Birinci Meclis’ de Kürdistan Diye Bir Seçim Bölgesi Yok / Sineklidağ’ın Tarihçileri

Kerime Yıldız

AK Parti İBB başkan adayı Binali Yıldırım, 5 gün evvel Diyarbakır’da, Gâzi Mustafa Kemal’in İstiklâl Harbi esnâsında Kürdistan ve Lazistan mebuslarını Ankara’ya dâvet ettiğini söyledi. Tepkiler üzerine şöyle bir açıklama yaptı:

“Kürdistan, Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet’in kurulmasından önce İstiklâl mücadelesi için bölgeden gelen temsilciler için kullandığı sözdür. Benim ifâde ettiğim, bundan ibâret."

AK Parti Manisa eski milletvekili Selçuk Özdağ, oy uğruna bunları söylemenin doğru olmadığına dikkat çekti. Karar yazarı Taka Akyol ise Devlet Bahçeli’nin oy uğruna susmasını eleştirdi.

Nihâyet Devlet Bahçeli bile ses verdi. 

Fakat devletin resmî târihçilerinden ses çıkmadı. Oysa böyle vahim bir hatâya, tıpkı altı yıl evvel olduğu gibi itiraz etmeliydiler.

3 Aralık 2013. Teke Tek programı.

Ekranda Erhan Afyoncu ve Murat Bardakçı. Afyoncu şöyle diyor:

“Birinci Meclis’te Lazistan vekilleri var. Lazistan seçim bölgesi var. Kürdistan diye bir seçim bölgesi yok.”

Sonra Bardakçı’ya soruyor:

“Ben duymadım. Sen duydun mu?

“Ben de duymadım.”

Afyoncu, devam ediyor:

“Târihî bilgileri ve kavramları, yerli yerinde kullanmak lâzım.  Ne, nerede, ne zaman kullanılmış? Niçin kullanılmış? Yeniden târih inşâ etmemek lâzım.”

 Şu sözler de Erhan Afyoncu’ya âit:

"Türkiye'de herkes târih meraklısıdır. Ancak popüler târihçilik fazla gelişmemiştir. Akademisyenler, popüler târihten uzak dururlar. Bu alanda yazan akademisyenlerin çoğu ise fazla akademik ve anlaşılmaz bir dil kullandıkları için yazdıkları okunmaz. Târihçiliği kendinden menkûl olanların yazdıkları ise ya târih pazarlamasıdır ya da kin ve nefret târihçiliğidir.

Târihçilik belgeyle ve bu belgenin analiziyle yapılır. Târih, pozitif bilimler gibi laboratuvar imkânı olan bir bilim dalı olmadığı için târihçinin bilimselliği kullandığı metot ve eleştirel yöntemidir. Televizyonda program yaptığım yıllar boyunca ve popüler târih yazıları yazdığım her yerde bu tür târih soytarılıkları ve soytarılarıyla hep mücâdele edip, nefesim yettiği sürece halkın zehirlenmesini engellemeye çalıştım.”

Bunları yazan târihçinin, Kürdistan konusunda bir açıklama yapması, halkın zehirlenmesine engel olması gerekmez mi?

Bardakçı ve Afyoncu’dan, Kürdistan meselesiyle ilgili kamuoyunu aydınlatan yazılar bekledik. Biri, şeker bayramını yazdı; diğeri, İstanbul’un fethini. Hem de 9 Haziran’da.

Onlar da haklılar. TBMM başkanlığı yapmış bir siyâsetçi, TBMM’nin târihi hakkında yanlış bir bilgi verdi. Tepkiler üzerine, “Ne olmuş yâni?” dedi.

Tamam Binali Yıldırım, oy için yapıyor. Devlet Bahçeli, oy için gecikmeli ses veriyor.

Peki bu târihçilerin derdi ne?

Erdoğan’ın “Anzak Günü” mesajına sustular. Liselerde târih derslerinin tercihli olmasına sustular. Şimdi de bizzat açıklama yaptıkları konuda susuyorlar. İktidarın târih yanlışlarına, susarak destek veriyorlar.

Târih soytarılarıyla mücâdele ettiklerini iddiâ eden târihçiler sustukça aklıma, Keşanlı Ali Destanı’ndaki, “Ne olmuş yâni? Ne bu gürültü?” diyen kabadayılar geliyor. 

“Şunun şurasında geçinip gideriz

Ne olmuş yâni? Ne bu gürültü?

Her yerde bu değil mi işin kânunu?”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.