Cüneyt Şaşmaz Yazdı: İran Savaşı’nda Gerçek Kazanan: Türkiye’nin Jeopolitik Fırtınada Yükselişi ve Sessiz Güç Konsolidasyonu

Küresel dikkat tamamen Ortadoğu’daki çatışmaya odaklanmışken, Cumhurbaşkanı Erdoğan iç siyasette muhalefeti etkisizleştirme ve güç konsolidasyonunu hızlandırma imkânı buldu.

Dünya, İran-İsrail-ABD geriliminin ateş hattına kilitlenmişken; Hürmüz Boğazı’ndaki petrol krizi, bombardımanlar ve küresel enerji şokları manşetleri doldururken…
Türkiye arka planda tarihî bir fırsatın tam ortasında duruyor.
İngiliz The Telegraph gazetesi, 30 Mayıs 2026 tarihli çarpıcı analizinde bunu net bir şekilde ortaya koyuyor:
“Erdogan is the real winner of Iran war.”
Yani?!
İran Savaşı’nın asıl galibi Erdoğan ve Türkiye.
Peki bu değerlendirme sadece Batı medyasının bir tespiti mi, yoksa Türkiye’nin uzun vadeli jeopolitik rüzgârı yakaladığı gerçeğinin teyidi mi?!
BS Ekonomi perspektifinden bakınca ikincisi ağır basıyor.
Dünya dikkatini başka yöne çekerken…
The Telegraph’ın vurguladığı kritik nokta şu:
Küresel dikkat tamamen Ortadoğu’daki çatışmaya odaklanmışken, Cumhurbaşkanı Erdoğan iç siyasette muhalefeti etkisizleştirme ve güç konsolidasyonunu hızlandırma imkânı buldu.
Dünya İran’a bakarken Türkiye’de “sessiz” ama derin bir yeniden yapılanma yaşanıyor.
Bazıları bunu “anti-demokratik geri adım” olarak eleştirse de, gerçekçi okuması şu:
Büyük kriz dönemlerinde güçlü liderler her zaman böyle fırsatları değerlendirir.
Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Ama asıl mesele iç siyaset değil.
Jeopolitik kazanımlar çok daha stratejik:
• Savunma sanayi ihracatımız (Bayraktar TB2’lerden Akıncı’ya, Kızılelma’dan Siper-Hisar sistemlerine) rekorlar kırıyor.
• NATO ve Avrupa, güvenlik harcamalarını artırırken Türkiye vazgeçilmez bir oyuncu hâline geliyor.
• Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada Türkiye aynı anda “etkin güç” konumunda.
• Enerji koridorları, transit ülke rolü ve bölgesel arabuluculuk potansiyeli hiç bu kadar öne çıkmamıştı.
The Telegraph bile bunu kabul ediyor:
Türkiye uzun vadeli kazanan olarak öne çıkıyor.
Jeopolitik güç ekonomik güce dönüşecek mi?!
İşte asıl kritik soru bu.
Savunma sanayi patlaması güzel, jeopolitik ağırlık artışı motive edici…
Ama yabancı yatırımcıyı kalıcı olarak çekecek olan şey, bu gücün ekonomik istikrara dönüştürülmesi.
Bunun için üç temel şart öne çıkıyor:
1. Enerji koridorunda güvenilir transit ülke rolünün pekiştirilmesi,
2. Savunma teknolojilerindeki ivmenin kesintisiz sürdürülmesi,
3. Şimşek-Karahan tarzı ekonomik programın kararlılıkla korunması ve kurumsal güven ortamının güçlendirilmesi.
Yüksek enflasyon, CDS primlerindeki dalgalanmalar ve hukuki öngörülebilirlik tartışmaları hâlâ risk unsuru.
Financial Times’tan Martin Wolf’un yıllar önce sorduğu soru hâlâ geçerli:
Ekonomik başarı ile hukukun üstünlüğü arasındaki ilişki ne kadar sürdürülebilir?!
Netice:
Fırsat penceresi daralıyor, akıllı hamleler şart.
İran Savaşı, Türkiye’ye tarihî bir “dikkat dağılması fırsatı” sundu.
Bu, bir “sessiz devrim”den ziyade, jeopolitik aklımızı kullanarak oynadığımız ustaca bir hamle.
Ancak bu rüzgârı kalıcı ekonomik güce çevirmek, içerdeki reformlara, istikrara ve vizyoner adımlara bağlı.
Dünya İran’la meşgulken Türkiye’nin hem içerde hem dışarıda kartlarını çok iyi oynadığı bir dönemden geçiyoruz.
Artık mesele bu kazanımları kalıcı hâle getirmek.
Ezcümle:
Türkiye, yeni küresel düzende sadece jeopolitik değil, ekonomik olarak da “gerçek kazanan” olabilir mi?!
Cevap, önümüzdeki aylardaki hamlelerde gizli.

Cüneyt Şaşmaz

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri