Asıl Tartışılması Gereken Nedir?

Mehmet Demir

Özgür Özel, kendisine yetkiyi delegelerin verdiğini, delegelerin oylarıyla genel başkan seçildiğini söylüyor. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugün itibarıyla herhangi bir mazbatasının bulunmadığını ifade ediyor.

Ancak meselenin tam da burada düğümlendiğini düşünüyorum.

Çünkü kamuoyuna yansıyan iddialar, yürüyen soruşturmalar, kurultaya ilişkin dava dosyaları, bazı eski delegelerin beyanları ve çeşitli tanık anlatımları bambaşka bir soruyu gündeme getiriyor:

Eğer bir kurultayda delegelerin iradesi para, makam, maddi menfaat veya başka usulsüz yöntemlerle etkilenmişse, ortada gerçekten özgür bir delege iradesinden söz edilebilir mi?

Asıl tartışılması gereken konu budur.

Benim kanaatime göre, Özgür Özel'in iddia ettiği gibi onu özgür iradesiyle hareket eden delegeler seçmemiştir. Kurultaya ilişkin dosyalara yansıyan iddialar, tanık anlatımları, eski delegelerin beyanları ve kamuoyuna yansıyan bilgiler; Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ekibinin delegelerin iradesini para, makam ve çeşitli maddi menfaatlerle etkileyerek kurultayın sonucunu belirlediği yönündedir. Bu nedenle cevaplanması gereken soru, "Delegeler kimi seçti?" sorusundan önce, "Delegelerin iradesi ne kadar özgürdü?" sorusudur.

Bir tarafta, kurultayın meşruiyetine ilişkin ciddi iddialar ve bu iddiaların yargı önünde değerlendirilmesi süreci vardır.

Diğer tarafta ise, "Beni delegeler seçti" savunması bulunmaktadır.

Oysa hukuk devletlerinde sadece sandığın sonucu değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemlidir. Eğer bir seçim süreci şaibe iddialarından arındırılamıyorsa, doğal olarak gözler yargıya çevrilir ve nihai sözü mahkemeler söyler.

Bu nedenle tartışma, "Kim genel başkan olsun?" tartışması değildir.

Tartışma şudur:

Eğer bir siyasi partinin yönetimi, para, makam ve çeşitli menfaatler kullanılarak ele geçirilmişse, burada asıl ahlaki ve siyasi sorun nerededir? Böyle bir yöntemle parti yönetimini ele geçirmek mi daha ağırdır, yoksa mahkemenin vereceği karar doğrultusunda hukuki sürecin işlemesi mi?

Hukuk devletinde bu sorunun cevabı kişilere göre değişmez.

Beğenelim veya beğenmeyelim, mahkemeler delillere bakar, dosyaları inceler ve karar verir. Demokratik sistemlerde meşruiyetin son güvencesi de budur.

Bugün asıl ihtiyaç duyulan şey sloganlar, hamaset ve karşılıklı suçlamalar değil; tüm iddiaların açıklığa kavuşması ve hukukun vereceği sonucun herkes tarafından saygıyla karşılanmasıdır.

Çünkü gerçek demokrasi, sadece sandığa gitmek değil; sandığın iradesinin temiz ve şaibesiz olduğundan emin olmaktır.

Mehmet Demir

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.