“Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk, partisini milletin iradesine ve cumhuriyetin temel ilkelerine emanet etmişti.
Bugün ise o emanet, mahkeme kararlarıyla dönen eski genel başkanın “önce hesaplaşma, sonra kurultay” tehdidiyle iki başlı bir yönetim krizine sürükleniyor.
Hal böyleyken…
Atatürk’ün kurduğu parti, kendi içinde bölünerek Türkiye’nin aydınlık geleceğini gölgeliyor.
Nitekim…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla geri dönüp verdiği “Önce hesaplaşma, sonra kurultay… Hesap soracağım, herkes bilsin” mesajı, açıkça kendi pozisyonunu güçlendirme, rakiplerini sindirme ve partiyi kendi kontrolünde “arınma” operasyonuyla yönetme hamlesidir.
“Pavyon masalarına meze” gibi sert ifadelerle muhaliflerini ahlaksızlıkla, operasyonla suçlayarak hem kendi tabanını motive etmekte hem de parti içindeki korku iklimini derinleştirmektedir.
Demem o ki:
Bu, hukuki bir kararın arkasına sığınarak “kayyumvari” bir dönüş çabasıdır.
Demem şu ki:
CHP şu anda tam anlamıyla iki başlı bir yönetim krizine girmiştir:
Bir yanda Kılıçdaroğlu + mahkeme + Genel Merkez, diğer yanda Özgür Özel + seçilmiş kurultay meşruiyeti + örgütler, belediyeler ve milletvekillerinin çoğunluğu.
Nüans?!
İki ayrı bayramlaşma bunun en somut simgesidir.
Bu kaos, yerel seçim zaferinin momentumunu heba etmekte, halkta “CHP kendiyle uğraşıyor” algısı yaratmakta ve muhalefeti felç etmektedir.
Hülasa:
AKP/MHP rahatlamakta, Türkiye’nin muhalefet ihtiyacı karşılanmamaktadır.
Bu kapsamda cevap’ını arayan soru şu:
Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında bir anlaşma olabilir mi?!
Kulislerde bu iddia sıkça konuşuluyor.
Bazı yorumcular “Erdoğan üçüncü kez adaylık engelini aşmak için Kılıçdaroğlu’na CHP’yi teslim etti, o da partiyi kaosa sürükleyerek iktidara hizmet etti” diye yorum yapıyor.
Mahkeme sonrası yaşananlar ve CHP’nin dağılması gerçekten de iktidarı çok rahatlattı.
Ancak somut kanıt yok; bu daha çok spekülasyon.
Yine de siyasetin doğası gereği her türlü pazarlık mümkün olsa da, böyle bir anlaşmanın iz bırakmadan kalması zordur.
Asıl gerçek şu:
Bu kriz, ister anlaşmayla ister kendi iradesiyle olsun, Türkiye’yi kaosa sürüklemektedir.
Bu bağlamda bir diğer soru şu:
Peki Türkiye’yi bu sarmaldan çıkarabilecek güç ve kabiliyette bir lider var mı?!
Şu anki manzara umut verici değil.
Mevcut isimlerin çoğu kutuplaşmayı besliyor, kurumları zayıflatıyor.
Erdoğan tecrübe ve taban gücüne sahip ama uzun iktidar “istikrar”ı tek adama bağladı.
Kılıçdaroğlu dönemi CHP’yi yenilgi makinesine çevirmişti, Özel ivme yakalamıştı ama şimdi hepsi heba oluyor.
İmamoğlu, Yavaş, Erbakan, Özdağ gibi yeni isimler potansiyel taşısa da hepsinin tecrübe, geniş mutabakat veya birleştiricilik eksiği var.
Asıl soru şu:
Türkiye nasıl aydınlığa çıkar?!
Elcevap:
Tek bir kurtarıcı lider beklemek büyük yanılgıdır.
Çıkış, kurumların üstünlüğünde, güçlü muhalefette ve toplumsal mutabakattadır:
• Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, mahkemeler siyasi araç olmaktan çıkarılmalı.
• Anayasa değişikliğiyle güçler ayrılığı gerçek anlamda tesis edilmeli.
• Ekonomi popülizmden arındırılmalı; üretim, eğitim, teknoloji ve öngörülebilir politikalar ön plana çıkmalı.
• İktidar muhalefeti “düşman” değil “denge” olarak görmeli.
• Muhalefet de “sadece karşı olmak” yerine vizyon üretmeli.
• CHP’liler bir an önce birlik, demokrasi ve gerçek sorunlara odaklanmalı; duygusal kavgalar yerine akılcı, kapsayıcı bir yol izlemeli.
• Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” ve “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkeleri rehber olmalı.
• Anayasa değişikliğiyle güçler ayrılığı gerçek anlamda tesis edilmeli.
• Ekonomi popülizmden arındırılmalı; üretim, eğitim, teknoloji ve öngörülebilir politikalar ön plana çıkmalı.
• İktidar muhalefeti “düşman” değil “denge” olarak görmeli.
• Muhalefet de “sadece karşı olmak” yerine vizyon üretmeli.
• CHP’liler bir an önce birlik, demokrasi ve gerçek sorunlara odaklanmalı; duygusal kavgalar yerine akılcı, kapsayıcı bir yol izlemeli.
• Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” ve “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkeleri rehber olmalı.
Hasılı:
Bu kaos bitecek, çünkü millet yoruldu.
Aydınlık yarınlar, ne bir anlaşmaya ne de tek bir kahramana bağlı; akılcı, kurumsal, birleştirici ve millet odaklı siyasete bağlı.
Hülasa:
CHP’liler ve tüm seçmen “koltuk kavgası” değil “ülke için ne yaptın?” diye sormalı.
Türkiye’nin potansiyeli çok büyük; yeter ki irade ortaya konsun.
Ezcümle:
Atatürk’ün emaneti CHP, bu iki başlı kaostan kurtulup milletin gerçek sesi olmalıdır.
Aksi takdirde ne parti ne de Türkiye aydınlığa çıkabilir.
Tarih, emanete sahip çıkanları yazacaktır.
Cüneyt Şaşmaz