Journal of Affective Disorders dergisinde yayımlanan çalışma, orta düzeyde kahve tüketiminin -yaklaşık iki ila üç fincan- depresyon, anksiyete ve diğer stresle ilişkili durumlar da dahil olmak üzere duygu durumu ve stresle ilgili bozukluklar açısından en düşük riskle ilişkili olduğunu ortaya koydu.
Bu miktarın altında ya da üstünde tüketimin daha az faydalı olduğu belirlendi. Günde iki ila üç fincandan az kahve içmenin ölçülebilir bir zihinsel sağlık avantajı sağlamadığı, günde üç fincandan fazla tüketimin ise faydaların sabitlenmesine ve hatta ters etki yaratmasına, potansiyel olarak artan anksiyete ve kötü uyku kalitesine yol açabileceği görüldü.
Very Well Health’ten Mira Miller’in aktardığına göre diyetisyen Morgan L. Walker, “Bu çalışma, orta düzeyde tüketimin ‘en uygun nokta’ olduğunu destekliyor ve bu da kafein alımına ilişkin mevcut genel önerilerle örtüşüyor,” diyor ve şöyle ekliyor: “Bu aralığı aşmaya başladığınızda, kötü uyku, titreme ya da özellikle kafeine daha hassas kişilerde artan anksiyete gibi daha fazla olumsuz yan etki görmeye başlıyoruz.”
Çalışma ayrıca insanların kafeini metabolize etme biçimlerindeki genetik farklılıkların genel sonuçları değiştirmediğini ve erkeklerde koruyucu etkinin biraz daha güçlü olduğu bazı cinsiyet farklılıklarının bulunduğunu da ortaya koydu.
Sonuçlar, kafeinsiz kahve de dahil olmak üzere farklı kahve türlerinde tutarlıydı. Walker, bunun faydaların yalnızca kafeinden değil, antioksidanlar veya diğer biyoaktif bileşikler gibi kahvenin diğer özelliklerinden kaynaklanabileceğini gösterdiğini belirtiyor.
Neden kahve alışkanlıkları hemen değiştirilmemeli?
Johnson & Wales University’de Klinik Beslenme ve Diyetetik Yüksek Lisans programı direktörü Luciana Soares’e göre bu çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Çalışma gözlemsel olup nedensel değil. Bu nedenle kahve tüketiminin belirli miktarlarda zihinsel sağlıkla olumlu ilişkili olduğunu gösterse de nedenini açıklamaz.
Soares, “Kahve tüketimi aynı zamanda belirli bir yaşam tarzını da yansıtabilir; çünkü genellikle yapı, rutinler ve sosyal etkileşim içerir,” diyor.
Soares ayrıca, çalışma grubunun tüketimlerini kendi beyanlarına dayandırdığını, bu nedenle kişilerin içtikleri miktarı fazla ya da eksik tahmin etmiş olabileceğini ve verilerin tamamen doğru olmayabileceğini ekliyor. Çalışma, demleme yöntemleri ya da süt, krema, şeker veya diğer tatlandırıcıların kullanımı gibi kahve hazırlama detaylarını da içermiyor.
Kahvenin hangi saatlerde tüketildiğine dair detayların da eksik olduğunu belirten Soares, bunun önemli olduğunu çünkü kafeinin uyku kalitesini etkileyebileceğini söylüyor.
“Genel olarak bu çalışmanın sonuçlarını bağlam içinde değerlendirmek önemli,” diyor Walker ve şunu ekliyor: “Ayrıca genel beslenme kalitesi, uyku, stres yönetimi ya da fiziksel aktivite gibi çok daha büyük rol oynayan diğer önemli faktörleri tam olarak hesaba katmıyor.”
Walker, gerçek hayatta bu bulguların, danışanlarına sık sık söylediği bir şeyi desteklediğini ifade ediyor: “Kahve, ölçülü tüketildiğinde sağlıklı bir rutinin parçası olabilir ve sağlık faydaları sağlayabilir, ancak fazlası daha iyi değildir.”
Çalışmanın bulgularına rağmen Walker, bireysel kafein toleransının pratikte hâlâ önemli olduğunu vurguluyor. Miboso