Her zamanki Ahmet hoca olarak, bu gün ele alacağım konuya “zart” diye girişime darılmayın dostlarım. Zavallılar itibarı gösterişte ve para sahibi olmakta ararlar… Oysa bir toplumun itibarı o toplumu oluşturan insanların ortalama kaliteleri ile doğrudan ilgilidir.
Kalitenin yaygın ve bence en doğru tanımı ihtiyacı tam karşılayan üründür. Bu ürün bir fikir, bir hizmet veya bir mal olabilir. İhtiyaçları veya geçici dahi olsa bir isteği karşılayacak olan her sunulan çıktı, beklentiyi karşılama düzeyine göre “kaliteli” veya “kalitesiz” olarak adlandırılabilir.
En küçükten büyüğe, aileden başlayarak, arkadaş gruplarına, bir işletmeye, bir mahalleye, hatta nihayet bir ülkeye kadar insanlar birarada yaşayarak üretir ve bazı şeyleri paylaşırlar. Toplu yaşayan diğer hayvanattan bizi ayıran ise “fertlerden oluşan bir takım olabilmemizdir. Yoksa beraberce yaşayan hayvan sürüleri de vardır. Sürüleşme sırtlan ve arslan sürürüleri gibi avlanmak ve öldürmek için de oluşabilir, balık sürülerinde olduğu gibi topluca davranarak akıl karıştırıp, avcılardan kurtulmak için de olabilir.
Yeri geldikçe değindiğim gibi, fert olabilmek ise, doğrudan ve tamamen eğitime bağlı olan “kâmil insan” olabilme özelliğidir. Eğitim insanlara derin ve dinmeyen bir araştırma, deneme yapma, sorgulama gibi bilimsel alışkanlıklar kazandırmışsa eğitimdir. Herhangi bir şeye körü körüne inanmaks ise, yeterince sorgulamamaya, peşin hükümlü olmamıza ve yobazca davranmamıza neden olur. Evet bu tam da yeterince araştırmayan, sorgulamayan, fanatik ve tutucu yönümüzü oluşturur. İşte bunlar da kalitesizliğimizin temel göstergeleridir. Beni aksine asla inandıramayacağınız başka bir durum da vicdan ve insafın da sadece köklü bir eğitim sonucu edinildiği gerçeğidir.
Evet bir toplumu oluşturan insanlar o toplumu kaliteli ve itibarlı yapabileceği gibi, üçüncü sınıf ve hayvanattan az buçuk farklı bir güruh, bir sürü de yapabilirler ki böyle topluluklarda itibar denen şey sadece nereden geldiği belli olmayan para, gösteriş ve kaba güç ile sınırlanır.
Anılarımda da bahsettiğim bir olay ile devam edeyim; oğlum Kerim 1979 doğumludur. Altı yaşında bile değilken başladığı ilkokuldan sonra Robert College ve İstanbul Erkek Lisesini ilk yirmilere girerek kazanmış, Robert College’I bitirdikten sonra da İTÜ dünyada hep ilk üç yüz üniversite arasındayken İTÜ Kimya Mühendisliği okumuş, sonra gene çok iyi bir derece ile girdiği İTÜ’de Malzeme Mühendisliği MSsc. yapmıştı… aynı zamanda Araştırma Görevlisi olarak çalışıp bitirdiği master eğitiminden sonra BASF’ta (Alman Kimya Fabrikasıdır) başladığı işte iki yılda yükselerek, terfii alıp, Singapur’a gönderilmişti.
Köklü ve değerli bir eğitim aldıktan sonra Singapur’da çok uluslu şirketlerde enelerce çalıştı. Eşi o ülkenin vatandaşı olduğu halde Singapur vatandaşlığını zar zor, on beş senede verdiler… Üstelik bazı sınavlara da tabi tutarak ve bazı küçük görevler de vermek suretiyle. Sözümün özü şudur ki, eloğlu ülkelerine vatandaş kabul ederken bile kılı kırk yarıyor. Aksini yapsalar ülke kalitelerinin ve itibarının düşeceğini biliyorlar.
Sanırım bu kısa yazımdan ders çıkararak mütenebbih olan çok dostum olacaktır. Lütfen sık tekrar ettiğim bir gerçeği hep aklımızda bulunduralım dostlarım. Bu gerçek paranın her türlü ve her yoldan kazanılabileceği gerçeğidir. Helal ve topluma yararlı para sadece doğru, verimli ve kliteli işler yapılarak kazanılan paradır. Dolandırma, hırsızlık, haydutluk ve benzeri kara işlerden kazanılan paraysa, baskın çoğunlukla kalitesiz yani eğitimi yetersiz insanların kazandığı paradır. Böyle insancıklar, aşırı gösteriş, ısraf ve boş işlerle gün geçirerek, diğer insanlara kötü örnek olmaktadırlar.
Eğitim verimin ve kalitenin ana girdisidir. Eğitim akılcı ve satılabilir ürünlerin ana girdisidir.Eğitim sistemin, sistemli çalışmanın ana girdisidir. Eğitim varsa “Hakedilmiş para” yani toplumsal refah, hakça dağılmış milli gelir ve gerçek itibar vardır. Her yaştaki herkesin eğitimi ana konu ve ülkenin de bağımsızlık sebebi olduğunu unutmamasını dilerken bu yazıyı yazma sebebimi bir kaç sayıyla bitirmek istiyorum. Malumunuz sayılar bizi gerçeğe yöneltir uyandırır (İnşaallah) ve önlem almamızı sağlar…
2026 Yüksek Öğretim Sınavlarında toplam disiplinlerde ağırlıklı ortalamaya baktığımızda yüzde 35’lere bile ulaşmayan bir başarı(!) görmekteyiz. Dostlarım
Evet YKS sınavlarında Ana dilimiz olan Türkçe %51, Hafızlamaya dayanan Sosyal Bilimler %51, Matamatik %17 ve nihayet Fen Bilimleri %22 gibi başarı göstermişse, hepimizin aptal sosyal medyadan ve boş TV programlarından başımızı kaldırıp, “Bu Gidiş Nereye?” diye sormamız ve herkesi uyandırarak bilimsel, disiplinli ve gerçek eğitime yönlendirmemiz şarttır.
Özetle dostlar, Eğitimi öncelemeyen, eğitimsiz insanlara paye veren ve vatandaşlık verirken dahi eğitime dikkat etmeden her gelene vatandaşlık veren ülkeler, asla itibar kazanamaz ve ülkeler liginde başarı kazanmaları zorlaşır.
Ahmet Levent ÖNER
Altıntepe
05 Kasım 2026