BİZDEN BİRİ

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

BİZDEN BİRİ

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

“Bizden biri…”

Ne sıcak bir sözdür.

İçinde yakınlık, güven ve sahiplenme vardır. Birini yalnızca tanımayı değil, kendine yakın hissetmeyi anlatır. Başarısıyla övünür, yanlışına üzülürsünüz. Çünkü o artık uzakta duran bir isim değil, sizin dünyanızdan çıkmış “bizden biri”dir.

Geçmişte, özellikle muhafazakâr Anadolu insanının dilinde bu sözün ayrı bir yeri vardı. Kendisini temsil edecek, değerlerini anlayacak ve yaşadığı hayatı küçümsemeden başarıya ulaşacak insanlara duyulan özlemle söylenirdi:

“Bizden biri yetişsin…”

Mahallenin çocuğu, köyün evladıydı. Aynı yoklukları görmüş, aynı sıralarda oturmuştu. Sonra öğretmen, bilim insanı, sanatçı, hukukçu, iş insanı ya da devlet adamı olmuştu. Yükselirken geldiği yere yabancılaşmamış, başarısıyla benzer hayatlar yaşayanlara umut vermişti.

Ardından özlemle,

“Bizden biriydi.”

denirdi.

Bu özlemin bugün bütünüyle ortadan kalktığını söylemek güç; fakat beklentiler değişti. Bir zamanlar temsil edilme ve görünür olma arzusu öne çıkarken, bugün gençler kendilerine benzeyen birini görmekle yetinmiyor. Başarıya nasıl ulaşıldığını, hangi değerlerin korunduğunu ve makamın insanı değiştirip değiştirmediğini de sorguluyor.

Bugünün gençleri ekranlarda sayısız insan görüyor. İsim, yüz ve şöhret çok; ama gönülde yer edinen, “bizden biri” denebilecek insan az.

Çünkü görünür olmak, “bizden biri” olmaya yetmiyor. Milyonlarca takipçiye sahip olmak, insanların gönlünde yer edinmek anlamına gelmiyor. Çok para kazanmak, yüksek makamlara gelmek ya da sürekli ekranlarda görünmek de tek başına yeterli değil.

Genç insan, karşısındaki kişide kendinden bir parça görmek ister:

“Ben de çalışırsam onun gibi olabilirim.”

Daha önemlisi:

“Onun gibi olmak isterim.”

Toplum olarak gençlere başarı hikâyeleri gösteriyoruz; fakat karakter hikâyelerini aynı güçle anlatamıyoruz. Nasıl yükselineceğini anlatırken, yükselirken nasıl insan kalınacağını bazen ihmal ediyoruz. Oysa gençlerin yalnızca başarılı insanlara değil, inanabilecekleri insanlara da ihtiyacı var.

Bu toprakların hafızasında bunun güçlü örnekleri bulunur.

Şems-i Tebrizî ile Mevlânâ’nın buluşması, yüzyılları aşan bir gönül dilinin simgelerindendir. Şems, Mevlânâ’nın hayatında derin bir dönüşümün kapısını aralamış; Mevlânâ da düşünce ve gönül dünyasını çağları aşan bir dile dönüştürmüştür.

Aradan yüzyıllar geçtiği hâlde insanlar hâlâ Şems’i merak ediyor, Mevlânâ’nın kapısına gidiyor ve onların sözlerinde kendilerinden bir şey buluyorsa bunun sebeplerinden biri, insanın gönlüne dokunabilmeleridir.

Belki “bizden biri” olmanın sırrı da burada saklıdır:

İnsanların üzerinde değil, gönüllerinde yer edinmek.

Aynı anlayışın başka bir yüzünü Ahilik geleneğinde görürüz. Ahi yalnızca kazanan insan değildir. Emeğiyle üretir, dürüstçe kazanır; ölçüde, tartıda ve sözünde doğruluktan ayrılmaz. Mesleğini hakkıyla yapar, dayanışmadan güç alırken emeğin değerini korur.

Çünkü insanı “bizden biri” yapan yalnızca nereden geldiği değil, nasıl yaşadığı ve nasıl kazandığıdır.

Toplumun yönetim ve temsil makamlarında bulunanların hayat tarzları, imkânları ve zaman içinde oluşan mal varlıkları dikkatle izlenir. Mesele varlıklı olmak değildir. Önemli olan, kazancın açıklanabilir olması; söz ile hayatın birbirini yalanlamaması ve makam yükseldikçe toplumla aradaki mesafenin büyümemesidir.

Bu mesafe, gençlerin hayat kurma imkânlarında da hissediliyor. Düzenli çalışarak ev ya da araba sahibi olmak birçok genç için giderek zorlaşıyor. Kendilerine başarı hikâyeleri anlatanların hangi imkânlarla yola çıktığını ve emeğin karşılığını nasıl aldığını merak ediyorlar.

Bu nedenle gençler, ortak bir geçmişten gelen kişiyi olduğu kadar, emeğiyle ilerlediğini ve geldiği yeri unutmadığını gördükleri kişiyi de örnek alabiliyor. Umut, yalnızca “Sen de başarabilirsin.” sözüyle değil, emeğin karşılık bulduğunu gösteren sahici örneklerle güçleniyor.

Temsil, yalnızca aynı kürsüden konuşmak ya da aynı toplumdan çıkmış olmak değildir.

Temsil, temsil ettiğiniz insanların hayatına yabancılaşmamaktır.

Söz ile hayat arasındaki mesafe büyüdükçe gönüller arasındaki mesafe de büyür.

Fakat kendimize karşı da adil olmalıyız.

Gerçekten bugün “bizden biri” diyebileceğimiz insanlar mı azaldı, yoksa “bizden biri” deme biçimimiz mi değişti?

Geçmişte örnek alınan insanların hayatlarının önemli bir kısmı bilinmezdi. Bugün sosyal medya, başarıları kadar zaafları ve çelişkileri de görünür kılıyor. Belki kahramanlar azalmadı; üzerlerindeki sis perdesi kalktı.

Bugünün genci hazır rol modellere daha mesafeli. “İşte örnek alman gereken insan budur.” denilmesi yetmiyor. Görmek, sorgulamak ve karar vermek istiyor. Bu da örnek olmanın şartlarını ağırlaştırıyor.

Adaletten söz edenin yakını söz konusu olduğunda nasıl davrandığına, liyakat diyenin imkân dağıtırken kimi tercih ettiğine, tevazudan bahsedenin kendisinden güçsüz insanlara nasıl muamele ettiğine bakılıyor.

Mesele, gençlerin örnek insan aramaması değil; onların inanabileceği kadar sahici olabilmektir.

Üstelik “bizden biri” olmak kusursuz olmak anlamına gelmez. Gençler, kusurlarını gizlemeyen sahici örnekler arıyor:

Yanıldığında bunu kabul edeni…

Başardığında nereden geldiğini unutmayanı…

Yükseldiğinde kapısını kapatmayanı…

Kazancının nasıl elde edildiğini önemseyeni…

Genç insan böyle birine baktığında,

“Bu insan bizden biri.”

diyebilir.

Bunun için mutlaka büyük işler başarmak gerekmez.

Öğrencisine yol açan bir eğitimci…

Hastasını insan olarak gören bir hekim…

Dosyasını vicdanıyla inceleyen bir hâkim…

Ahilik ahlâkıyla çalışan bir esnaf…

Her biri bir gencin gözünde “bizden biri” olabilir.

Çünkü gençlik yalnızca kendisine yol gösterilmesini istemez.

Yürünebilir bir yol görmek ister.

O hâlde belki de,

“Neden gençlerimizin ‘bizden biri’ diyebileceği insanlar yok?”

sorusundan önce başka bir soru sormalıyız:

“Biz, gençlerin ‘bizden biri’ diyebileceği insanlar olabiliyor muyuz?”

Çünkü örnek insan yetiştirmek nasihatle değil, örnek olmakla başlar.

Bir toplumun asıl zenginliği, başarıdan sonra da “bizden biri” kalabilen ve yıllar sonra özlemle “Bizden biriydi…” diye anılan insanlardır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.