Macron’un Şam Ziyareti, Patlamalar ve SDG/PKK İttifakının Ardındaki Stratejik Oyun ve/veya Türkiye İçin Varoluşsal Uyarı?!
...
Bugün aslında dün’dü.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1919-1920 yıllarında Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinde milletine açıkça seslenmişti:
“Milletimizin istiklali ve hakimiyeti, hiçbir yabancı devletin mandası, himayesi veya nüfuzu altında bulunamaz.
Bu, esaretin en ağır şeklidir.”
Demem o ki:
Bu tarihi uyarı bugün Suriye’de yaşanan gelişmeler karşısında bir kez daha güncelliğini koruyor.
Nitekim...
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 6-7 Temmuz 2026 tarihli Şam ziyareti ve hemen ardından yaşanan patlamalar, bölgede yeni bir nüfuz mücadelesinin kapısını aralıyor.
Hal böyleyken...
Atatürk’ün uyardığı “yabancı müdahale” tehlikesi, bu kez “güvenlik katkısı” ve “yeniden yapılanma” maskesi altında yeniden sahneye çıkıyor.
Nüans?!
Öncelikle...
Olayların kronolojisine bakalım.
Ya da doğrudan söyleyeyim:
30 Haziran 2026’da Macron, Paris’te SDG/PKK terör örgütünün elebaşı Mazlum Abdi ile görüştü.
Ardından 6 Temmuz’da Şam’a indi ve Esad sonrası dönemde bir Batılı lider olarak geceleyen ilk devlet başkanı oldu.
Yeni Suriye yönetimiyle görüşmelerde “yeniden yapılanma, enerji koridorları ve güvenlik mimarisi” konuları masaya yatırıldı.
Demem şu ki:
Ziyaretin son gününde Macron’un kaldığı Four Seasons Oteli yakınında iki patlama meydana geldi.
18 kişi yaralandı.
Macron zarar görmedi ve görüşmelerini sürdürdü.
Patlamaların hemen ardından yaptığı açıklamada ise şu kritik cümleyi sarf etti:
“Suriye’nin güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı vermeye hazırız.
Suriye’nin içinde olacağız.”
Nitekim...
Kısa süre sonra Suriye makamları, patlamalardan IŞİD bağlantılı bir hücreyi sorumlu tutarak tutuklamalar yaptığını açıkladı.
Hal böyleyken...
Zamanlama ve bağlam, birçok gözlemciyi şüpheye düşürüyor.
Nüans?!
Cihat Yaycı’nın stratejik analizine gelince…
Emekli Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, bu gelişmeleri Mavi Vatan perspektifinden sert bir şekilde değerlendirdi.
Demem o ki:
Yaycı’ya göre Macron’un Abdi ile Paris’teki görüşmesi tesadüf değil; SDG/PKK’nın Suriye’de özerk yönetim statüsü, enerji kaynaklarının kontrolü ve örgütün askeri-siyasi varlığının korunması konuları masaya yatırıldı.
Patlamalar ise Fransa’nın Suriye’de kalıcı askeri ve siyasi varlık göstermesi için “güvenlik gerekçesi” yaratmak amacıyla düzenlenmiş bir provokasyon olabilir.
Nitekim...
Macron’un “Suriye’nin içinde olacağız” açıklaması, Fransa’nın tarihi manda dönemini hatırlatıyor.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın Suriye’deki mandası, Atatürk’ün Hatay’ı büyük mücadeleyle kurtardığı süreçle son bulmuştu.
Ziyaret sırasında getirilen Lübnanlı milis ve Fransa bağlantılı unsurların, Macron gittikten sonra da sahada “güvenlik kuvveti” gibi varlık göstermesi ise ayrı bir nüans?!
Cihat Yaycı’nın bu analizini içeren video kaydına şu linkten ulaşabilirsiniz:
Demem şu ki:
Bu gelişmeler klasik bir “böl-parçala-yönet” stratejisinin modern versiyonu gibi okunabilir.
Fransa Suriye’nin kuzeydoğusundaki enerji kaynakları ve koridorları üzerinde söz sahibi olmak istiyor.
SDG/PKK üzerinden bölgede kalıcı bir vekil güç oluşturmayı hedefliyor.
“Güvenlik” ve “yeniden yapılanma” söylemiyle hem diplomatik hem de askeri nüfuz alanı yaratmayı amaçlıyor.
Hal böyleyken...
Türkiye açısından riskler son derece somut ve varoluşsaldır.
Demem o ki:
PKK terör koridoru tehlikesi, SDG’nin Suriye’de siyasi-askeri statü kazanmasıyla birlikte güney sınırımızda kalıcı bir tehdit haline gelebilir.
Enerji kaynaklarının SDG üzerinden Fransa’ya aktarılması Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkiler.
Yabancı askeri varlık ise operasyonel özgürlüğümüzü kısıtlar.
Nüans?!
Öncelikle...
Erdoğan’ın karşı hamlesine değinelim.
Macron’un Şam dönüşünden hemen sonra, 8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Erdoğan-Macron ikili görüşmesi gerçekleşti.
Erdoğan’ın patlama nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ilettiği bu görüşmede bölgesel konuların (Suriye dahil) masaya yatırıldığı biliniyor.
Demem şu ki:
Türkiye’nin klasik diplomasi tarzı burada da devreye girmiştir:
Kırmızı çizgiler net şekilde ifade edilmiş, SDG/PKK’nın statü kazanmasının kabul edilemeyeceği vurgulanmış ve Fransa’nın Suriye’deki hamlelerinin Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit ettiği belirtilmiştir.
Hasılı:
Atatürk’ün “istiklal ve hakimiyet” vurgusu, bugün Suriye’de bir kez daha test ediliyor.
Fransa’nın “güvenlik” söylemi arkasında tarihi emellerin yattığı açıktır.
IŞİD’in patlamalardaki rolü resmi olarak açıklansa da, zamanlama ve SDG ile kurulan temaslar şüpheleri haklı çıkarmaktadır.
Ezcümle:
Bölge bir kez daha büyük güçlerin satranç tahtasına dönmüş durumdadır.
Türkiye, bu satrançta sadece izleyici değil, belirleyici oyuncu konumundadır.
Atatürk’ün uyardığı gibi, uyanıklık ve tam bağımsızlık ilkesi, bugün de en güçlü kalkanımız olmaya devam etmektedir.
Cüneyt Şaşmaz