Bilimden Sanata Uzanan Bir Halk Sağlığı Çınarı: Prof. Dr. Erdal Beşer ve "Ayrılığın Kor Alevi"

Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

Halk sağlığı kürsüsü, sadece istatistiklerin, salgınların ya da toplum sağlığı politikalarının üretildiği soğuk bir akademik alan değildir; aksine insanı, doğayı, emeği ve toplumu en derinden hissetme, anlama makamıdır. İşte bu makamın en zarif temsilcilerinden biri olan, alanımızın kıymetli çınarı Prof. Dr. Erdal Beşer hocamızın 6 Haziran 2026 tarihindeki imza gününde (Yer: Yel Değirmeni Kitapevi, Alsancak, İzmir), onun kalbinden damlayan mısralara şahitlik etmenin gururunu yaşadım.

Hocamız, 1952 yılında Denizli’de başlayan yaşam yolculuğunu 1977’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ile taçlandırmış, ardından Ege Üniversitesi’nde Halk Sağlığı uzmanlığını alarak akademik hayatın basamaklarını tırmanmıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakülteleri Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlıkları gibi kritik görevlerle ömrünü toplumun iyiliğine, bilime ve eğitime adamış, 2019 yılında ise üniversiteden emekliye ayrılmıştır.

Kendisinin Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’ndeki 11.10.2019, cuma günü gerçekleşen Emeklilik Töreni’nde de bulunmuştum (Günlük tuttuğum için bende kayıtlı).

Hocamız için "emeklilik", toplumsal sorumluluklardan el çekmek değil, aksine biriktirdiği o devasa insan sevgisini edebiyat potasında eritme döneminin başlangıcı olmuştur.

Nitekim Erdal Hocamız, edebiyat dünyasına ilk olarak 2022 yılında Altınordu Yayınevi’nden çıkan ve kendi yaşam öyküsünü barındıran "Ruhun Ayrıksı Tangosu" adlı ilk romanıyla adım atmıştı.

23 Haziran 2022 tarihinde Halk Sağlığı uzmanları mail grubu hasuder-üye’ye "Ruhun Ayrıksı Tangosu" tanıtımı için bir mail atmıştım. Mailler içerisinde arayıp buldum. Sizinle de paylaşmak isterim:

“Sayın Halk Sağlıkçılar,


Daha önce de tanıtım aşamasında gündemimize giren Sayın hocamız Prof. Dr. Erdal BEŞER'in Eseri "Ruhun Ayrıksı Tangosu" tarafımca da okunmuş olup hocamın talebi üzerine kendisine yazdığım eleştiri yazısını grubumuzda paylaşıyorum. Sadece edebi bir eser olmayan bu kitabın ilgili arkadaşlarımız tarafından gerekli platformlarda tanıtılmasını rica ederim. Saygılarımla. Aşağıda sunduğum yazıdan konun önemi anlaşılacaktır:

"Sayın Erdal Hocam,

“RUHUN AYRIKSI TANGOSU” kitabınızı okudum. Ben, kendi adıma profesyonel eleştiri sunabilecek yeterlikte biri olmadığımı söylemeliyim. Ancak benim düşünceme göre de bu kitabı eleştirebilecek çok fazla sayıda entelektüel insan çıkmayacaktır. Herkes kendi uzmanlık alanı ve bakış açısıyla kısım kısım eleştiriler sunabilir.

Nedeni; sanat için sanat, edebiyat için edebiyat olsun diye kitap yazılmamış. Edebiyatçılar bir yerden sonra teknik eleştiriden öteye geçemezler. Kitabın içerisinde farklı kültür anlayışları, sanat, mitolojiyle yoğrulmuş inanç, tıp ve sağlık, toplumcu bakış ve hepsinden önemlisi ruh sağlığı ve ruha yöneliş var.

Yukarıdakilerin hepsinin varlığı bu kitabı açıklamaya eksik kalır. İfade etmekte zorlandığım için sona sakladığım asıl özellik bir KADININ Ruhuna yöneliş var ki bilim ve sanat alanı uzmanlarının bunu kendi alanlarının bilgisiyle tam anlamıyla anlaması, yorumlaması, eleştirmesi mümkün değil. Ruh kavramı, insanın algılayabildiği dünyanın ve pozitif bilimlerin ötesindedir. Burada, organize olmuş Hıristiyanlık ve İslam dinlerinin halka yönelik sunduğu temel bilgiler, roman kahramanının yaşamındaki olayların arka planını anlamımızı sağlayacak kadar yer alıyor. Ruhsal dünyada neler yaşandığını anlamamızı sağlayan bilgiler ise şamanik, ruhçu, metafizik, batıni bilgi havuzuna hâkim kişilerin anlayabileceği düzeyde sunulmuş. Eserde, bu konulara yeterli düzeyde ilgisi olamayacak edebiyatsever bir roman okurunun, yetersiz kalması engellenecek şekilde bu konular da dozunda bırakılmış ve asıl dünya yaşamındaki olaylara dönüş yapılmış. Örnek verecek olursak; taşlanarak öldürülen Patara rahibesinin ruhunu taşıdığına inanan Nasrah ile bu konu üzerinde odaklanılsa, reenkarnasyon vakası örneği olarak parapsikoloji, paranormal alanında bir araştırma kitabı daha yazılabilir.

Kitabın sonunda; hayat hikâyesinin asıl bağlanmak istendiği yere, çocuk istismarı, çocuğa ve kadına taciz ve şiddet konularına dönülüyor. Hatta bu sorunlar için Alman Hükümeti dahi Nasrah tarafından affedilemeyecek düzeyde suçlu bulunuyor.

Kitabın en önemli konusuna henüz gelemedim. Asıl konu edebi beceriyle, tecrübe ile açıklanamayacak bir başarı. Nasrah anlatıyor, Erdal yazıyor… Kitabı okurken bir kadının dışarıdan görünen, bir CV olabilecek hayat hikâyesiyle karşılaşmıyorsunuz. Bir kadının ruh dünyasına girip onunla yaşıyorsunuz. Erkeklerin kadın dünyasını anlaması zor iken bir erkek yazarın bir kadının dünyasına girip yaşadığı duyguları aktarabilmesi imkânsıza yakın bir şey ancak bu kitap okunurken bunu hissediyorsunuz.

Bu kitabın edebiyat çevrelerinde duyurulması önemli ancak Çocuk ve Kadın Haklarının savunulduğu tüm platformlarda da sözü edilmesi, örnek gösterilmesi için çalışılmalıdır. Sadece bir edebi eserden değil; insan hakları, kadın hakları ve çocuk haklarının savunuculuğunu yapan bir eserden de söz ediyoruz. Elbette psikologlar ve psikiyatrlar ve ruh ile ilgilenen tüm alanlara ilgi duyanlar kitaptan haberdar olmalılar. Saygılarımla.

Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

23.06.2022 10:00 Perşembe."

**

Hocamızın bu ilk eseriyle başlayan yazı serüveni, şimdi bizi yepyeni bir heyecanla, bir şiir kitabıyla selamlıyor: "Ayrılığın Kor Alevi".

Erdal Beşer, hekimlik yıllarında toplumun nabzını nasıl tuttuysa, şairlik gömleğini giydiğinde de mısralarıyla toplumsal vicdanın sesi olmayı başarıyor. Şiirlerinde edebi bir yargıda bulunmayı ya da didaktik bir eleştiri getirmeyi sevgili okurlara bırakırken; onun şairane dilindeki o güçlü toplumcu damarı, emeğe olan derin saygıyı ve sömürüye karşı yükselen asil çığlığı görmemek imkansızdır.

O, "Yaşamak" adlı şiirinde bizi coğrafyamızın yükledikleriyle sonsuz bir yola çıkarırken, adeta bir halk sağlığı felsefesi yapıyor:

"Bilim / Kültür / Sanat devlerinin / Omuzlarında yükselmek de var / İşin kolayına kaçmak da" diyerek, insanı kukla olmaktan kurtaracak yegâne gücün emek ve bilim olduğunu hatırlatıyor. Dünyayı saran lüks tüketime, insanı ve doğayı hiçleştiren vahşi kapitalizme karşı "Emekçilerin Manifestosu" ile adeta kürsüden haykırıyor. Doğanın doğallıktan çıkışına, ağaçların yapraklarına, bitkilerin çiçeklerine küstüğü bu çağda; küresel güçlerin, nükleer kapışmaların ve milyar dolarlık askeri harcamaların gölgesinde ezilen milyonlarca emekçinin alnındaki teri selamlıyor hocamız. Orman yangınlarından yasa dışı göçmenlerin trajedisine, sınırları aşan çevre felaketlerinden modern köleliğe kadar her küresel yaraya neşter vuruyor.

Onun şiiri, karanlık dehlizlerde ümitsiz bir bekleyiş değil; aksine aydınlık yarınlara inanan bir müjdedir. "Gençler Geliyor" derken, geleceği matematik ve sanatla dokuyacak olan nesle duyduğu inancı, dağları delen bir Ferhat aşkıyla harmanlıyor:

"Kalemler kılıç / Kitaplar kalkan / Silinecek savaş sözlükten"

Toplumun en temel yapı taşı olan kadının ve çocuğun hakları da hocamızın hassas terazi barındıran kalbinden nasibini alıyor. "Kadınız Biz" şiirinde, Orta Çağ karanlığının dar kalıplarını parçalamak isteyen, evren sofrasına aklını ve ruhunu koyan kadının gücünü, o naif ama sarsılmaz duruşunu övgüyle anlatıyor.

Erdal Beşer, sadece bugünün toplumsal sancılarına değil, insanlık tarihinin ortak hafızası olan mitolojiye ve kadim hikayelere de pencereler açıyor kitabında. "Apollonik Güzellik Anlayışı" adlı şiirinde bizi antik bir mitosun ortasına, Dinar'a götürüyor. Tanrıça Athena'nın geyik kemiğinden yaptığı flütü üflerken yüzü çirkinleştiği için fırlatıp atışını, o çalgıyı bularak müziğiyle yeri göğü coşturan Çoban Marsyas’ın hikayesini anlatıyor. Apollon’un kibri ve kıskançlığıyla başlayan, Kral Midas ve Dokuz Esin Perisi’nin jüri olduğu o meşhur lir ve flüt yarışmasını hatırlatıyor bizlere. Gücü elinde bulunduran Apollon’un şerrinden korkanların dünyasında, Marsyas’ın Akdeniz ezgileriyle örülü flütünün yarattığı o büyüleyici başkaldırıyı şiirsel bir dille önümüze seriyor. Gücün liri mi, yoksa doğanın ve emeğin flütü mü kazanmıştır? Şair bu mitolojik aynayı bugünün dünyasına tutarak cevabı bizlere fısıldıyor.

Prof. Dr. Erdal Beşer, hekimlik kimliğiyle yıllarca toplum sağlığına şifa aradıktan sonra, şimdi "Ayrılığın Kor Alevi" ile ruhlarımıza dokunuyor; doğaya saygıyı, insana sevgiyi ve emeğe hürmeti yeniden hatırlatıyor. Şiirlerin edebi derinliğini, kelimelerin arkasındaki saklı anlamları keşfetme zevkini siz kıymetli okurlara bırakırken, bu nadide eseri mutlaka kütüphanelerinize kazandırmanızı tavsiye ediyorum.

Edebi güzellikler için okuyun, ideolojik kalıplardan sıyrılın, dünyamızda artık sağcılar-solcular veya faşistler-komünistler ayrımının değil; sadece “iyiler ve kötüler” ikiliğinin kaldığını fark edin. İyilikten yana tarafınızı seçin.

Yüreğine, kalemine sağlık Erdal Hocam; bilimin ışığı, sanatın kor ateşiyle hiç sönmesin...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.