Bursa’da Dede Korkut Elyazması

Altay Suroy Recepoğlu

Altay Suroy RECEPOĞLU

Bursa’nın manevi ikliminde, Muradiye’nin (Sultan II. Murad tarafından yıllarınsa yaptırılan külliyesi) kadim sessizliğinde gerçekleşen bu buluşma, kelimelerin ve tarihin birbirine düğümlendiği eşsiz bir an. Dede Korkut’ (Korkut Ata) un kadim nefesini, Osmanlı’nın çınar ağaçlarının gölgesinde hissetmek, bir gezgin için sadece bir ziyaret değil, bir devri idrak etme serüvenidir.

Bursa, sırtını Uludağ’ın heybetli yamacına dayamış, yüzünü ebediyete dönmüş bir Osmanlı başkentidir. Şehre girdiğinizde sizi karşılayan sadece tarihi doku değil, bir "devlet kuran" şehrin vakur sessizliğidir. Bu sessizliğin en derin hissedildiği yer, kuşkusuz Muradiye Külliyesi’dir.

II. Murad (1425-1426 ) tarafından inşa edilen bu külliye, bir şehirden ziyade, yaşamın ve ölümün yan yana, dostane bir biçimde nefes aldığı bir huzur adasıdır. Muradiye haziresi, Osmanlı hanedanının en zarif türbelerine ev sahipliği yapar. Burada yatan her isim; bir sultan, bir şehzade veya bir valide sultan, Bursa’nın toprağına karışmış birer medeniyet taşıdır.

Bursa, Sultan II Murad Camii ve külliyesi

Muradiye Kur'an ve El Yazmaları Müzesi'nin bulunduğu taş medresenin hücreleri arasında yürürken, duvarların dahi birer hikâye anlatıcısı olduğunu hissedersiniz. İşte bu etkileyici dönüşümlü ışık huzmeleri altında, Geçlere kadar dünyada beş örneği bulunan Dede Korkut Hikâyelerinin altıncı ve en yeni nüshalarından Bursa Yazması, Bursa'da keşfedilmiş olup burada sergilenmektedir. Dede Korkut’un elyazmalarının sergilenmesi, göçebe bozkırın bilgeliği ile Osmanlı’nın yerleşik medeniyetinin buluşması gibidir.

Bundandır ki Bursa’nın hafızasına ve Dede Korkut’un kadim bilgeliğine bir saygı duruşu niteliğindedir Muradiye.

"Dede Korkut" ismi, sadece bir destan kahramanı değil, Türk kültürünün kolektif hafızası, ahlakı ve yaşama sevincidir. Hikâyeler, göçebe Türk halklarının sosyal yaşam tarzları ve İslam öncesi inançları için önemli olan ahlak ve değerleri taşır. Oğuz Türklerinin yaşam tarzını, geleneklerini, ahlak anlayışını ve kahramanlıklarını anlatan, destandan halk hikâyeciliğine geçiş döneminin en önemli eseridir. Aslen sözlü bir edebî ürün olup, 14. veya 15. yüzyılda anonim bir yazar tarafından yazıya geçirilmiştir.

Dede Korkut el yazması nüshaları günümüzde dünya genelinde 5 farklı şehirde bulunmaktadır. Bunlardan biri de Türkiye'dedir. Orijinal nüshaların bulunduğu şehirler:

Almanya: Dresden Nüshası, Almanya'daki Dresden Devlet Kütüphanesi'nde (Sächsische Landesbibliothek) yer alır. Bir giriş ve 12 hikâyeden oluşur. İtalya: Vatikan Nüshası, Vatikan Kütüphanesi'nde bulunmaktadır ve 6 hikâye içerir.

İran: Günbed (Türkmen Sahra) Nüshası, İran'da özel bir şahsın elinde bulunmuş olup, 13. efsanenin (Salur Kazan'ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi) de yer aldığı nüshadır.

Türkistan (veya Almatı), Kazakistan: 21. yüzyılda gün yüzüne çıkan diğer bir kopyadır.

Türkiye: Ankara’dan sonra Bursa Dünyada bilinen en son keşfedilen (halk arasında kayıp olarak bilinen 13. hikayeyi içeren) ve harekeli kopyalardan biridir. Muradiye Kuran ve El Yazmaları Müzesi’nde özel bir odada sergilenmektedir.

Gezip gördüğüm Dresden yazması on iki, Vatikan yazması ise altı destansı hikâye ve bir önsözden oluşur. Bursa yazması 12 hikâyeden oluşan 238 sayfadır. Bu el yazması, harekeli metniyle Türkçe okunuşu ve kelime dağarcığını aydınlatması bakımından bilim dünyasında büyük heyecan yaratmıştır.

Bursa, Muradiye Elyazmalar mzesindeki Dede Korkut Elyazması

İçerdiği hikâyeler tarih boyunca dilden dile, anlatıcıdan anlatıcıya aktarılan birer sözlü gelenek ürünüdür. Hikâyeler kulaktan kulağa aktarıldığından dolayı gerçek hâlinin dışına çıkmıştır. 15. yüzyılın ikinci yarısında yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir.

Dede Korkut Hikâyeleri Türkiye, Azerbaycan ve Kazakhistanîn UNESCO Somut Olmayan Kültür mirası olarak 218 yılında tescil edilmiştir.

Dede Korkut hikâyeleri, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan uzun yolculuğunun yazılı olmayan yasasıdır. İçinde aşk, kahramanlık, aile sadakati ve doğa ile uyum vardır.

O, "Korkut Ata"dır; başı sıkışanların, doğru yolu arayanların rehberidir. Her hikâyesini "Kopuz"u eşliğinde söyler, sözünü "Allah dostu" bir duayla bitirir.

Vatikan’daki nüshadan sonra, Bursa’da bu esere rastlamak, bir sürgün sonrası eve dönüş hissi yaratır. Destan, Anadolu topraklarında dilini, ruhunu ve en önemlisi "anlamını" bulmuştur.

Muradiye’deki o özel odada ışığın elyazmasının satırları üzerinde dans edişini izlerken, sanki 15. yüzyıldan beri bekleyen bir sırrın şahidi oluyorsunuz. Batı’da bir müze vitrininde sergilenen o eser, Bursa’da kendi toprağında "ev sahibi" gibi davranıyor.

Bursa, Dede Korkut’un dilini ülkesine geri getirmiştir. Muradiye’nin taş duvarları arasındaki o loş ışık, bize şunu fısıldar: "Kültür, bir yere ait olmaktan çok, o yerin ruhunu taşımaktır."

Bu gezi yazısıyla, okuyucuya sadece bir yerin coğrafi konumunu değil, bir milletin varoluş hikâyesini hatırlatmak istiyorum. Dede Korkut’un hikâyeleri, Muradiye’nin türbeleriyle birleşince ortaya çıkan şey, "ölümsüzlük" duygusudur. Çünkü bizler, hikâyelerimiz anlatıldığı sürece burada, bu kadim başkentte edebi yaratıcılığımızın zenginliği ile bir kez daha buluşuyoruz.

"Dede Korkut demiş ki: 'Kadir Tanrı sana uzun ömür versin, yerli yerinde dağların yıkılmasın, gölgeli ağacın kesilmesin, kanatlarının ucu kırılmasın, Allah seni namerde muhtaç etmesin.'"

Bu kadim duanın huzuruyla, Bursa’nın her bir taşında, her bir kubbesinde Dede Korkut’un izini sürmeye devam etmesini dilerim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.