MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Türkiye'nin tarihi bir eşikten geçtiğini belirten Bahçeli, "Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefleri, Türk milletinin kaderine aracısız ve fazlasız sahip çıkma hamlesidir" dedi. MHP Lideri, CHP'nin erken seçim çağrısına tepki gösterdi. Bahçeli ayrıca "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" sözleriyle dikkat çeken bir çağrıda bulundu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in erken seçim çağrısına ilişkin konuşan Bahçeli, "CHP Genel başkanının erken seçim konuşması tam anlamı ile siyasi ahmaklıktır. Erken seçim gündeme alınmayacak" dedi.
Bahçeli, konuşmasını dikkat çeken bir çağrıda bulunarak sonlandırdı. Bahçeli konuşmasında, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" ifadelerini kullandı.
Bahçeli'nin açıklamalarının satırbaşları şöyle;
"Toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, tüm kardeşlerimizi selamların en güzeli ile selamlıyor şükranlarımı sunuyorum.
Kararlılıkla ifade etmem gerekirse Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bütün Türkiye’nin, bütün Türk milletinin, hatta Türk-İslam dünyasının sadece bugünün değil yarınların da partisidir.
Geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsüdür. Ez cümle millî umutların düşmeyecek sancağıdır. Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümelerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların milliyetçi-ülkücü hareketi hakkıyla idrak edip layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkânsızdır.
"BİZİM ÇAMUR ZİHNİYETLERE, ÇAMURLAŞMIŞ SİYASETE KAPIMIZ SÜNGÜLÜDÜR"
Hazreti Mevlânâ’nın dediği üzere her insan bir yağmur damlası gibidir, kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına. Çamurla karışan çamur atar, gül bahçesinde olan ise mis kokular yayar etrafına. Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zıpçıktılarına yüzümüz dönük, kapımız süngülüdür. Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir; şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır.
Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil, aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir. İşte böylesi bir erdeme ve bundan mütevellit erinç hâline müstakim bir tutumla müstahak olanlar, yaptıkları her işle, attıkları her adımla, ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracak, yanlışın ve yanılgının boşluğuna da hiçbir zaman düşmeyeceklerdir. Halk ozanımız Yunus’un dediği gibi, “Az söz erin yükü, çok söz hayvan yüküdür.” Çok sözle yüzümüzü kızartıp mahcubiyet duyacağımıza, az ve öz söyleyip hafızalarda derin izler, vakitler bırakacak maharete sahip olmak lazımdır.
"TÜRKİYE, TARİHİ EŞİKTEN GEÇİYOR"
Yapılan konuşmalarda, paylaşılan görüş ve düşüncelerde bir mâkesin, bir de makusun şaşmaz gerçeğiyle karşılaşırız. Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltir, üstelik bu yüksekliği millî ve manevî değer hükümleriyle perçinler, hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsî ve siyasî menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak, o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında mâkes bulacaktır, çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez bir cevher gibidir. Fakat cümle cümle mağlubiyetle iade edilmiş, çelişki çukurlarına düşen açıklamaların, ahlaki safiyetten ve kalbî samimiyetten mahrum, ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların talihi, biliniz ki makustur. Bu makus düşünce ve ezberlerin millet huzurunda ne bir karşılığından ne de bir değerinden bahsedilebilecektir.
Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse, emin olunuz ki atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır. Türkiye’mizin geçtiği tarihî eşik, hepimize, özellikle siyaset müessesesine ve siyaset yapan zevata ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir. Mâkeste buluşmak varken makusun tezgâhında bocalamak, akıl ve mantık ihlalinden başka bir şey değildir. Eğer taşımasını bildikten sonra insanda iki tür şuur hâli vardır. Birisi adalet şuuru, diğeri de tarih şuurudur. Kemale ermiş adalet şuuru bizi imanımızla bütünleştirip Allah’ın yolundan ayırmayacak, tarih şuuru ise vatan ve millet sevgisinin ana yatağı olacaktır. Deniz fenerini andıran, aydınlık bir meşaleyi çağrıştıran bu yatakta oluşacak ve ortaya çıkacak fikrî atılımın tanım ve tarifi de elbette ve kesinlikle milliyetçiliğin ta kendisidir.
Türk milliyetçilerinin süresel ölçekli iddia ve hedefleri her zaman vardır ve bilinmektedir. 21. yüzyılda dünyanın daha yaşanabilir, daha insani, daha adil, daha huzurlu ve daha sevimli olabilmesinin bir yolunun da böyle bir anlayışı zenginleştirmekten geçtiği açıktır.
Türk milleti asla beklemeyecek, bilahare beklenen, özlenen, yolu gözlenen, müşfik ve müteaklis bir kudret olduğunu devamlı surette ispat ve ihsas edecektir. Bu kapsamda Türk siyasetçisinin, millî ve manevî değerler kümesinden ayrılmayan Türk aydınlığının müessir bir dünya kavrayışı olmalı, çağın rotasını tayin etme iddiasıyla mündemiç fikir ve politikalar geliştirmelidir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE HEDEFİ
Tasavvur, tahayyül ve tekniklerimizin ana çerçevesinde de “nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye” sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturulmalıdır. Kuru bir taklitçilik yerine özgün, özgüvenli ve öz değerlere bağlı fikir ve politika atılımlarıyla bezenecek müstesna projelerin arayışında olmak, bunları ekonomik, sosyal ve siyasal olayların akışıyla eklemlemek, medeniyet müktesebatımızın bize yüklediği başlıca sorumluluktur. İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir, bu nedenle gerek millî kaderimiz gerekse küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahibi olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumundayız.
Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefleri, Türk milletinin kaderine aracısız ve fazlasız sahip çıkma hamlesidir. Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama baçındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır. Kim ve kimler mâkesin yerine mâkusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyorsa, bu surette terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçilerdir.
"SURİYE'DE YENİ BİR DENKLEM OLUŞTU"
Millî birlik ve kardeşlik duygumuzu karartmanın ve kaskatı hâle getirmenin emelini taşıyanlar, tarihin uçurumuna yakın bir yerde durmaktadır. Suriye’deki malum olayları Türkiye’ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olmayacaktır. Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG’yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir. Suriye Cumhuriyeti’nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur.
Bu durum beklenen ve olması gereken bir gayedir, ayrıca devletin egemenlik haklarıyla, siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle doğrudan ilişkilidir ve bunu destekleyen, tescilleyen bir gelişmedir.
"YPG'NİN ENTEGRASYONU MEMNUN EDİCİ"
30 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG ve YPG arasında, 10 Mart mutabakatı ile 18 Ocak mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ve askerî ile idari yapıların Suriye Cumhuriyeti’ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varılmıştır. Bu gelişme, Suriye’nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır.
Devlet otoritesi sağlanmıştır. SDG-YPG’li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaktır. SDG-YPG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacak, Ayn el-Arab’daki silahlı unsurlar ise Halep’e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır. Askerî ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Yapılan anlaşmanın uygulama süreci dün başlamıştır.
"TÜRK MİLLETİ DE BİZİZ, KÜRT MİLLETİ DE BİZİZ"
Önemli bir etap böylelikle geçilmiştir. PKK'nın kurucu önderliği, verdiği sözlerin ardından durdu. Örgütün lağvedilmesini sağladı. 27 Şubat çağrısı örgütün tüm bileşenleri tarafından kabul oldu. Türkiye'de olduğu gibi Suriye'de de provokasyonlar yaşanabilir. Sabırlı ve temkinli olmalı. Nusaybin'de bayrağımızı indiren alçaklar, milli birliğimizi yaralamaya çalışanlar ne yaparsa yapsınlar, Pir Sultan'ın sözleri ile sesleniyorum; dönen dönsün yolundan ben dönmezem yolumdan.
Nefreti aşılayanlar kaybedecek, Türk Kürt kardeşliğini bozmayı planlayanlar kaybedecek. Terör örgütünün Kürt kardeşlerimizi vesayet altında tutmaya hizmet edenler iki cihanda da yatacak yer bulamayacak. Türk de bizim Kürt de bizim. Türk milleti de biziz Kürt milleti de biziz ve alayıyız.
"ÖZEL'İN SURİYE AÇIKLAMASI HEZEYANDIR"
CHP Genel Başkanı’nın Suriye Devleti’nin terörle mücadelesini endişe verici bulması, Sayın Ahmed Şara’nın Suriye’nin tamamını temsil edemediğini dile getirmesi hüsran verici bir hezeyandır. Hesabı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü YPG’ye kaptıran bu zatın ne sözü söz, ne de siyaseti mert ve millidir. Gürültü patırtı çıkarmanın siyaset olmadığını, laf ola beri gele türünden konuşmaların komik durumlara düşürdüğünü anlamalı ve kabullenmelidir. Dilinin altındaki baklayı çıkarmalı, Suriye’nin siyasî ve toprak bütünlüğünü sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını da itiraf etmelidir. Merhum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözlerinden esinlenerek söylüyorum ki, dünyaya baktığın zaman ayrı görür, kendi kendine kaldığın zaman ayrı düşünürsün, yıllarca tezat içinde bir tevile çırpınırsın. Ahlaken sorunlu siyaset zar atmaktan farksızdır. Gelecek olan da her zaman hep tektir.
CHP'YE ERKEN SEÇİM TEPKİSİ
CHP Genel başkanının erken seçim konuşması tam anlamı ile siyasi ahmaklıktır. Erken seçim gündeme alınmayacak. Seçim kapısını arala dese de bizim aralayacağımız Türkiye ve Türkiye Yüzyılının cümle kapısıdır.
Başka kapısından medet ummak CHP'nin dileği olsa da Cumhur İttifakı'nın ucuz gündemlerin peşinden gitmesi siyasi akıl dışıdır. Seçim günü gelip çattığında, istismarcı, kumarcı, komisyoncu, yolsuzluk çetesine Türkiye'nin kaç bucak olduğunu muhakkak gösterecek.
"ABD'NİN İRAN'I VURMASI KABUL EDİLEMEZ"
ABD, Venezuela'dan sonra İsrail'in tahriki ile İran'a karşı operasyon ihtimali sadece komşu ülkemiz için değil dünya için tehlikedir. İran'a askeri hareket yolu ile sözde ılımlı köstebek liderleri iş başına getirme senaryolu felaketleri tetikleyecektir. Siyonizm'in dürtmesi ile ABD'nin İran'ı vurması kabul edilemez emperyalist vandallık olacaktır. İran'ın ve diğer bağımsız devletlerin geleceğini temin edecek tek güç kendi halklarının haysiyetidir. Sayın cumhurbaşkanımızın uzlaştırma çabası takdire layıktır. İran'ın, Suriye'nin güvenliği bölgenin huzurunun kilit taşıdır.
EPSTEIN SKANDALI
Birdenbire, asrın sapıklığı ve ahlaksızlığı olarak değerlendirilmesi gereken ve üç milyon sayfanın üzerinde olan Epstein belgeleri dünya kamuoyunun gündemine oturmuştur. Skandallar, itiraflar ve dehşet verici çarpıklıklar, ne hikmetse Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’de SDG’ye ve YPG’ye sırt dönüp Ahmed Şara’yı desteklediği, ayrıca İran’a yönelik saldırı planlarının ortaya çıktığı bir zamana tesadüf etmiştir. İşkence gören çocuklardan, taciz ve tecavüze uğrayan reşit olmayan kız çocuklarına varıncaya kadar kan donduran iğrençliklerin yaşanması, pek çok siyasetçi, devlet adamı ve meşhur ismin karıştığı skandallar furyası, insanım diyen herkesin midesini bulandırmaktadır.
"ZAMANLAMASI MANİDAR"
Cinsel istismar suçlusu milyarderler ve çevrelerine ilişkin yayınlanan belgelerin zamanlama itibarıyla manidar bir dönemde deşifre edilmesi hem tuhaf hem de akılları karıştıran soru işaretleriyle doludur. İnsanlık ayıplarının, insani felaketlerin ve kirli ilişkilerin merkezinde yer aldığı bu tehdit mekanizmasının, organize hâlde siyasî ve stratejik hedefleri gözettiği kanaatimce son derece mümkündür. İnsani değer ve mirasın ayaklar altında çiğnenmesi, çocukların bu faciada kullanılması, nice çatıları uçuracak, nice şöhretli insanı rezil edecek mahiyettedir.
Biz temiz siyaseti ve temiz toplumu yalnızca Türkiye için değil, tüm dünya adına istiyoruz. Şerefli, güvenli, namuslu ve evrensel insani değerlere muvafık biçimde yaşamanın başka bir yolunun olmadığını, olmayacağını düşünüyoruz. Ahlaki yarılmanın, ahlaktaki dağılmanın, Lût kavmine benzer toplumsal yapılardaki kokuşmanın, hazza, hıza, hırsa, dipsiz şehvet ve şöhrete dalmanın sonu ve sonucu, yeryüzü cehenneminin yanan ateşine odun taşımakla eş anlamlıdır. Değerlerin müdafaa edilmesi şarttır. Peki bu değerleri analitik gözlem becerisiyle nasıl tefsir edebiliriz? Değerler, insanın davranışlarını yargılarken ve hayattaki amacını seçerken başvurulan, toplumsal olarak paylaşılan amaç ve davranışları belirlerken neyin doğru, neyin yanlış olduğunu gösteren standartlardır. Beşeriyet doğru ile yanlışı birbirine karıştırarak vicdan kaybına uğramış, iyi ile kötüyü ayıramayarak erdemden uzaklaşmıştır.
BAHÇELİ'DEN ÖCALAN VE DEMİRTAŞ ÇAĞRISI
Aziz dava arkadaşlarım, Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.