Gelecekte Nısf-ı Meyyit Olmadan Emekli Olmak Mümkün mü?

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Emeklilik, sosyal devletin bireye sunduğu en temel güvencelerden biridir. Ancak bu güvenceye hangi yaşta ve hangi yaşam kalitesi içinde ulaşıldığı, sistemin kendisini tartışmalı hâle getiren en temel sorulardan biri olarak karşımızda durmaktadır. Zira emeklilik hakkının yalnızca hukuken tanınmış olması, onun fiilen anlamlı bir sosyal güvenceye dönüşmesi için yeterli değildir. Bu hakkın ne zaman kullanılabildiği ve hangi yaşam standardını sağlayabildiği, sosyal devletin gerçek işlevselliğini belirleyen temel ölçütlerdir.

Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda uygulanan bazı sosyal güvenlik politikaları, kısa vadede geniş toplumsal kesimlerde memnuniyet oluşturmuş olmakla birlikte, uzun vadede sistemin aktüeryal dengesini önemli ölçüde etkilemiştir. Nispeten düşük yaşlarda emeklilik imkânı tanıyan bu düzenlemeler, dönemin koşullarında sosyal ve siyasal açıdan cazip görünse de, zaman içinde sosyal güvenlik sistemi üzerinde kalıcı bir mali baskı oluşturmuştur. Bugün emeklilik yaşının yükselmesi ve emeklilik şartlarının ağırlaşması yönündeki eğilimlerin önemli bir kısmı, bu tarihsel tercihlerle doğrudan ilişkilidir.

Bu tarihsel birikim, günümüzde sosyal güvenlik tartışmalarını doğrudan etkilemekte; Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi ise bunun en dikkat çekici örneklerinden birini oluşturmaktadır. EYT, milyonlarca vatandaş açısından uzun yıllardır beklenen bir hakkın teslimi olarak görülmüş ve geniş bir toplumsal kesim tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Bununla birlikte, sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği bakımından ortaya çıkardığı etkiler de göz ardı edilemez. Geçmişteki erken emeklilik uygulamalarının oluşturduğu yükler henüz tam anlamıyla dengelenememişken, EYT düzenlemesiyle birlikte sistem üzerindeki baskının daha da arttığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu çerçevede söz konusu düzenleme, sosyal güvenlik sistemi açısından önemli bir kırılma noktası olarak da nitelendirilebilir. Bu etkinin özellikle gelecekteki çalışan kuşaklar üzerinde daha belirgin şekilde hissedileceği açıktır.

Bu noktada temel soru daha görünür hâle gelmektedir: Sosyal güvenlik sistemi, bireylere gerçekten insan onuruna uygun bir emeklilik dönemi sunabilmekte midir?

Bu soruyu daha derinlikli biçimde tartışabilmek için kavramsal bir çerçeve olarak “Nısf-ı Meyyit” ifadesine başvurmak mümkündür.

Arapçada “nısf” yarı, “meyyit” ise ölü anlamına gelmektedir. Bu yönüyle ifade, kelime anlamı itibarıyla “yarı ölü” anlamını taşır. Günlük kullanımda ise bu ifade çoğu zaman biyolojik bir durumu değil; yaşlılık, güç kaybı ve hayatın son evrelerine yaklaşmış olma hâlini mecazî şekilde ifade eder.

Burada özellikle vurgulanmalıdır ki “meyyit” kavramı, hukuk tarihimizde de yabancı bir terim değildir. Osmanlı hukuk düzeni ve klasik İslam hukuku literatüründe, özellikle miras hukukuna ilişkin metinlerde “meyyit” terimi ölen kişiyi ifade etmek üzere yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu çerçevede “asl-ı meyyit”, “cüz’-i meyyit” gibi çeşitli teknik terimler de geliştirilmiştir. “Nısf” kavramı da yine klasik hukuk terminolojisinde miras paylarını ifade eden temel unsurlardan biri olarak yer almıştır.

Bununla birlikte “nısf-ı meyyit” ifadesi, teknik hukuk terminolojisine ait yerleşik bir kavram değildir. Daha çok edebî dilde ve halk kullanımında karşılaşılan bir tabirdir. Bu nedenle hukuki bir terim olarak değil, sosyal gerçekliği anlamaya yardımcı analitik bir metafor olarak değerlendirilmelidir.

Bu kavramsal çerçeve üzerinden emeklilik sistemine ilişkin iki temel değerlendirme yapılabilir.

Birinci değerlendirme ekonomik ve sosyolojik boyutla ilgilidir. Bir birey emeklilik döneminde temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeyde bir gelirle yaşamını sürdürmek zorunda kalıyor ve yeniden çalışma hayatına dönmeye mecbur kalıyorsa, emeklilik kurumu işlevini tam olarak yerine getiremiyor demektir. Bu durumda emeklilik, dinlenme ve güven içinde yaşam dönemi olmaktan çıkarak sürekli bir geçim mücadelesine dönüşmektedir. Böyle bir tablo, bireyin yaşam kalitesini ciddi biçimde zayıflatmakta ve onu mecazî anlamda “yarı ölü” bir varoluşa yaklaşan bir durumla karşı karşıya bırakabilmektedir.

İkinci değerlendirme ise emeklilik yaşına ilişkindir. Emeklilik hakkına çok ileri yaşlarda ulaşılması, bireyin bu haktan yararlanabileceği sürenin giderek daralmasına yol açmaktadır. Böylece kişi, çalışma hayatının büyük kısmını tamamladıktan sonra emekliliğe erişmekte; ancak bu hakkın sunduğu imkânlardan sınırlı bir süre faydalanabilmektedir. Bu durum, emeklilik kurumunun fonksiyonunu ve amacını tartışmaya açan yapısal bir soruna işaret etmektedir.

Elbette mevcut emeklilerin tamamını bu kavramsal çerçeve içinde değerlendirmek mümkün değildir. Günümüzde birçok emekli aktif bir yaşam sürmekte, üretmeye devam etmekte ve toplumsal hayata katkı sunmaktadır. Bu nedenle “Nısf-ı Meyyit” ifadesi, bir tanımlama değil; mevcut sistemin bazı sonuçlarını analiz etmeye yarayan güçlü bir düşünsel metafor olarak ele alınmalıdır.

Bu tartışma bizi temel bir soruya götürmektedir: Sosyal güvenlik sistemi bireyleri hangi yaşta ve hangi koşullarda emekli etmelidir?

Bir yanda sistemin mali sürdürülebilirliği, diğer yanda ise bireylerin uzun yıllar boyunca ödedikleri primlerin karşılığını insan onuruna uygun bir yaşam standardı içinde alabilmeleri gereği bulunmaktadır. Sosyal devlet ilkesi, bu iki zorunluluk arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurulmasını zorunlu kılar.

Ne erken yaşlarda sistemin taşıyamayacağı ölçüde bir yük oluşturulmalı ne de bireyler emeklilik hakkına ancak hayatlarının son dönemlerinde ulaşabilmelidir. Aynı şekilde emekli aylıkları da kişileri yeniden çalışma hayatına zorlayacak ölçüde yetersiz olmamalıdır.

Sonuç olarak emeklilik, yalnızca bir yaş meselesi değil; insanın hayatının hangi döneminde “insanca yaşama imkânına” kavuştuğu meselesidir. Eğer bu imkân, ömrün sonuna doğru daralan bir zaman dilimine sıkıştırılıyorsa, ortada bir sosyal güvenlik başarısından çok, gecikmiş bir hak teslimi sorunu vardır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.