Hastaneden yapılan açıklamaya göre, kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde en sık yaşanan ölüm nedenleri arasında yer almaya devam ediyor. Diyabetli bireylerde kalp krizi ve inme riski ise diyabeti olmayan kişilere göre iki ila dört kat daha yüksek seyrediyor.
Tip 2 diyabet, kalp krizi, inme, kalp yetersizliği ve damar sertliği gibi ciddi kardiyovasküler hastalıklar için önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle son yıllarda diyabet tedavisindeki gelişmeler yalnızca kan şekeri kontrolü açısından değil, kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkileri açısından da yakından takip ediliyor.
Son yıllarda yayımlanan araştırmalar, GLP-1 reseptör agonisti grubundaki tedavilerin yalnızca kan şekeri kontrolüyle sınırlı kalmayıp kilo, tansiyon ve kardiyovasküler risk faktörleri üzerinde de etkili olabileceğini ortaya koyuyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Erkan, diyabet tedavisinde kalp sağlığını korumanın giderek daha önemli bir hedef haline geldiğini aktardı.
Erkan, diyabet ve kalp hastalıkları arasındaki ilişkinin uzun yıllardır bilindiğini ancak tedavi hedeflerinin önemli ölçüde değiştiğini aktararak, şunları kaydetti:
"Geçmişte diyabet tedavisinin başarısı, büyük ölçüde kan şekeri değerlerindeki düzelmeyle değerlendiriliyordu. Ancak bugün biliyoruz ki diyabetli hastalarda yaşam süresini ve yaşam kalitesini etkileyen en önemli sorunlardan biri, kalp ve damar hastalıkları. Bu nedenle günümüzün tedavi yaklaşımlarında yalnızca glukoz kontrolüne değil, kalp krizi, inme ve diğer kardiyovasküler olay risklerinin azaltılmasına da odaklanılıyor."
Son yıllarda yapılan araştırmaların, GLP-1 reseptör agonisti grubundaki tedavilerin kalp ve damar sistemi üzerinde farklı mekanizmalar aracılığıyla etkiler oluşturabileceğine işaret ettiğini anlatan Erkan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu tedavilerin kilo kontrolüne katkı sağlaması, kan basıncında düşüş oluşturabilmesi ve metabolik parametrelerde iyileşme sağlayabilmesi, kardiyovasküler risk faktörleri açısından önem taşıyor. Ayrıca damar sağlığı ve inflamasyon süreçleri üzerindeki etkileri de bilim dünyasında yoğun şekilde araştırılıyor. Elde edilen veriler, diyabet tedavisinin artık yalnızca pankreas veya kan şekeri ekseninde değerlendirilmediğini gösteriyor."
Erkan, kardiyovasküler hastalıkların ortaya çıkmasında yüksek tansiyon, obezite, insülin direnci, kolesterol yüksekliği ve kronik inflamasyon gibi birçok faktörün rol oynadığını, bu risklerin aynı anda kontrol altına alınmasının kalp sağlığı açısından önemli olduğunu ifade etti.
- "Risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi önem taşıyor"
Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların kardiyovasküler sonuçlar üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların son yıllarda belirgin şekilde arttığına değinen Erkan, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Yakın zamanda yayımlanan geniş kapsamlı araştırmalar, dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Yaklaşık 10 bin hastanın değerlendirildiği güncel bir araştırmada, oral semaglutid tedavisi alan bireylerde kan şekeri kontrolünün yanı sıra kilo ve sistolik kan basıncı üzerindeki olumlu etkilerin uzun süre devam ettiği gösterildi. Bu sonuçlar, kardiyovasküler risk faktörlerinin yönetimi açısından önemli veriler sunuyor. Elbette, her çalışma kendi bilimsel sınırları içerisinde değerlendirilmeli ancak günümüzde kardiyologlar da diyabet tedavisindeki bu gelişmeleri yakından takip ediyor."
Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesinin önem taşıdığına dikkati çeken Erkan, özellikle diyabetli bireylerde bütüncül değerlendirme yapılması gerektiğini vurguladı.
Erkan, modern kardiyolojinin yalnızca mevcut hastalıkları tedavi etmeyi değil, yüksek risk taşıyan bireylerde hastalık gelişimini önlemeyi de hedeflediğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
"Koruyucu kardiyoloji uygulamalarının önemi, her geçen yıl artıyor. Kalp krizi meydana geldikten sonra uygulanan tedaviler son derece değerli ancak günümüzde asıl hedef, kalp krizinin hiç yaşanmamasını sağlamak. Diyabet, hipertansiyon, obezite ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin erken dönemde kontrol altına alınması, uzun vadeli kardiyovasküler sonuçlar üzerinde belirleyici rol oynayabiliyor. Bu nedenle diyabetli bireylerin yalnızca kan şekeri değerleri açısından değil, kalp ve damar sağlığı açısından da düzenli olarak değerlendirilmesi önem taşıyor."
Kalp ve damar hastalıklarından korunmada düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sigaradan uzak durulması ve kronik hastalıkların kontrol altında tutulmasının temel yaklaşımlar arasında yer aldığına değinen Erkan, diyabet yönetiminde kardiyovasküler korumanın giderek daha fazla önem kazandığını kaydetti.