Doğaya zarar veren yatırımlar ile doğayı korumaya yönelik finansman arasındaki fark 30 katı aşarken Frankfurt Finans ve Yönetim Okulu Kıdemli Proje Uzmanı Michael König-Sykorova, kalkınma hedefli yatırım kararlarının iklim politikalarına baskın geldiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan "Doğa İçin Finans Durum Raporu"nda, finans sisteminin doğa dostu bir ekonomik modele uyum sağlaması için atılması gereken somut adımlar ve izlenebilecek politikalar ele alındı.
Rapora göre, doğaya zarar veren faaliyetlere yönelik küresel finansman 7,3 trilyon dolara ulaştı. Arazi bozulumu, aşırı su tüketimi ve ekosistem tahribatına yol açan yatırımları kapsayan bu rakamın 2,4 trilyon doları devlet desteklerinden, 4,9 trilyon doları ise özel sektör yatırımlarından oluştu. Devlet destekleri fosil yakıt, tarım ve su kullanımında, özel sektör yatırımları ise sanayi ve enerji alanlarında yoğunlaştı.
Buna karşılık orman restorasyonu ve atık su yönetimi gibi doğayı korumaya yönelik doğa temelli çözümlere yapılan yatırımlar yalnızca 220 milyar dolar seviyesinde kaldı. Bu tutarın yaklaşık 197 milyar doları yani yüzde 90'a yakını kamu kaynaklarından harcanırken, özel sektörün payı yüzde 10'da kaldı. Özel sektör, doğaya verilen zararı telafi etmeye yönelik projelere 7 milyar dolar, çevre standartlarına uygun sertifikalı tedarik zincirlerine 4 milyar dolar, biyoçeşitlilik odaklı tahvil ve fonlara yaklaşık 5 milyar dolar kaynak aktarırken, doğa temelli karbon piyasaları 1,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Doğayı korumak için harcanan her 1 dolara karşılık doğaya zarar veren faaliyetlere 30 dolardan fazla kaynak aktarıldığı vurgulanan raporda, çevre dostu harcamaların doğanın korunması için gereken dönüşüm açısından çok düşük seviyede kaldığı uyarısında bulunuldu.
- Doğa dostu yatırımların 2030'a kadar 571 milyar dolara ulaşması gerekiyor
Rapora göre, 1992’de Rio de Janeiro’da kabul edilen ve iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ile çölleşmeyle mücadeleyi kapsayan Rio Sözleşmeleri kapsamında verilen küresel taahhütlerin yerine getirilebilmesi için doğa temelli çözümlere yapılan yatırımların önemli ölçüde artırılması önem arz ediyor. Buna göre, mevcut finansmanın 2030'a kadar yaklaşık 2,5 kat artarak 571 milyar dolara, 2050'ye kadar ise 771 milyar dolara ulaşması gerekiyor.
Ek yatırımların büyük bölümünün iki alana yönlendirilmesi gerektiği belirtilirken, restorasyon için 181 milyar dolar, sürdürülebilir arazi yönetimi için ise 101 milyar dolarlık ek finansmana ihtiyaç duyuluyor. Raporda ayrıca bazı ekosistemler için özel vurgu yapılarak, ormanlar ve okyanusların iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybıyla mücadelenin merkezinde yer almalarına rağmen hala yetersiz finanse edildiği belirtildi.
Şehirlerde artan ısı adası etkisini azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için kentsel yeşil alan yatırımlarının aciliyetine işaret edilen raporda, tarım alanına yönlendirilen finansmanın da toprağı tüketen üretim modellerinden toprak sağlığını güçlendiren, su tutma kapasitesini artıran ve besin döngüsünü destekleyen onarıcı yöntemlere kaydırılması gerektiğinin altı çizildi.
- Doğa temelli yatırımlarda Asya ilk sırada
Raporun başyazarı Frankfurt Finans ve Yönetim Okulu (Frankfurt School of Finance and Management) Kıdemli Proje Uzmanı Michael König-Sykorova, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Kurumsal yapısı zayıf ve hukuki yaptırım gücü sınırlı ülkelerin doğaya zarar veren yatırımlara karşı daha kırılgan olabileceğini belirten König-Sykorova, doğaya yönelik olumsuz etkilerin başlıca kaynaklarından birinin sanayi sektörü olduğunu, bunun 2023'te yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık bir finansmanla öne çıktığını kaydetti.
Bölge bazındaki rakamlara da değinen König-Sykorova, doğa temelli çözümlere en yüksek kamu iç finansmanını sağlayan kıtanın 93 milyar dolarla Asya olduğunu, ardından 59 milyar dolarla Kuzey Amerika'nın ve 34 milyar dolarla Avrupa'nın geldiğini söyledi.
Doğaya zarar veren uygulamalara alternatif olabilecek doğa temelli çözümlerin yalnızca belirli sektörlerde uygulanabildiğine dikkati çeken König-Sykorova, kıyı koruma, kentsel soğutma, su yönetimi ve tarım gibi alanlarda dönüşümün başladığını, bu değişimin artan maliyet avantajı, düzenleyici baskılar ve tüketici davranışlarındaki dönüşümle desteklendiğini anlattı.
Özel sektör cephesindeki değişimlere işaret eden König-Sykorova, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Petrol ve doğal gaz sektöründe doğaya zarar veren yatırımların gerilemesi dikkat çekici. Bu yatırımlar 2020'de 990 milyar dolarken, 2023'te 519 milyar dolara düştü. Bu, 4 yılda yüzde 48'lik bir azalma anlamına geliyor. Bu eğilimin doğayla ilgili risklerin finansal istikrar açısından önemli olduğunun daha fazla kabul görmesi ve yenilenebilir enerji üretim maliyetlerinin düşmesiyle paralel ilerlediği ifade ediliyor."
König-Sykorova, Rio Sözleşmesi kapsamındaki hedeflere ulaşmak için gereken yatırımların ciddi risk altında olduğu ve Paris Anlaşması'nın finansal uyum hedefi ile zararlı sübvansiyonların kaldırılmasına yönelik taahhütlerin gerçekleşmesinin, mevcut gidişatla zor göründüğü yorumunu yaptı.
Halihazırdaki politikaların devamı halinde biyoçeşitlilik kaybının hızlanabileceği uyarısında bulunan König-Sykorova, bunun ekonomik daralma, zorunlu göç ve doğal kaynaklar üzerinde artan çatışmalar gibi ciddi sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
- Ekonomik kaygılar ve iklim hedeflerinin çatışması
Gelişen teknolojiyle birlikte gidişatın değiştirilebileceğine inandığını ancak mevcut tabloda ekonomik kaygıların öncelendiğini anlatan König-Sykorova, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Son yıllarda örneğin, G20 ülkelerinde görülen iklim politikalarındaki geri adımlar, kısa vadeli çıkarların, kalkınma ve jeopolitik hedefleri ilerletmeye yönelik yatırım kararlarında, ekolojik bütünlüğü yeterince dikkate almaksızın baskın geldiğini gösteriyor. Örneğin, Avrupa Birliği’nde 2035 içten yanmalı motor hedefinin gözden geçirilmesine yönelik tartışmalar, iklim hedeflerinin güvenilirliğinin, sanayi politikası öncelikleri karşısındaki konumuna dair soru işaretleri doğuruyor. Doğa temelli dönüşüm için güçlü liderlik, kapsamlı politika reformları ve kamu-özel sektör arasında koordineli işbirliği şart. Bu süreç yalnızca teknik adımlarla değil, aynı zamanda zihniyet değişimi, doğaya zarar veren finansmanın aşamalı olarak sonlandırılması ve Rio Sözleşmeleri hedefleriyle uyumlu yatırımların teşvik edilmesiyle mümkün olacaktır."