Yolun Bittiği Yerde Bir Yurt
Kırşehir’i anlattığımız Gezi Notları-I yazımızdan devam ediyoruz. 26 Eylül 2026, cumartesi günü, Kırşehir'den öğle olmadan çıktık.
Araçta dört kişiyiz. Benle beraber, Adli Tıp tan Dr.Hamit Hancı, Emekli Emniyet Müdürü Bülent Kılıçtepe ve Av.Devrim Karakülah
Yol uzadıkça Anadolu'nun dili değişiyor, insanın içi bir tuhaf oluyor. Kayseri Sarız'a vardığımızda "Bir yemek molası" dedik, ama Sarız öyle bir yer ki molayla kalmıyor insanın aklı.
Coğrafyanın kavşağında bir ilçe
İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Akdeniz'in kesiştiği yerde duruyor Sarız. Dağları, yaylaları bir yana; asıl hikâyesi Türk dünyası tarihinde. Kilikya, Bizans, Dulkadiroğulları... derken Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı'ya katılmış. Uzun yıllar konar-göçer Türkmen aşiretlerinin yaylağı olmuş; 19. yüzyıldaki iskân politikaları, hele Fırka-i İslâhiye faaliyetleri akla geliyor. Fırka-i İslâhiye (Islahat Ordusu), 1865 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından Çukurova, Toroslar, Gavurdağı ve Amanoslar bölgesindeki konar-göçer aşiretleri vergiye bağlamak, asayişi sağlamak ve mecburi iskâna (yerleşik hayata geçirmeye) tabi tutmak amacıyla oluşturulan askerî ve idari bir birliktir. Bu ordunun faaliyetleri, Osmanlı’nın 19. yüzyıldaki merkeziyetçilik politikalarının en önemli ve en sert uygulamalarından biri olmuştur.
Sarız, Oğuz-Avşar boyunun en sağlam kalelerinden biri. Pınarbaşı ve Tomarza ile birlikte Kayseri'deki "Avşar Hattı"nın tam ortasında. Oğuz Kağan Destanı'na göre Yıldız Han'ın kolundan gelen Avşar Türkmenleri, yüzyıllarca Çukurova ile bu yaylalar arasında gidip gelmiş. Torunlar, Türkmenliler, Şahmetlioğlu, Terkeşlioğlu... Sarız, işte bu oymakların yurdu.
Meydanda bir anıt, bir buluşma:
İlçeye girer girmez meydan karşılıyor bizi. Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Sarız Anıt Alanı, Atatürk Anıtı ve Türk Devletleri Bayraklarıyla ilçenin simgesi olmuş. Bayraklar, buraların sert rüzgârına dayanmaya çalışıyor.
Belediye ve Kaymakamlığı’n anıtın çevre düzenlemesini dönemsel olarak elden geçirdiğini öğreniyoruz. Anıt ilçenin hafızasını taşıyor, meydan da o hafızayı yaşatıyor.
(Sarız, Anıt Alanı)
Dağlarda yankılanan ezgi:
Sarız'ın asıl ruhu, avluda değil; toprakta, ezgide, tezgâhta saklı. Avşar boyunun mertliği, coşkusu, doğayla iç içe yaşamı bu ilçenin dokusuna sinmiş. Dadaloğlu'nun coşkusu bu dağlarda, bu yaylalarda yankılanmış; bozlaklar, türküler Türk dünyası sözlü kültürünün en saf örneklerinden. İnsan bir türkü dinleyince, "Buranın havası başka" diyor istemeden.
Kilim: Yazısız bir tarih:
Sarız'ı anlatırken kilimden söz etmemek olmaz. Kök boyalarla — ceviz kabuğu, püren, kök boya bitkisi — dağlardan toplanan bitkilerle ev tezgâhlarında dokunan bu kilimler, Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan bin yıllık bir hafızanın taşıyıcısı. Her motif ayrı bir cümle gibi:
- Hayat Ağacı: Yeri, göğü birbirine bağlayan; kök salmayı, sonsuzluğu anlatan.
- Eli Belinde ve Koç Boynuzu: Bereketin, analığın, gücün ve yiğitliğin simgesi.
- Kurt İzi ve Çengel: Evi, otağı, sürüyü kötü gözlerden koruyan bir tılsım.
- Su Yolu: Göç yollarındaki pınarları, hayatın durmaksızın akışını hatırlatan.
Bunlar sadece desen değil; Şamanizm'den, Altay mitolojisinden, göçebe inanç dünyasından bugüne akan semboller. Dokuyan kadının ipe, yüne aktardığı her motif, bir boyun tarihini, inancını taşıyor. Kimi görse "halı" der; bilen içinse yazısız bir tapınak metni.
Kısacası Sarız, bir yemek molası yeri değildi ama yol uzundu. Bir anıt meydanı, bir türkü, bir kilim... Sarız kilimlerini göremedim, bir dahaki sefere, ancak bu yazıda onlardan söz ettim.
Bu topraklar, Orta Asya'dan kopup gelen bir hafızanın üstünde duruyor. Yolumuz devam ediyor; ama Sarız'ı not defterime yazarken bir satırı boş bıraktım — çünkü burayı bir kez daha görmek isterim.
Yola devam ederken Avşar illeri aklımda. Dadaloğlu’nun bir şiiri:
“Kalktı göç eyledi Avşar illeri,
Otağlar çekildi, şarlar boylandı.
Yaz atına binen şaştı kaldı,
Zalim paşanın da gücü yetti mi?
Yaz gelir de yaylaları açılır,
Gönüller neşe-ü sevinç saçılsın.
Ferman padişahın, dağlar bizimdir,
Biz yine bu dağları aşacağız hey!”
Sarız’dan çıkınca Göksun’a doğru yola devam… Kayseri Kahramanmaraş yolu, diğer bir molada Maraş dondurması, yolumuz Siverek’e kadar. 27 Eylül sabahı Siverek’ten yolculuğumuz devam edecek…