Sağlıklı beslenmek kadar kritik olabileceğini biliyor muydunuz?
ABD'li sinirbilimci Ben Rein, sosyalleşmenin çoğu zaman bir lüks gibi göründüğünü ancak hem ruh sağlığımızı hem de fiziksel sağlığımızı güçlendirebildiğini söylüyor.
BBC'ye verdiği demeçte, "Başkalarıyla bağ kurduğumuzda genelde kendimizi daha iyi hissederiz. Bunun nedeni, beynimizde bizi iyi hissettiren sosyal ödül sistemleri olması" diye anlatıyor.
Oksitosin, dopamin ve serotonin olmak üzere üç nörotransmitter sosyalleştiğimizde tetikleniyor. Bu süreç ise evrime dayanıyor çünkü bir zamanlar gruplar hâlinde yaşamak hayatta kalmak için kritikti.
Why Brains Need Friends: The Neuroscience of Social Connection (Beyin Neden Arkadaşa İhtiyaç Duyar: Sosyal Bağların Sinirbilimi) adlı kitabın yazarı Rein, "Başkalarıyla bağ kurarak biyolojimizi bu şekilde etkileme fırsatlarını gerçekten ciddiye almalıyız" diyor.
Oksitosinin rolü buna iyi bir örnek. Aşk hormonu olarak bilinen oksitosin, doğanın ilacı olarak da anılıyordu.
"Oksitosinin inflamasyonu azaltabildiğine, sinir hücrelerini koruduğuna, bağışıklık işlevini desteklediğine, kemik gelişimini desteklediğine ve sosyal stresi azaltabildiğine dair kanıtlar var" diye açıklıyor Rein.
Ben Rein, çevrimiçi iletişimi "sosyal beyin için abur cubur" olarak tanımlıyor
Pandemi, çevrimiçi iletişimin kullanımını hızlandırdı ancak yalnızca sosyal medyayı kullanmak, başkalarıyla fiziksel olarak bir arada olmadığınız için izolasyon kadar yüksek depresyon ve kaygı riski taşıyor.
Ve ne kadar kullanışlı olursa olsun, sanal iletişim beynimiz için aynı düzeyde tatmin sağlayamıyor çünkü insan yüz yüze etkileşim kuracak şekilde evrimleşti.
"Bu, sosyal beyin için abur cubur gibi. Kolay, kullanışlı, ama gerçek temasın besleyiciliğini sağlayamıyor. Bu yüzden izolasyon çukuruna saplanıyoruz" diyor.
Rein'in tavsiyesi, etkileşimleri mümkün olduğunca "bir üst seviyeye çıkarmaya" çalışmak.
"Birine mesaj atmak yerine onu telefonla arayın. Telefonda konuşuyorsanız, görüntülü aramayı deneyin. Görüntülü görüşüyorsanız, buluşmayı deneyin" diyor.
"Etkileşimlerinize o derinliği kazandırdığınızda, beyninize daha fazla fayda sağlayacaktır."
Peki ya içedönükler?
Reine'e göre hepimiz içe dönüklükten dışa dönüklüğe uzanan yelpazede bir yerdeyiz. Sadece bize uygun sosyal etkileşim düzeyini bulmamız gerekiyor.
Dışa dönükleri yani daha sık ve daha fazla sosyalleşmekten fayda görebilenleri, sık sulanması gereken, sulanmazsa zarar gören bir bitkiye benzetiyor.
Ama içe dönükler, ara sıra sulanabilen bitkiler gibi; fazla sulamak onları kolayca olumsuz etkiliyor. Bu da sağlıkları için kötü ancak hiç sulamamanız da sağlıklı değil.
"Bireysel beyinlerimizin ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor. İlk adım da bu ihtiyaçları anlamak."
Etkileşimin farklı seviyeleri olduğunu ve hepsinin fayda sağladığını hatırlamanın önemli olduğunu belirtiyor. Bunu yüzme havuzunun sığ ve derin taraflarına benzetiyor.
Komşuya el sallamak gibi etkileşimler; sığ tarafa ayağınızı sokmak gibi, bunlar bile mutluluğunuzu artırabiliyor.
Süpermarket kuyruğunda bir yabancıyla sohbet ederek biraz daha ilerleyebilir veya yakın bir arkadaşınızla gerçekten anlamlı bir konuşmaya dalarak derine inebilirsiniz.
"Her seferinde derine inmek zorunda değilsiniz. Önemli olan tamamen havuzun dışında kalmamak" diyor.
Bağ kurmak bireysel esenliğimizi artırabiliyor ancak Rein bunun tüm dünya üzerinde de büyük bir etkisi olabileceğine inanıyor:
"Biyolojik, psikolojik ve kültürel olarak birbirimize iyi davranmanın çok büyük faydası var. Bbundan daha bilinçli şekilde yararlanmıyor olmamız şaşırtıcı" diyor.
Bu haber, BBC gazetecileri tarafından hazırlandı ve kontrol edildi. Bir pilot proje kapsamında çevirisinde yapay zekadan da faydalanıldı.