstlük, adalet ve vicdan gibi değerler görünür olmaktan çok hissedilir. Bir hâkimin adil kararı, bir memurun dürüst davranışı, bir esnafın hakkaniyetli ticareti veya bir akademisyenin ilkesel duruşu çoğu zaman manşetlere çıkmaz. Ancak toplumsal düzenin gerçek taşıyıcıları da işte bu sessiz kahramanlardır.

Bugün karşı karşıya bulunduğumuz en büyük risklerden biri, kötülüğün sıradanlaştırılmasıdır. İnsanlar yanlışları sürekli gördükçe onları olağan kabul etmeye başlayabilmektedir. Daha da tehlikelisi, yanlışın yaygınlığının doğruya karşı bir delil gibi sunulmasıdır. İşte bu noktada “sui misal emsal olmaz” ilkesi yalnızca hukuki bir prensip değil, aynı zamanda toplumsal bir direnç mekanizmasıdır. Bu ilke bize, yanlışın ne kadar yaygın olursa olsun doğruya dönüşmeyeceğini hatırlatır.

İyi olmak gerçekten zordur. Çünkü karakter ister, sabır ister, ilke ister. Çoğu zaman bir bedel ödemeyi de göze almayı gerektirir. Bu bedel bazen makamdan, bazen menfaatten, bazen çevrenin desteğinden vazgeçmek şeklinde ortaya çıkar. Bazen de kalabalıklara karşı tek başına durabilme cesaretini gerektirir. Doğrunun büyüklüğü arttıkça ödenen bedel de ağırlaşabilir. Tarih boyunca hakikatin, adaletin ve özgürlüğün yanında duran birçok insan, savunduğu değerlerin bedelini hayatıyla ödemiştir. Ancak insanlığı ve toplumları ileriye taşıyanlar da çoğu zaman bu bedeli göze alabilenler olmuştur. Tarih, şartlar ne olursa olsun doğruda ısrar edenlerin, ilkesinden vazgeçmeyenlerin ve gerektiğinde bunun uğruna en ağır fedakârlıkları yapanların izlerini taşır.

Bir hukukçu açısından ise bu zorluk daha da büyüktür. Çünkü hukukçu yalnızca kanun maddelerini bilen kişi değildir. Hukukçu, hak ile haksızlık arasındaki çizginin korunmasına katkı sunan, hukukun üstünlüğünü savunma sorumluluğu taşıyan kişidir. Mahalle baskısının, ideolojik etkilerin, siyasi kutuplaşmaların, çeşitli mensubiyet duygularının ve grup aidiyetlerinin yoğunlaştığı dönemlerde hakkı teslim etmek ve hukukun gereğini savunmak her zaman kolay değildir. İnsan çoğu zaman ait olduğu çevrenin beklentileriyle hareket etmeye meyleder. Fakat gerçek hukukçuluk tam da bu noktada ortaya çıkar.

Gerçek hukukçu, hukuku kendi aidiyetlerinin hizmetine sunan değil; aidiyetlerini hukukun sınırları içerisinde tutabilen kişidir. Hukukun üstünlüğüne inanmak,hoşuna gitmese bile hukukun ve adaletin gerektirdiği sonucun arkasında durabilmektir. Çünkü adalet, kişilere ve gruplara göre değişen bir kavram değildir.

Bu nedenle hukukçunun en büyük sınavı çoğu zaman bilgisi değil, bağımsızlığıdır. Doğruyu söylemenin alkış getirmediği zamanlarda da doğruyu söyleyebilmek, hukuki değerlendirmeyi ideolojik tercihlerden arındırabilmek ve haklıyı kimliğine göre değil, hakkına göre değerlendirebilmek gerçek hukukçuluğun ölçüsüdür. Bunun bedeli bazen yalnız kalmak, bazen eleştirilmek, bazen de çeşitli imkânlardan mahrum kalmak olabilir. Ancak hukuk tarihine ve toplumsal hafızaya iz bırakanlar, çoğu zaman bu bedelleri ödemeyi göze alan kişiler olmuştur.

Bu nedenle etrafımızda kötü örnekler gördüğümüzde umutsuzluğa kapılmak yerine şu gerçeği hatırlamak gerekir: Yanlışın varlığı doğruyu ortadan kaldırmaz. Haksızlığın görülmesi adaleti değersizleştirmez. Kötülüğün sesinin yüksek çıkması iyiliğin etkisini azaltmaz.

Çünkü iyi olmak zor olabilir. Bedel gerektirebilir. Hatta bazen çok ağır bedeller gerektirebilir. Ancak ne kadar yaygınlaşırsa yaygınlaşsın yanlış hiçbir zaman doğruya dönüşmez. Ve ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın, sui misal hiçbir zaman emsal olmaz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.