ARİSTİDİS KOMPLEKSİ

Nuray Başaran


Aristidis Kompleksi anlam olarak,  demokrasinin işlediği ülkelerde sürekli aynı kişinin ya da partinin seçilmesidir.  Bir süre sonra o kişiye ya da partiye karşı duyulan bıkkınlığı ifade eden bu kelime,  Şevket Süreyya Aydemir'in Menderes'in Dramı kitabında da yer almıştır.  Ve 1946'larda halkın CHP  iktidarına duyduğu bıkkınlığı ifade etmek için kullanılmıştır.

Bu komplekse Aristidis Kompleksi denmesinin sebebine gelince ,  hikaye şöyle:

Aristidis zamanımızdan 2500 sene önce Eski Atina' da yaşamış itibarlı bir şehir devleti başkanıydı.  Her seçimde o seçiliyordu. 3 kez üst üste seçim kazandıktan sonra  aleyhinde kimse bir şey söylemiyordu. Çünkü kusursuz bir insandı. Ayrıca bu, yıllar boyu böyle devam edip gidiyordu.

4. kez seçileceği seçimde, seçim günü Aristidis seçim alanına giderken, okuma yazması olmayan bir köylü elinde bir midye kabuğu ile Aristidis'e yaklaşır.  Bunun içine usule göre seçilecek birinin adını yazmasını rica eder.  Aristidis'i tanımayan adama Aristidis sorar:
-Kimin adını yazayım? 
Adam cevap verir:

-Aristidis'i yazma da kimi yazarsan yaz. 
Aristidis tekrar sorar:

-Niçin, Aristidis'in bir suçunu mu gördün?
Adam cevap verir:

-Hayır ama artık bıktık.  Hep Aristidis,  hep Aristidis.  Artık bu değişmeli. Biraz da başkası olsun.



Şevket Süreyya Aydemir, "Menderesin Dramı" kitabında, CHPnin seçimleri kaybedişi üzerine yorum yaparken bu hikayeyi anlatıyor ve şöyle devam ediyor:

‘Evet, Halk Partisi iktidarı da artık yorgundu. Halkın çoğunluğunda iktidara karşı bir bıkkınlık, memleketin havasında, artık bir rüzgâr gibi esiyordu... Sadece bıkkınlık değildi. Hep CHPnin adının yazılması, insanları bizar etmesi yanında, halk yoksuldu. Ekmeği yoktu, işi yoktu... Giyimi yoktu...’

Evet bugün de durum farklı değil. 16 yıl…. Dile kolay,  16 yıldır bir parti ve bir liderin alternatifi yok. Bir çok önemli merkezde, ‘Erdoğan değilse kim?’ sorusu soruluyor ve 16 yıldır buna cevap bulunamıyor. Üstelik de Türk siyasi tarihine baktığımızda,  her 10 yılda bir demokrasinin kesintiye uğramasıyla sonuçlanan darbelerin yapılması da hiçbir şekilde kabul edilebilir değil. . Son deneme,  15 Temmuz Darbe girişimi oldu. O ihaneti yaşadık. Ve Türk halkı gerekli tepkiyi net olarak ortaya o gün koydu.

Öte yandan ülkemizde yaklaşık 16 yıldır da konuşulan ‘muhalefet sorunu’ , yani muhalefetsizlik ise hala devam etmektedir. Bakınız bu kadar uluslararası finansal terör saldırısı olan Türkiye’de,  hemen hemen tüm muhalefet partileri kendi iç problemleriyle haşır- neşir olmaktadır. Sırasıyla tüm siyasi partiler bu ay içerisinde ( kendi iç problemlerine çözüm bulmak için ) kongrelerini yapacaklar.

Tüm bu krizlerin ortasında biz neden bunu yazıyoruz ve  bir hikayeyi anlatıyoruz? Merak edenleriniz olacaktır. Siyasetten çözüm çıkmaz ya da siyaset çözüm üretmezse,  olabilecekleri tahmin ediyoruz da ondan!...Ve diyoruz ki;

 Bugün gelinen noktada,  ne ‘halksız demokrasi’ , ne de demokrasinin kesintiye uğraması üniter yapımızı koruyabilir.  Yapılması gereken, iktidara  alternatif siyaset üretmektir. Ya da ülkenin çıkarları için ‘ biz ‘ olup,  ‘Büyük Türkiye Koalisyonu’nu  bütün partilerle kurmaktır. İster bunun adına, ‘Milli Mutabakat’, ister, ‘Yeni Kapı’, ister, ‘Kuvay-ı Milliye’ deyin... Adına ne derseniz deyin, ‘ İlelebet payidar Türkiye’ için gelin TBMM çatısında geleceğimiz için! Devletimiz için! Milletimiz için! Ulusumuz için! Cumhur için! Birleşelim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.