Mavi Vatan’ın Hukuki Zaferi ve/veya Libya Mutabakatı, EastMed’in Çöküşü ve Türkiye’nin Stratejik Üstünlüğü?!
...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mavi Vatan doktrinini iç hukuka bağlayan yeni hamlesi, Doğu Akdeniz’de enerji haritasını yeniden şekillendiriyor.
2019 Türkiye-Libya Mutabakatı’nın kritik detayları ve EastMed boru hattının belirsiz geleceği, Ankara’nın denizlerdeki kararlı duruşunu bir kez daha teyit ediyor.
...
Haber şu:
https://x.com/MarioNawfal/status/2055310989113889082?s=20
Yorum bu:
Yorum bu:
Dün bugün'ün gölgesinde.
Mario Nawfal'in tivitinde net bir fotoğraf var:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mavi Vatan" doktrinini yasal zemine oturtuyor.
200 mil münhasır ekonomik bölge ilanına hazırlanıyor.
Ege ve Doğu Akdeniz'de balıkçılık, sondaj, madencilik haklarını resmileştiriyor.
Öncelikle...
Tweet, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tepkisini haklı olarak vurguluyor.
AB protesto edecek.
NATO rahatsız olacak.
Ama ikisi de durduramayacak.
Nitekim...
Dünyada Ukrayna savaşı, Gazze krizi, enerji kavgası, ittifak çatlamaları sürüyor.
Büyük güçler kendi alanlarını genişletirken Türkiye pasif mi kalacaktı?!
Hal böyleyken...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hamlesi tam bir stratejik ustalık.
Coğrafyanın verdiği avantajı hukuki kalkana dönüştürüyor.
Milli menfaatleri masada değil, sahada koruyor.
Bugün aslında dün'dü.
Atatürk'ün milli siyaset vizyonu hâlâ geçerli.
Gazi Mustafa Kemal, bu konuda az bilinen ama vizyonunu ortaya koyan etkili, uyarıcı sözünde şöyle buyurmuştu:
“Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim mana ve öz şudur:
Milli sınırımız dahilinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanarak mevcudiyetimizi muhafaza ederek millet ve memleketin hakiki saadet ve bayındırlığına çalışmak, rastgele sonu gelmez emeller peşinde milleti meşgul etmemek ve zarara uğratmamaktır.”
Bu söz, 1927'de bizzat Atatürk tarafından dile getirilmiştir ve doğruluğu tarihî kaynaklarda teyit edilmiştir.
Nüans?!
Mavi Vatan, genişleme değil.
Egemenlik mücadelesi.
Hukuki detaylarına gelince:
Türkiye, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değil.
Bu yüzden adaların kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) haklarını anakara gibi genişleten eşit mesafe veya eş uzaklık ilkesini reddediyor.
Bunun yerine adalet prensibini esas alıyor; yani Türkiye'nin yaklaşık 8 bin 333 km'lik ana karası ve uzun kıyı şeridi dikkate alınıyor.
Yeni kanun teklifiyle Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı, 200 deniz mili MEB ve bitişik bölge sınırları iç hukuka bağlanıyor.
Balıkçılık, enerji sondajı, madencilik ve bilimsel araştırmalar devlet iznine tabi olacak.
Toplamda yaklaşık 462 bin kilometrekarelik deniz yetki alanı yasal güvenceye kavuşuyor.
Demem o ki:
Bu, Atatürk'ün “kendi kuvvetimize dayanma” ilkesinin güncel yansıması.
Körü körüne ittifaklara yaslanmadan, dengeyi kendi lehine çevirme sanatı.
Demem şu ki:
İşte tam burada Libya anlaşmasının kritik detayları devreye giriyor.
27 Kasım 2019'da İstanbul'da imzalanan Türkiye-Libya Mutabakat Muhtırası, Akdeniz'de kıta sahanlığı ve MEB sınırlarını kesin koordinatlarla belirliyor.
Anlaşma, Point A (34°16'13.720"K - 026°19'11.640"D) noktasından Point B (34°09'07.9"K - 026°39'06.3"D) noktasına uzanan bir hat çiziyor.
Bu hat, 200 deniz mili MEB ve yaklaşık 18,6 deniz mili kıta sahanlığı koridoru yaratıyor.
Anlaşma 8 Aralık 2019'da yürürlüğe girdi, Türkiye tarafından 5 Aralık'ta Meclis'te onaylandı ve 11 Aralık 2019'da Birleşmiş Milletler'e tescil edildi.
Ortak sondaj ve keşif hakkı tanıyor.
2025'te Libya Ulusal Petrol Kurumu ile TPAO arasında yeni sismik çalışma mutabakatları imzalandı.
Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır'ın itirazlarına rağmen Türkiye, anlaşmanın uluslararası hukuka uygun ve bağlayıcı olduğunu savunuyor.
Bu mutabakat, Türkiye'ye Doğu Akdeniz'de stratejik bir veto gücü kazandırıyor.
Demem o deme değil şu deme:
Doğu Akdeniz enerji jeopolitiği ise tam bir güç oyunu.
Bölgede İsrail'in Tamar ve Leviathan sahaları, Kıbrıs'ın Afrodit sahası, Mısır'ın Zohr dev rezerviyle toplam 3,5 trilyon metreküp gaz potansiyeli var.
Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail, Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu kurup Türkiye'yi dışladı.
EastMed boru hattıyla gazı Avrupa'ya taşımayı planlıyorlardı:
Yaklaşık 1.900-2.000 kilometrelik hat, İsrail'den Kıbrıs üzerinden Yunanistan'a, oradan İtalya'ya uzanacaktı.
Maliyet 6-7 milyar euro, ilk etap kapasitesi 10 milyar metreküp/yıl idi.
Yani?!
Libya Mutabakatı bu koridoru doğrudan kesiyor; hat, Türkiye'nin iddia ettiği MEB içinden geçmek zorunda kalıyor.
ABD 2022'de desteğini çekti; "Ekonomik değil, çevresel değil, gerilim yaratır" dedi.
2026 itibarıyla proje fiilen rafta; inşaat kararı alınmadı.
Alternatifler konuşuluyor:
Mısır üzerinden LNG, Kıbrıs gazının Mısır tesislerine taşınması veya küçük ölçekli versiyonlar.
Yüksek maliyet, teknik zorluklar, Türkiye-Libya hattı ve bölgesel gerilimler EastMed'i geleceksiz bırakıyor.
Eni CEO'su Claudio Descalzi'nin 2023'te belirttiği gibi, "herhangi bir EastMed anlaşması Türkiye'yi içermeli" çünkü Türkiye ve Libya olmadan proje imkânsız hale geliyor.
Başka?!
Erdoğan, savaş fırtınalarında Türkiye'yi batırmıyor.
Aksine, Karadeniz tahıl koridorundan Libya'daki üslerine, Afrika'daki savunma anlaşmalarına kadar çok vektörlü bir diplomasi yürütüyor.
Mavi Vatan kanunu, sadece deniz değil; enerji diplomasisinin de hukuki omurgası oluyor.
Libya anlaşması sayesinde Türkiye, Doğu Akdeniz gazının geleceğinde masada değil, sahada söz sahibi.
Hasılı:
Mavi Vatan, sadece deniz değil.
Karada, havada, diplomaside aynı kararlılık.
Hülasa:
Türkiye, kurucu iradenin mirasını modern araçlarla sürdürüyor.
Atatürk'ün uyarıcı vizyonu, Erdoğan'ın ellerinde eyleme dönüşüyor.
Hukuki detaylar, Libya Mutabakatı ve enerji jeopolitiği, bu vizyonun sahada somutlaştığını gösteriyor.
Netice:
Dünyadaki gelişmeler ve savaşlara rağmen Türkiye, liderinin hamleleriyle hem dengeleri bozuyor hem kendi dengesini koruyor.
Ezcümle:
Erdoğan'ın uluslararası arenadaki siyasi hamleleri, usta bir stratejistin elinden çıkmış gibi; cesur, hesaplı ve Türkiye'yi yeniden bölgesel güç merkezine taşıyor.
Cüneyt Şaşmaz
Cüneyt Şaşmaz