En fazla 1 Haftaları Var!

Ömer Çelik'ten açıklamalar. "İran haksız ve hukuksuz bir saldırı altında"

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İran'a yönelik saldırının hiçbir meşruiyeti olmadığını söyledi.

Ömer Çelik "Saldırı hukuksuzdur. Diplomasi daha önce planlanmış saldırıların örtüsü olamaz" ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısı sürerken basın toplantısı düzenledi.

Ömer Çelik, İran'a yönelik süren saldırılara tepki gösterdi. Çelik şunları kaydetti:

"İran'a yapılan saldırı hiçbir meşruiyeti olmayan bir saldırıdır. Hakkaniyetsizdir, uluslararası hukuka aykırıdır. Üstelik nükleer ve diğer konulardaki müzakereler devam derken diplomasinin stratejisinin berhava olduğu döneme girildiğini gösteriyor. Diplomasi daha önce planlanmış saldırıların örtüsü olamaz. Masa çalışırken böyle bir saldırı son derece yanlış, sıkıntılı sonuçlar doğuracak bir girişimdir. Bundan sonra müzakereler saldırı için taktik görülecek.

İran halkının büyük kayıpları oldu. Bir kız ilkokulu bombalandı ve pek çok öğrenci hayatını kaybetti. Dini lider, askeri ve siyasi liderler hayatını kaybetti. Bu kayıplar için İran'a taziyelerimizi sunuyoruz. İran haksız ve hukuksuz bir saldırı ile karşı karşıya. Bir an evvel masa kurulmasında inisiyatifin ortaya çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

"BUNDAN SONRA KİM MÜZAKERE YAPACAK?"

Tabii müzakere süreçleri sürerken böyle bir saldırının gerçekleşmesi, bundan sonra kim müzakere yapacak, kim masa kuracak, hangi sorunun çözümü için sorularını beraberinde getirmektedir. Resmen şu söylenmiş olmaktadır: Müzakere masasının kurulması aslında sizin kafanıza düşecek bomba ya da ülkenize yapılacak saldırı konusunda teyakkuz durumundan uzaklaşmanız için bir taktiktir anlamına gelebilecektir. Dolayısıyla müzakere süreçleri devam ederken herhangi bir saldırının gerçekleşmesi kabul edilemez. Saldırının zaten haksız ve hukuksuz olduğu, herhangi bir meşruiyete sahip olmadığı ortadadır. Ancak müzakere süreçleri devam ederken bunun gerçekleşmesi tüm dünya açısından gerçekten olumsuz sonuçları olabilecek bir tablo ortaya çıkarmıştır.

"DÜZEN DENEN BİR ŞEY KALMAYACAK"

Yakın zamandan beri özellikle son gelişmelerle beraber İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin sona erdiği ve dünya üzerinde yeni bir düzen arayışının ortaya çıktığı söyleniyordu. Şimdi görülmektedir ki aslında düzen kavramı diye bir şey kalmayacak bir noktaya gelinmektedir. Bu şekilde ülkelerin hedef alınması, tek taraflı inisiyatiflerle özellikle de İsrail’in güvenliği bahane edilerek ya da İsrail’in fanatik dış politika ajandasına destek verme amacıyla müdahalelerde bulunulması bütün bir bölgeyi istikrarsızlaştırıcı sonuçlar doğurmuştur. Dolayısıyla düzenin tamamen ortadan kalktığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Resmen başka ülkelerin liderlerine suikast düzenlemekle övünen bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in saldırısının hukuka dayanmayan bir girişim olmasının yanı sıra meşru bir ülkenin, Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin yöneticilerinin hedef alınması da uluslararası meşruiyet kavramıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Uzun zamandan beri rejim değişikliği meselesi konuşulmaktadır. Dünyada Avrupa Birliği ya da Amerika Birleşik Devletleri gibi yapılardan farklı rejimlere sahip birçok ülke bulunmaktadır. Dünyadaki bütün ülkelerin aynı rejime sahip olması gerektiğini iddia etmek ne gerçekçi ne de doğru bir yaklaşımdır. Rejim değişikliği hedefi ortaya konulduğunda ise bunun sonuçlarının defalarca görüldüğü bilinmektedir. Nerede rejim değişikliği için bir girişim başlatılmışsa o ülkelerde iç savaş çıkmış, ülkeler istikrarsızlaşmış ve bölgesel savaşa dönüşebilecek sonuçlar doğmuştur. Bir operasyonun kodu ve hedefi rejim değişikliği olduğunda bunun o ülkenin halkı için, uluslararası düzen için ve bölgesel istikrar için bir facia olduğu defalarca tecrübe edilmiştir. Maalesef bunun yine aynı şekilde denendiği görülmektedir.

BÜYÜK FACİALARIN TETİKLEYİCİSİDİR”

Öte yandan çatışmaların hukuki temele dayanmaması bir yana, bir ülkenin sadece askeri kapasitesinin değil topyekûn devlet mimarisinin hedef alınması büyük bir kaosun amaçlandığı anlamına gelmektedir. Bir ülkenin devlet mimarisini çökertmek üzere harekete geçmek ya da İsrailli yetkililerin ve Netanyahu’nun kabine üyelerinin ifade ettiği şekilde toplumu ayaklanmaya çağırarak iç savaş çıkarmaya teşvik etmek suretiyle devlet yapısını çökertmeye çalışmak çok daha büyük faciaların tetikleyicisidir. Esasında bu başlı başına bir suçtur. Bu şekilde kimsenin hiçbir ülkeye rejim değişikliği dayatma gibi bir hakkı yoktur. Hele o ülkelerin devlet mimarisinin hedef alınması çok büyük facialara davetiye çıkarmak anlamına gelecektir.

“KARDEŞ İRAN HALKININ YANINDAYIZ”

Bu zor zamanlarda kardeş İran halkının yanında olduğumuzu ve dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyor, yaşanan kayıplar sebebiyle taziyelerimizi bir kez daha iletiyoruz. Bunun yanı sıra İran’ın Amerikan üslerini gerekçe göstererek başka ülkelerin, kardeş ülkelerin topraklarına yönelik füze saldırıları yapması ve onları hedef alması da kesinlikle kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu son derece yanlış bir tutumdur. İran’ın kendisini savunma hakkı ile bu hakkı bölgesel bir savaşa dönüştürme arasındaki net ayrımı yapması gerekir. Savunma hakkının kardeş ülkelerin ya da üçüncü ülkelerin topraklarını hedef alacak ve bölgesel savaşı tetikleyecek şekilde kullanılması birilerinin oluşturmaya çalıştığı faciaya yeni boyutlar ekleyecektir ve bu da yanlıştır.

Tüm bu çerçevede Türkiye açısından gelişmeler yoğun şekilde değerlendirilmektedir ve ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair çeşitli senaryolar çalışılmaktadır. Türkiye bu süreç için en doğru ev sahibidir.

"OLASI GÖÇ DALGASINA KARŞI TEDBİR ALINDI"

Bununla birlikte savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme riskinin ciddi şekilde gündemde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda dört ana başlıkta takip edilen konular bulunmaktadır.

Dördüncü başlık ise yurt dışındaki vatandaşlarımızın durumudur. Vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerden ayrılmaları yakından takip edilmektedir ve pek çoğu ayrılmıştır. Başkonsolosluklarımız ve büyükelçiliklerimiz yedi gün yirmi dört saat esasına göre vatandaşlarımıza hizmet vermekte ve ayrılmak isteyenlere imkanlar dahilinde gerekli yardım ve rehberlik sağlanmaktadır."

Birincisi Türkiye’nin İran sınırından gelebilecek olası bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ihtimalidir ve bu durumda devlet birimleri tam koordinasyon içinde gerekli hazırlıkları yapmaktadır. Ülkemiz açısından herhangi bir güvenlik riski oluşmaması için tedbirler alınmaktadır.

İkinci başlık Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerden petrol fiyatlarına ve bunun diğer alanlara etkisine kadar uzanan ve küresel ekonomiyi etkileyebilecek dalgalanmalardır. Bu çerçevede ekonomimiz üzerinde geçici etkiler söz konusu olabilecektir. Ekonomimiz geçmişte de birçok şokla karşılaşmış olup dayanıklıdır ve ekonomi yönetimimiz krizleri yönetme konusunda tecrübelidir. Kurumlar arası iş birliğiyle proaktif adımlar atılarak olası krizlere karşı ekonomimize yönelik negatif dalgalanmaların absorbe edilmesi ya da ortadan kaldırılması için gerekli hazırlıklar güçlü şekilde sürdürülmektedir.

Üçüncü başlık güvenlik konusudur ve bu son derece önemlidir. Daha önce yaşanan çatışmalarda gerekli adımlar atılmış ve güvenlik denklemi güncellenmiştir. Türkiye’nin güvenlik denklemi her bakımdan bu durumu göğüsleyecek ve karşılaşılabilecek senaryolar karşısında dayanıklılığını ortaya koyacak şekilde güncellenmiş durumdadır.

Dördüncü başlık ise yurt dışındaki vatandaşlarımızın durumudur. Vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerden ayrılmaları yakından takip edilmektedir ve pek çoğu ayrılmıştır. Başkonsolosluklarımız ve büyükelçiliklerimiz yedi gün yirmi dört saat esasına göre vatandaşlarımıza hizmet vermekte ve ayrılmak isteyenlere imkanlar dahilinde gerekli yardım ve rehberlik sağlanmaktadır."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri