Gece Yarısı Zincirleri: Adalet mi, İrade mi?!

Bugün aslında dün'dü.. Öncelikle... Bu kabine revizyonu sadece bir “değişiklik” değil; devletin damarlarında akan kanın yön değiştirdiği bir an.

Gece Yarısı Kabinesi ve/veya “Savaş” mı, “Konsolidasyon” mu?!
...
Bugün aslında dün'dü..
Öncelikle...
Bu kabine revizyonu sadece bir “değişiklik” değil; devletin damarlarında akan kanın yön değiştirdiği bir an.
Hal böyleyken...
İşte o yüzden, girişte Atatürk’ün az bilinen ama bugün her zamankinden daha yakıcı bir sözünü seçtim:
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk, 1920
Nüans?!
Bu cümle, tam da bugünün İstanbul Başsavcılığı’ndan Adalet Bakanlığı’na, valilikten İçişleri’ne uzanan zincirde yankılanıyor.
Şimdi, o sözün ağırlığı altında, gece yarısı kararnamesinin perde arkasını okuyalım.
Dün bugün'ün gölgesinde...
Erdoğan’ın kabine mimarisi, her zaman satranç tahtası gibi işler:
Taşlar ani kayar, ama hamleler aylardır hesaplanır.
Ali Yerlikaya ve Yılmaz Tunç’un “gece yarısı affı”, yüzeyde nazik bir veda gibi dursa da, gerçekte bir paradigma sıçramasıdır.
Yerine gelenler - Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek - profil olarak “yumuşak güç” değil, “sert çekirdek” temsil ediyor.
Çiftçi: Hafız, milliyetçi-muhafazakâr damardan, MHP’ye yakın duruşuyla bilinen, sahada hızlı ve kararlı vali.
Sokak hayvanları düzenlemesi gibi tartışmalı konularda bile tereddüt etmeyen bir icra makinesi.
Gürlek: Yargıdaki “demir yumruk” imajı zaten malum; muhalif isimlere, spor kulüplerine, yüksek profilli davalara damga vurmuş bir isim.
Şimdi Adalet koltuğunda, HSK’nın doğal üyesi olarak yargı atamalarını doğrudan etkileyecek.
Bu ikili, güvenlik ve adalet hattında “kontrolü sıkılaştırma” hamlesidir.
Erdoğan’ın 2028’e (veya erken seçime) doğru “iç kale”yi tahkim ettiği bir manevra.
Savaş kabinesi mi?!
Askeri anlamda hayır.
Ama muhalefete, yerel yönetimlere ve sokak dinamiklerine karşı siyasi savaş kabinesi diyebiliriz.
Metaforik “savaş”, artık tankla değil, savcılık fezlekesiyle, valilik genelgesiyle, emniyet operasyonuyla yürütülüyor.
Gürlek’in boşalttığı koltuk, sıradan bir makam değil; siyasi dosyaların kalbi.
HSK’nın önümüzdeki 1-2 hafta içinde atayacağı isim, muhtemelen Adalet Bakanlığı’ndan veya hükümet çizgisine yakın bir ağır ceza kökenli savcı olacak.
Kulislerde “daha genç, daha sadık” bir profil konuşuluyor.
Emniyet tarafında ise büyük bir operasyon dalgası çok olası.
Çiftçi’nin valilik tarzı biliniyor: Organize suç, rüşvet, yerel güç odakları…
Yerlikaya döneminde başlayan ama yarım kalan dosyalar (Ayhan Bora Kaplan sonrası temizlik gibi) şimdi yeniden hızlanabilir.
Eğer “FETÖ 2.0” veya “yeni yapı” algısı yaratılacaksa, emniyette tasfiye + yeni operasyon paketi gelebilir.
Bu, hem tabanı konsolide eder hem de muhalefeti “suç” eksenine sıkıştırır.
Akıllarda ve dillerdeki soru şu:
Hedef: Mansur Yavaş mı?!
Evet, işaret fişeği yakıldı.
Mansur Yavaş, 2028’in potansiyel en güçlü muhalif adayı olarak görülüyor.
Ankara’daki başarıları, halk nezdindeki temiz imajı ve “Erdoğan’ın alternatifi” algısı, saray için en büyük tehdit.
Gürlek’in savcılık dönemindeki dosyalarla bağlantılı yeni soruşturmaların fitili ateşlenebilir.
Eğer Yavaş’a yönelik bir hamle gelirse, bu kabine değişikliğinin asıl “hedef tahtası” olduğu anlaşılır.
İzle: İlk fezleke veya denetim haberi, mesajın netliğini verir.
Bu kapsamda cevap'ını arayan bir başka soru şu:
Ak Kabine’de sıradaki kim?!
Demem o ki:
Değişiklik dalgası durmaz.
En muhtemel adaylar:
- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin:
Eğitim politikalarındaki tıkanıklık ve öğretmen tepkileri nedeniyle en zayıf halka.
- Dışişleri Bakanı Hakan Fidan:
Suriye/terör dosyasında eleştiriler artsa da hâlâ güçlü; ama rotasyon için feda edilebilir.
- Ekonomi kanadından bir isim (Simone veya Şimşek sonrası gerilim varsa) de gündeme gelebilir.
HSK’da da revizyon kaçınılmaz:
Yeni Adalet Bakanı, kurulda hükümet ağırlığını pekiştirecek atamalar yapacak.
Yargı bağımsızlığı tartışması, uluslararası raporlarda daha koyu bir tonda yer alacak.
Ezcümle:
Atatürk’ün uyarısı hâlâ geçerli mi?!
“Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.”
Bugün o “adalet gücü”nün bağımsızlığı, gece yarısı kararnameleriyle, vali-savcı dönüşümleriyle, fezleke yağmurlarıyla test ediliyor.
Millet, zincirlerin erimesini değil, zincirlerin yeniden örülmesini seyrediyor.
Uyanık gözler sayesinde bu satır araları okunuyor.
Susmak yok; sormak, yazmak, düşündürmek var.
Gelişmeleri birlikte takip edelim.
Ne dersiniz?!
Cüneyt Şaşmaz

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri