Kongolu taraftar Michel Nkuka Mboladinga, milli takım maçlarında Lumumba'yla özdeşleşen duruşu sergilerken bir yandan Kongo'nun bağımsızlık mücadelesini bir yandan da Afrika'nın kanla yazılan tarihini hatırlattı.
Patrice Lumumba'nın 17 Ocak 1961'de Belçikalı subayların gözetiminde Katanga’daki ayrılıkçı güçler tarafından öldürülmesi ve cesedinin asitle yok edilmeye çalışılarak ortadan kaldırılması, yalnızca bir liderin değil, Afrika'da gerçek bağımsızlık arayışının sistemli biçimde bastırılmasının en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihi kayıtlara geçti.
Aradan geçen on yıllara rağmen bu suikast, kıtada süren dış müdahaleler, kaynak temelli çatışmalar ve kırılgan devlet yapılarının tarihsel kökenine işaret eden bir dönüm noktası olarak Afrika halklarının belleğinde canlılığını koruyor.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre Lumumba’nın öldürülmesi, Kongo'nun bağımsızlık sürecinde yaşanan iç krizler, dış müdahaleler ve Soğuk Savaş dengeleriyle doğrudan bağlantılı bir süreçte gerçekleşti.
Sömürge düzeninden çıkan bir muhalif
2 Temmuz 1925’te, dönemin Belçika Kongosu'na bağlı Kasai bölgesindeki Onalua köyünde dünyaya gelen Patrice Emery Lumumba, orta halli bir ailede büyüdü.
Babası François Lumumba’nın sınırlı imkanlarına rağmen eğitime verdiği önem sayesinde sömürge yönetimi altında eğitim alabilen az sayıda Kongoludan biri oldu.
Katolik misyoner okullarında eğitim gören Lumumba üniversite eğitimi almadı ancak Fransızca başta olmak üzere birden fazla dili akıcı şekilde konuştu. Kendi kendini yetiştiren Lumumba, siyaset, tarih ve felsefe alanlarında geniş bir okuma pratiği geliştirdi.
Bu entelektüel birikim, onu sömürge sistemine entegre edilen "itaatkar yerli elit" kalıbının dışına taşıyarak, sömürge düzeninin yapısal çelişkilerini açıkça dile getiren bir muhalife dönüştürdü.
Gençlik yıllarında gazetecilik yapan ve çeşitli kamu görevlerinde bulunan Lumumba, Belçika yönetiminin sunduğu sınırlı statüyü reddederek sömürge eşitsizliklerini eleştirmeyi tercih etti. Lumumba'nın bu tutumu siyasi elitlerle ilişkilerini geriletti ancak bu durum onun siyasal bilincinin sahada daha fazla şekillenmesine yol açtı.
1958’de kurduğu Kongo Ulusal Hareketi (MNC) ile etnik ve bölgesel siyaseti reddeden Lumumba, birleşik, merkezi ve egemen bir Kongo fikrini savundu. Bu yaklaşım, Belçika'nın Kongo üzerindeki siyasi ve ekonomik nüfuzunu sürdürme hedefleriyle doğrudan çelişti.
Bağımsızlık töreninde kopan ipler
KDC'nin 30 Haziran 1960'ta bağımsızlığını ilan ettiği törende yaşananlar, Lumumba’nın kaderini belirleyen dönüm noktalarından biri oldu.
Belçika Kralı Baudouin'in, Belçika'nın Kongo'daki varlığını "Kongo’ya uygarlık götüren cömert bir misyon" olarak sunduğu konuşmasına, Lumumba, "Bağımsızlık uğruna yaşanan aşağılanmalar, zorla çalıştırmalar ve dökülen kan asla unutulmayacak" şeklinde sert bir karşılık verdi.
Lumumba'nın bu sert çıkışı sömürge döneminde işlenen zulmün üstünün örtülmesine açık bir itiraz niteliği taşıdı.
Bu çıkış, Lumumba'yı Afrika'da sömürgeciliğe karşı direnişin sembol isimlerinden biri haline getirirken, Batılı başkentlerde ise "kontrol edilemeyen bir lider" olarak ilan edilmesine yol açtı.
Katanga'nın koparılması
Bağımsızlıktan kısa süre sonra KDC’nin zengin maden yataklarına sahip Katanga bölgesi, Moise Tshombe liderliğinde ayrıldığını ilan etti.
Bölgedeki bakır, kobalt ve uranyum rezervleri Belçikalı şirketler ve Batılı sanayi için stratejik önem taşıyordu.
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan bombalarda kullanılan uranyumun çıkarıldığı Shinkolobwe madeninin Lumumba yönetimindeki bir KDC'nin kontrolünde olması ABD açısından da ciddi bir güvenlik riski olarak değerlendirildi.
Katanga'daki ayrılıkçı yapının Belçikalı subaylar, paralı askerler ve Batılı şirketlerle yakın ilişki içinde olduğu daha sonra ortaya kondu. Bu süreç, Kongo'nun siyasi bağımsızlığının ekonomik bağımlılıkla sınırlandığını gösterdi.
BM'nin pasifliği ve Lumumba'nın yalnızlaştırılması
Lumumba, ülkenin bölünmesini engellemek amacıyla BM'den destek istedi ancak BM güçlerinin sahadaki varlığı Katanga’daki ayrılıkçı yapıyı fiilen durdurmadı.
Batılı ülkelerden beklediği desteği bulamayan Lumumba'nın Sovyetler Birliği’nden yardım istemesi, Soğuk Savaş koşullarında ABD ve müttefikleri için kabul edilemez bir adım olarak görüldü.
ABD'nin istihbarat servisi CIA'nin Lumumba'yı ortadan kaldırmaya yönelik planları bu süreçte devreye sokuldu.
Kurşuna dizildi, cesedi asitle yok edildi
Eylül 1960'ta, ABD ve Belçika başta olmak üzere Batılı aktörlerin desteğiyle Genelkurmay Başkanı Joseph Desire Mobutu ülkede yönetime el koydu. Görevden alınan Lumumba ev hapsi sırasında ağır işkencelere maruz kaldı.
Kaçma girişimi sırasında yakalanan Lumumba, 17 Ocak 1961'de Belçikalı subayların gözetiminde Katanga'ya gönderildi ve burada kurşuna dizildi. Cesedi parçalandı ve iz bırakmamak amacıyla asitle yok edildi.
İnfazı yöneten Belçikalı komiser Gerard Soete'nin Lumumba'nın altın kaplama dişlerini "hatıra" olarak sakladığı daha sonra ortaya çıktı. Tarihçiler, bu insanlık dışı yöntemlerin Lumumba'nın ulusal bir kahramana dönüşmesini engellemeyi amaçladığını belirtiyor.
Belçika’nın geciken kabulü
Belçika, uzun yıllar Kongo’nun ilk Başbakanı Patrice Lumumba’nın öldürülmesindeki rolünü reddetti. Ancak Belçika Parlamentosu tarafından 2001’de hazırlanan raporda, ülkenin bu infazdaki “ahlaki sorumluluğu” resmen kabul edildi.
Lumumba’ya ait bir dişin 2022’de ailesine iade edilmesi ve Belçika Kralı’nın yaşananlara ilişkin üzüntüsünü dile getirmesi ise hukuki bir sonuç doğurmadı, adalet arayışı devam etti.
Bu sürecin devamı olarak Belçika Federal Savcılığı, Haziran 2025’te Lumumba suikastına ilişkin dosyanın ceza mahkemesine sevk edilmesini talep etti.
"Lumumba mit Schuss" ya da acıyı sıradanlaştırmak
Avrupa'da sömürge geçmişiyle yüzleşme tartışmaları, yalnızca arşivlerde ya da akademik metinlerde değil, gündelik hayatın sıradan sembollerinde de varlığını devam ettiriyor.
Afrika Uluslar Kupası’nda tribünlerde Lumumba’yı simgeleyen bir duruş tüm dünyanın dikkatini çekerken, Avrupa'da aynı isim yıllardır Noel pazarlarında satılan alkollü bir içeceğin adı olarak kullanılıyor.
Almanya'daki Noel pazarlarında satılan "Lumumba mit Schuss" adlı içecek, suikasta uğramış bir Afrikalı liderin adının ticari bir üründe kullanılması nedeniyle eleştirilere maruz kalıyor.
İnsan hakları savunucuları, bu tür adlandırmaların sömürge döneminde yaşanan şiddeti görünmez kıldığını, tarihsel hafızayı aşındırdığını ve acıyı sıradanlaştırdığını belirtiyor.
Sömürge düzeninin kanlı mirası
Uzmanlara göre Lumumba'nın öldürülmesi, sömürge dönemi sona ermiş olsa da Afrika'da neden kalıcı istikrar sağlanamadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biridir.
KDC'nin bugün hala silahlı gruplar, maden rekabeti ve dış müdahalelerle gündeme gelmesi, Lumumba’nın savunduğu gerçek egemenlik fikrinin sistemli biçimde engellendiğini ortaya koyuyor.
Lumumba suikastı, Afrika'da bayraklar değişse bile dış müdahalelerin sona ermediğini gösteren tarihsel bir sembol olmaya devam ediyor.
Muhabir: Gülsüm İncekaya