Medicana Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Okan Özkunt, çocukluk ve ergenlik döneminde sık görülen skolyozun çoğu zaman ağrıya neden olmadan ilerleyebildiğini ve ailelerin çocuklarının duruşundaki küçük değişiklikleri gözlemlemesinin erken tanı açısından önem taşıdığını belirtti.
Medicana Sağlık Grubu'ndan yapılan açıklamaya göre, çocukluk ve ergenlik döneminde en sık görülen omurga rahatsızlıklarından biri olan skolyoz, çoğu zaman belirgin bir ağrıya neden olmadan ilerleyebiliyor.
Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken fark edilmediğinde eğriliğin ilerleyebileceğine dikkati çekerek, aileleri düzenli gözlem konusunda uyarıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Medicana Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Okan Özkunt, skolyozun erken tanınmasının tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirtti.
Özkunt, "Skolyoz çoğu zaman ağrı oluşturmadan ilerleyebilir. Bu nedenle ailelerin çocuklarının duruşundaki küçük değişiklikleri fark etmesi büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı.
Skolyozun, omurganın önden veya arkadan bakıldığında düz olması gerekirken yana doğru eğilmesi olduğunu vurgulayan Özkunt, "Skolyozda omurlar aynı zamanda kendi ekseni etrafında da döner. Bu nedenle omuzlarda, kürek kemiklerinde, bel kıvrımlarında ve gövdede çeşitli asimetriler ortaya çıkabilir. Skolyoz, ilerleyici bir hastalıktır. En sık büyüme çağındaki çocuklarda görülmekle birlikte her yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle 10-16 yaş arasında başlayan skolyoz, hızlı büyümenin yaşandığı 11-14 yaş dönemi hastalığın ilerlemesi açısından kritiktir. Özellikle kız çocuklarında ilk adet döneminin başladığı yıllarda omurga eğriliğinin yakından takip edilmesi gerekir." değerlendirmelerinde bulundu.
- "Uzun süre aynı pozisyonda kalmak omurgayı zorluyor"
Skolyozun doğrudan "yanlış oturmak"tan kaynaklanmadığını belirten Özkunt, "Uzun süre aynı pozisyonda kalmak ve ergonomik olmayan oturma alışkanlıkları omurga üzerinde ciddi yük oluşturur. Yanlış pozisyonda uzun süre oturmak sırt ve bel ağrılarına neden olabilir. Ayrıca mevcut bir omurga eğriliğinin ilerlemesini kolaylaştırabilir ve duruş bozukluklarını belirgin hale getirebilir. Çocukların ve gençlerin uzun saatler boyunca telefon, tablet ve bilgisayar kullanması hareket miktarını azaltır bu da omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir." bilgisini paylaştı.
Özkunt, duruş bozukluğunun tek başına skolyoza neden olmadığını ancak omurgaya yanlış yük binmesinin mevcut eğriliği ilerletebileceğinin altını çizdi.
Skolyozun erken dönemde bazı fiziksel bulgularla fark edilebildiğini belirten Prof. Dr. Özkunt, ailelerin çocukların duruşundaki değişiklikleri dikkatle gözlemlemesi gerektiğini ifade etti.
Özkunt, bir omzun diğerinden daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinde belirgin asimetri, bel kıvrımlarının eşit olmaması ve gövdenin bir yana doğru kaymasının skolyoz açısından uyarıcı belirtiler arasında yer aldığını bildirdi.
Kıyafetlerin vücuda simetrik oturmamasının da dikkate alınması gerektiğini aktaran Özkunt, çocuğun öne eğilmesi sırasında sırtın bir tarafında belirgin çıkıntı oluşmasının omurga eğriliğine işaret edebileceğini belirtti.
Skolyoz tedavisinin hastanın yaşı, büyüme potansiyeli ve omurgadaki eğriliğin derecesine göre planlandığını belirten Özkunt, şunları kaydetti:
"Her skolyoz hastası cerrahi tedaviye ihtiyaç duymayabilir. Eğrilik 40 derecenin üzerine çıkmışsa, hızlı ilerleme gösteriyorsa veya korse tedavisine rağmen artmaya devam ediyorsa cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Ancak erken tanı sayesinde birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Omurga sağlığını koruyan mucizevi bir ilaç ya da takviye bulunmamaktadır. Düzenli fiziksel aktivitenin en etkili koruyucu yöntemdir. Uzun süre aynı pozisyonda kalmamak, doğru duruş alışkanlıkları kazanmak ve omurgayı gereksiz yüklenmelerden korumak büyük önem taşır. Erken tanı sayesinde tedaviye zamanında başlanabilir ve daha ileri tedavilere ihtiyaç duyulmasının önüne geçilebilir."