Cüneyt Şaşmaz Yazdı: Ne Yazık Türk’üm Diyemeyene!

İmparatorluktan ulus devlete geçişte Anadolu’da yaşayan insanı bir arada tutacak bağ, soy ağacı değil ortak kader, ortak vatan ve ortak gelecektir.

Öncelikle…

Atatürk, en büyük eserini millete bırakırken ırka, kana ya da doğuma değil iradeye seslendi:

“Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Nitekim…

Demedi ki “Türk olana.”

Demedi ki “Türk doğana.”

Demedi ki “Türk kanı taşıyana.”

Çünkü biliyordu:

İmparatorluktan ulus devlete geçişte Anadolu’da yaşayan insanı bir arada tutacak bağ, soy ağacı değil ortak kader, ortak vatan ve ortak gelecektir.

Osmanlı coğrafyasından geriye kalan topraklarda yeni bir devlet kurulurken zaman yoktu.

Avrupa’da uluslar yüzyıllara yayılan süreçlerle oluştu.

Türkiye ise üç yılı aşkın bir kurtuluş mücadelesinin ateşi içinde milletini yoğurmak zorundaydı.

Çanakkale’den Sakarya’ya, Dumlupınar’a uzanan o yolda Türkmen’i, Yörük’ü, Tatar’ı, Çerkez’i, Laz’ı, Boşnak’ı, Pomak’ı, Alevi’si, Kürt’ü aynı cephede durdu.

Farklı kökenlerden gelen insanlar aynı vatanı savunduğu için Atatürk onları dışarıda bırakmadı; içeriye çağırdı.

“Türk’üm” diyen herkesi milletin eşit ferdi saydı.

Bu söz bir hoşgeldin çağrısıydı.

Üst kimliği Türklük olan, vatandaşlığı eşit, devleti üniter bir Cumhuriyet’in temel taşıydı.

Demem o ki:

Aradan bir asırdan fazla geçti.

Bugün aynı cümle yeniden hedefte.

Demem şu ki:

Kimileri bunu dar bir ırkçılık sanıyor; kimileri de tam tersine, Türklük üst kimliğini zayıflatmak için “diyene” kısmını yok sayıyor.

Oysa Atatürk’ün formülü açıktı:

Kimlik dayatılmaz, benimsenir.

Benimseyen mutludur; çünkü bir milletin içinde yer alır, bir devletin çatısı altında eşit vatandaş olur.

Tarih, etnik alt kimlikleri devletleştirme hevesinin nasıl bittiğini gösterdi.

Yugoslavya dağıldığında ortaya çıkan tablo, “herkes kendi adını devlete yazsın” hayalinin bedelini kanla ödetti.

Küçük kimlikler büyük oyunların malzemesi olmaya en elverişli zemindir.

Atatürk bunu gördüğü için milleti parçalayan formüllere değil, birleştiren iradeye yaslandı.

Bugün “Türk’üm” demeyi küçümseyen, bunu gerilik sayan ya da yerine uydurma üst kimlikler koymaya çalışanlar aslında bir tercihi reddediyorlar:

Ortak vatanı, ortak devleti ve ortak kaderi.

Bu ret, kişiyi özgürleştirmez; sahipsiz bırakır.

Sahipsiz kalan her kimlik de dışarıdan biçimlendirilmeye açıktır.

Ezcümle:

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi duvar süsü değildir.

İçeriden ve dışarıdan gelecek her çözülme girişimine karşı kurulmuş bir erken uyarı sistemidir.

O nedenle söz tamamlanır:

Ne mutlu Türk’üm diyene.

Ne yazık Türk’üm diyemeyene.


Cüneyt Şaşmaz

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri