BİR KALP HİKÂYESİ

Kerime Yıldız

Geçtiğimiz 15 Temmuz’da Prof. Dr. Mazhar Bağlı, ekranda milyonların gözü önünde, 2016’daki darbe teşebbüsü sırasında insanların F-16’lara kafa atarak şehîd olduğunu söyledi. Kendi kendime, “Ya ben şaka yapmıştım!” dedim. Darbe gecesi ortada görünmeyen Melih Gökçek, darbe sonrası kahraman olunca bir yazı kaleme alarak o geceki kahramanlığını şöyle anlatmıştım:

“Binânın çatısına çıktı. Bir jet, saçlarını yalayıp geçti. Elleriyle jeti düşürmeye çalıştı ama olmadı.”

Ciddiye alınacağını bilsem böyle bir yazı yazar mıyım?

Sokak röportajları yapan Ârif Kocabıyık, Mazhar Bağlı’nın sözleriyle dalga geçmek için, “15 Temmuz’da birisi, uçağa kafa atar; birisi, açık kalp ameliyatı yapar. Ulan ne sahtekâr tipler ya!” diye tvit attı. Kocabıyık’ın bahsettiği açık kalp ameliyatını yapan doktor Sâlih Selman’ın 15 Temmuz gecesiyle bir alâkası yok. Selman, bir hastânenin âcil servisinde asistanken ambulansla gelen hastaya son derece hızlı teşhis koyarak müdâhalede bulunmuş. Hastanın hâlinden anlamış bunu. Göğüs kafesini bir bıçakla açmış. Kalp ile kalp zarı arasına dolan kanı eliyle boşaltmış. Böylece kalp yeniden çalışmış. Hasta kendinde olmadığı için bunu hissetmemiş. Sâlih Selman, bu hâtırasını, birçok programda anlatmış. Muhtemelen internette dolaşa dolaşa bilgi kirliliği oldu ve birileri, “15 Temmuz yalanı” diye servis etti.

Ârif Kocabıyık, gerçekten ileri gitti. Hem kamuoyunu yanılttı hem de Sâlih Selman’a hakâret etti.

Sâlih Selman; zeki, çalışkan, cesur, ilim ehli, mütedeyyin bir insanmış. Okullarını hep üstün başarıyla bitirmiş. On parmağında on mârifet varmış. Fakat ihtisas döneminde dindarlığına, sakalına kafayı takanlar, önünü açmamışlar. O da akademik kariyeri bırakıp özel muâyenehâne açmış.

Bu bilgileri Selman’ın avukatlığına soyunan yazarların köşe yazılarından öğrendim. Vicdan ehli yazarlarımız, Sâlih Selman’a yapılanlara tahammül edememişler. Vay efendim Sâlih Selman sakallı cübbeli diye böyle aşağılanıyormuş. İyi de Mazhar Bağlı, sakalsız ve kravatlı. Kocabıyık, ona da taş atıyor. Yâni buradaki mesele, sakal cübbe meselesi değil; “15 Temmuz yalanı” meselesi.

Acaba Sâlih Selman KHK’lı olsa ne olacaktı? Sakalının, cübbesinin, ilminin, zekâsının, bu vicdanlı yazarların gözünde bir değeri olacak mıydı?

Elbette bu yazarlara itibar edecek değilim. “Allah bir” deseler inanırım; o da kendim bildiğimden. Sâlih Selman’ı biraz araştırdım. Kalp doktoru Sâlih Bey, kendisini öncelikle “dâvetçi” diye tanımlıyor. Doktorluk dışında kalan zamanlarında insanların kalp gözünü açmak için çok çalışıyor. Va’z ü nasîhat ediyor. Hoş sohbet, nâzik bir insan. Âile, kadın-erkek ilişkileri, evlilik, tesettür vs. konularda internette çok videosu var. İlk önce çok etkilendim. İslâmî konularda âilece çok dikkatliler. Onlara bakınca, “Benden ancak cehenneme direk olur.” diye hayıflandım.

Fakat araştırmam ilerledikçe kendimi direk gibi değil, ilk asistanlık günlerinde yere yatırıp boğazını sıktığı hastabakıcı gibi hissettim. Hastabakıcı, hastanın yatağını parayla değiştirince doktor Sâlih’in tepesi atmış. Hastabakıcıyı altına aldığı gibi boğazını sıkmış. Hastabakıcı altta kalır mı? “Benim boğazımı sıkmak kolay. Bunu yukarılara da yapsana!” diyerek Sâlih Bey’i duvara çarpmış.

Sâlih Bey’in ellerini boğazımda hissetmemin sebebini anlatayım.

İslâmî konularda son derece hassas olan ve benim gibilerin kalp gözünü açmaya kendini adamış Sâlih Selman’ın, iktidar hakkında en ufak bir eleştirisi yok. “Adam 28 Şubat zihniyetine kafa tutup makamı mevkiyi elinin tersiyle itmiş. İktidardan niye korksun ki?” veya “Yaşı altmışı geçmiş. İşi gücü tebliğ. Ne gibi bir beklentisi olabilir?” diyeniniz varsa az beklesin!

Sâlih Selman’ın kızı, Şehir Üniversitesi’nden birincilikle mezun olmuş. ABD’de ihtisas yapıyor. Mezûniyet törenindeki konuşması, hâfızalarda yer etmiş. Fakat her ne hikmetse Selman âilesi, kızlarına ABD’de akademik kariyer kapılarını açan Şehir Üniversitesi kapandığında tek kelime etmemiş. Ne ilim aşkı ama!

Peki Sâlih Selman, mahallesini, partisini, şeyhini, cemaatini umursamayıp itiraz etseydi ne olurdu? Öncelikle AK Parti’de görevli avukat oğlunun siyâsi kariyeri biterdi. Sonra fetöcü olurdu. Cemaatinden dışlanırdı. Şimdi savunan yazarlar da, “vatan hâini” derdi.

Çok garip bir kalp hikâyesi değil mi?

Elimizde “Neşteri kalbine vurup hû dönüşü yapan”(*), hâfız olan, gece gündüz tebliğle uğraşan altmış yaşlarında bir kalp doktoru var ama Çapa’daki hocalara kafa tutan, hastabakıcının boğazına yapışan deli fişek asistandan; ambulanstan indirilen hastayı görünce bıçağı kapıp göğsünü yararak müdâhale edecek kadar cesur olan doktordan eser yok.

Eğer olaydı avukatlığına soyunan vicdansız kalplere de neşteri vururdu.

Lütfen Sâlih Bey, ellerinizi boğazımdan çekin! Dâvetinizi yukarılara yapın!


(*) İfâde Esra Elönü’ye âittir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.