Yaklaşık 30 yıldır siyasette yer alan ancak bugüne kadar önemli bir seçim başarısı elde edemeyen Tek Ulus, bu yılın başlarına kadar seçmen nezdinde sınırlı destek görüyordu.
Ancak Peter Dutton liderliğindeki Liberal-Ulusal Parti ittifakının Mayıs 2025 genel seçimlerinde ağır yenilgi almasının ardından başlayan liderlik krizi, siyasi dengeleri değiştirdi. Uzun yıllar başbakan yardımcılığı yapan Ulusal Parti lideri Barnaby Joyce'un Tek Ulus'a katılması partinin yükselişini hızlandırdı.
Dutton'un istifasının ardından Liberal Parti liderliğine seçilen Sussan Ley'in de görevinden ayrılmasıyla New South Wales (NSW) eyaletindeki Farrer seçim bölgesinde yapılan ara seçimi, Tek Ulus adayı David Farley kazandı. Böylece parti, tarihinde ilk kez Temsilciler Meclisine milletvekili göndermeyi başardı.
Avustralya'da geçen yılki genel seçimlerde yüzde 6,4 oy alan aşırı sağcı, İslam ve göçmen karşıtı Tek Ulus'un anketlerde yüzde 30 seviyelerine ulaşması ülkede yoğun tartışmalara yol açtı.
"Muhalefetteki kriz Tek Ulus'a yaradı"
Avustralya Çok Kültürlülük Vakfı İcra Direktörü Dr. Bülent (Hass) Dellal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tek Ulus'un yükselişindeki temel nedenlerden birinin Liberal-Ulusal Parti koalisyonunun seçim yenilgisi sonrasında yaşadığı liderlik krizi olduğunu söyledi.
Ekonomik gelişmelerin de seçmen tercihlerini etkilediğini belirten Dellal, şöyle konuştu:
"Hayat pahalılığı, konut sıkıntıları ve ekonomik belirsizlikler de etkili oldu. Bunlar Tek Ulus ve liderinin yıllardır kullandığı söylemlerdi ancak uluslararası piyasalardaki durum, küresel çatışmalar ve ekonomik gelişmeler nedeniyle bu söylemler şimdi toplumda çok daha fazla karşılık buluyor."
Müslümanları hedef alan açıklamalar tepki çekiyor
Geçmişte Federal Parlamentoya burka giyerek giren ve "İyi Müslüman yoktur" ifadeleri nedeniyle eleştirilen Hanson, son olarak Ulusal Basın Kulübü'nde yaptığı konuşmada, "Müslümanların Avustralya'yı istila ettiğini" öne sürerek yeniden tepki topladı.
Dr. Dellal, Hanson'ın Müslümanlar ve göçmenleri hedef alan açıklamalarının toplumsal uyumu zedelediğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
"Bu durum toplum içerisinde daha fazla bölünme ve öfke yaratıyor. Ayrıca belirli bir grubu ya da belirli bir dini seçip Avustralya'nın ekonomik istikrarsızlığının, güvenlik sorunlarının ve toplumsal problemlerinin temel nedeni olarak göstermek son derece seçici bir yaklaşımdır."
"Asıl tehdit aşırı sağın yükselişi"
Avustralya güvenlik birimlerinin ülkedeki en büyük güvenlik tehdidinin Neonazi gruplar olduğunu açıkladığını hatırlatan Dellal, Hanson'ın bu konuya değinmemesini eleştirdi.
Dellal, "Avustralya'nın karşı karşıya olduğu en önemli tehditlerden biri aşırı sağın yükselişi ve internet üzerindeki faaliyetleridir. Özellikle genç erkekler üzerindeki etkileri ciddi bir endişe kaynağı. Nefretin bir ölçüsü yok. Nefret, kimden gelirse gelsin nefrettir." dedi.
Çok kültürlülük tartışması
Tek Ulus'un Avustralya'nın resmi çok kültürlülük politikasını kaldırarak yerine "tek kültürlülüğü" getirme vaadini de değerlendiren Dellal, bunun uygulanabilir olmadığını söyledi.
"Tek kültürden söz edildiğinde neyi kastediyoruz? Baskın bir ırkı mı? Bu ülkede baskın bir ırk yok." diyen Dellal, Avustralya'nın göç üzerine kurulmuş bir toplum olduğuna işaret etti.
"Seçmenler geleneksel partilere güvenini kaybediyor"
Siyaset bilimci Profesör Joseph Camilleri de Tek Ulus'a yönelişin, yalnızca Avustralya'ya özgü olmadığını, Avrupa ve ABD'de yükselen aşırı sağ hareketlerle benzerlik taşıdığını söyledi.
Seçmenlerin geleneksel partilere olan güvenlerini kaybettiğini vurgulayan Camilleri, şunları kaydetti:
"İnsanlar giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor, seslerinin duyulmadığını düşünüyorlar. Bazıları ekonomik olarak zor günler geçiriyor bazıları ise ülkenin gittiği yönü beğenmiyor. Siyasi sistemin işleyişinden memnun değiller ve öfkelerini, hayal kırıklıklarını göstermek istiyorlar. Bunu yapmanın bir yolu olarak da Tek Ulus adlı siyasi gruba oy vermeyi seçmiş durumdalar."
"Tarihsel benzerlikler kaygı verici"
Tek Ulus'a yönelik desteğin, 1920'li ve 1930'lu yıllarda Avrupa'da yaşanan ekonomik ve siyasi krizler sonrasında aşırı sağ hareketlerin yükselişini hatırlattığını belirten Camilleri, bu sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğini dile getirdi.
Camilleri, şöyle devam etti:
"Şimdi asıl soru şu, acaba biz de buna benzer bir sürecin başlangıcını mı görüyoruz? Bu son derece tehlikeli olur. O ülkelerde neler yaşandığını, savaşları ve çatışmaları biliyoruz. İnsanlar öfkelerini ve hayal kırıklıklarını dışa vururken bunun sonuçlarının ne olabileceğini yeterince düşünmüyor olabilirler."
Tek Ulus'un "Avustralya değerleri" söyleminin gerçekte Anglo-Avustralya kimliğini öne çıkardığını savunan Camilleri, "Bu yaklaşımın içinde ciddi ölçüde yabancı düşmanlığı ve ırkçılık bulunuyor." diye konuştu.
"Demokrasi açısından risk taşıyabilir"
Tek Ulus'un son dönemde bazı çıkar gruplarından önemli mali destek aldığını aktaran Camilleri, partinin iktidara gelmesinin demokratik sistem açısından risk taşıyabileceğini söyledi.
Camilleri, "Tek Ulus'un iktidara gelmesinin demokrasi açısından tehlikeli olacağını düşünüyorum. Tarihten biliyoruz ki bu tür partiler iktidara geldiklerinde zamanla daha otoriter hale gelebiliyorlar." ifadelerini kullandı.
Kamuoyu yoklamalarında ilk sıralarda yer almasına rağmen Tek Ulus'un mevcut siyasi dengeler içinde tek başına iktidara gelmesi zor görülse de parlamentoda daha fazla sandalye kazanmasının göç, çok kültürlülük ve güvenlik gibi konularda hükümet üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor.
2028'deki genel seçim öncesinde 20 Kasım 2026'daki Victoria seçimleri, Tek Ulus için önemli bir sınav olacak.