Ak Parti Sözcüsü Çelik: Türkiye'nin Bir Barış Ülkesi Olma İradesi En Güçlü Şekilde Korunmaktadır

AK Parti Sözcüsü Çelik, "Türkiye'nin bir barış ülkesi, hakkın yanında duran, doğrunun yanında duran, doğru diplomasi yapan bir ülke olma iradesi Cumhurbaşkanımız tarafından ve bütün kurumlarımız tarafından en güçlü şekilde korunmaktadır." dedi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı öncesi açıklamalarda bulundu.

Ramazan ayının son günlerine girildiğini söyleyen Çelik, Cenab-ı Hakk'ın herkesi aileleri ve sevdikleriyle bayrama kavuşturmasını dileyerek, vatandaşların Ramazan Bayramı'nı tebrik etti.

Dün Türkiye'nin büyük alimi, büyük mütefekkir, büyük münevver Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın Hakk'a uğurlandığını hatırlatan Çelik, Ortaylı'nın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla Fatih Camisi Haziresi'ne gömülmesinin, Fatih'i dünyaya, gençlere doğru tanımak açısından verdiği emeğin selamlanması bakımından da son derece kıymetli olduğunu vurguladı.

İlber Ortaylı'nın bir tarihçinin ötesinde, tam anlamıyla bir alim, üstat ve vatan evladı olduğunun altını çizen Çelik, Türkiye'nin değerlerinin korunmasında, ülkenin evrensel dünyada doğru değerlendirilmesinde çok büyük katkıda bulunduğunu dile getirdi.

Dün Fatih Camisi'nde çeşitli illerden gelen vatandaşların, alimlerin, tarihçilerin ve gençlerin Türkiye'nin değerlerine sahip çıkanlara Türkiye'nin nasıl sahip çıkacağını bir kere daha gösterdiğini belirten Çelik, Ortaylı'nın ailesine ve herkese başsağlığı diledi.

Kırım'dan ve Gelibolu'dan getirilen toprağın, Ortaylı'nın mezarına eklendiğini hatırlatan Çelik, "Üstüne son vazife olarak dualarla birlikte atılan toprak da onun ufkunun bir kere daha altının çizilmesi bakımından çok önemli oldu. Gerçekten çok üzgünüz. Cenab-ı Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun." dedi.

Çelik, hayatını kaybeden Sabah Gazetesi muhabiri Murat Keklikçi'ye de Allah'tan rahmet diledi, dünyanın çeşitli yerlerinde hakikati duyurmak için zor koşullarda çalışan basın mensuplarına saygılarını ve sevgilerini iletti.

"Esas olan, milleti millet yapan ruh ve değerlerdir"

Geçen hafta İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü olduğunu anımsatan Çelik, Ersoy'u rahmetle andı.

Çelik, dünyanın içinde bulunduğu hale bakıldığında Türkiye'nin nasıl hareket edeceği üzerine çeşitli değerlendirmeler yapıldığına değinerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dirayetli siyaseti önderliğinde dış politikadan ekonomiye, tüm alanlara kadar çeşitli senaryolar, dünyanın gidişatı üzerine çeşitli hazırlıkların olduğunun altını çizdi.

Esas olanın, milleti millet yapanın ruh ve değerler olduğunu aktaran Çelik, "Onun için aslında dünyanın zor zamanlarında, karşımıza çıkan zorluklara, meydan okumalara, hatta zaman zaman bize yönelen hadsiz tehditlere karşı en iyi vereceğimiz cevap, merhum Akif'in İstiklal Marşı'dır. Akif'in ortaya koyduğu ruh bize bütün değerlerimizi hatırlatıyor. O ruh sayesinde geleceğe yürüyoruz. Allah bir daha bu millete yeni bir İstiklal Marşı yazdırmasın. Bütün gayretimiz, çalışmamız hep bunun için olacak." diye konuştu.

"Dünya kuralsız bir düzene doğru gidiyor"

Dünyanın büyük bir savaş ortamından geçtiğini ve ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunun altını çizen Çelik, bütün bunlar içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk anısına verilen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'e takdim etmesinin çok anlamlı olduğunu söyledi.

Dünyanın, kuralsız bir düzene doğru gittiğini belirten Çelik, bütün bu kuralsızlığın içinde BM düzeninin doğrudan BM Güvenliği Konseyi üyesi ülkeler tarafından tahrip edildiğini, zemininin ve değerlerinin ortadan kaldırıldığını dile getirdi.

BM'nin kurala dayalı bir düzeni, adaletin ve barışın tesisi için uluslararası düzenin kurallara dayalı olarak işlemesini temsil ettiğini anımsatan Çelik, "Her tarafta savaş tamtamlarının çaldığı, canavarca birtakım işlerin konuşulduğu, bir sonraki dünyanın kimin gücü kime yeterse anlayışına doğru ilerletilmeye çalışıldığı bir dönemde, Cumhurbaşkanımızın BM Genel Sekreterine Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nü vermesi, Türkiye'nin kurallara ve değerlere dayalı uluslararası düzene bağlılığını, onu desteklediğini ve bunun öneminin altını çizdiğini gösteren çok önemli bir yaklaşım olmuştur." ifadelerini kullandı.

"Bu gidişin sonu iyi değil"

Bugün İran ile ilgili bütün olumsuz gelişmelere ek olarak, yeniden üst düzey yetkililere suikast yapıldığı haberlerinin geldiğini dile getiren Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Amerika'dan yapılan açıklamalara baktığımızda, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması şeklinde İran'ın kendisinin savunmasına dönük bir senaryonun gündeme doğru düzgün alınmadığı, Hatta İran'ın uğradığı haksız ve hukuksuz bu saldırı karşısında yapacağı bazı şeylerin tahmin edilmediği şeklinde birtakım değerlendirmeler geliyor. Maalesef bunu geçmişte de gördük. Irak Savaşı'nda da yanlış istihbaratlar ve değerlendirmelerle çok büyük facialara yol açacak işler yapılmıştı. Sonradan ortaya çıktı ama çok büyük bedeller ödendi."

Uluslararası hukuk ve kurala dayalı düzen açısından, İran'ın tamamen "haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru" bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orada rejimle ilgili, güvenlikle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, nükleer konudan bahsediliyor, füze sisteminden bahsediliyor. Bunların çözüleceği yer müzakere masasıydı. Tam müzakere masası kurulmuşken ve müzakereler devam ederken bunların yapılmış olması aslında barış iradesinin doğrudan hedef alındığı, müzakerelerin hedef alındığı bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Ondan sonrasında da şu anda kaosu toparlamak için yeniden müzakere masasının kurulması gerekirken, yeniden diplomasinin hayata geçirilmesi gerekirken maalesef yapılan şey daha çok ülkeden, daha çok savaş gemisi istemek, daha çok ülkeden, daha çok savaş uçağı istemekten ibaret oluyor.

Bu gidişin sonu iyi değil. Bu gidiş, bu işi başlatanların da kontrol edemeyeceği bir noktaya gelir. Bu işlere girerken bir karar verilir. Ama aynı şekilde çıkma kararı verildiğinde işin içinden çıkılmış olmaz. O yüzden hayatın her alanında temel ilkedir bir çıkış planınız yoksa hiçbir işe girmeyeceksiniz. Hele uluslararası toplumu böylesine sarsacak, Hürmüz Boğazı meselesinden bölge barışını tehdit edecek birtakım gelişmelere kadar sonuçlar doğuracak bir iş karşısında böylesine bir tablonun ortaya çıkması, kız çocuklarının okullarda iki kere bombalanarak vurulması bir felaket."

"İsrail'in yaptığı bütün saldırılar gayrimeşrudur"

Çelik, daha büyük felaketlerden birinin de "İsrail'in bir devlet olarak suikast yöntemlerine başvurması" olduğunu belirterek, "Devletleri terör örgütlerinden ayıran şey, kurallı hareket etmeleridir. Devletler devlet gibi hareket etmelidir." dedi.

Birtakım saldırılar yapıldığında bunların meşru ve gayrımeşru temelleri olabileceğine değinen Çelik, şunları kaydetti:

"Meşru temeli, BM Güvenlik Konseyi kararı olursa ya da bir ülke saldırıya uğrarsa meşru müdafaa hakkını kullanır. Ama İsrail'in yaptığı bütün saldırılar gayrimeşrudur. Haksızdır, hukuksuzdur, hakkaniyetsizdir ve vahşidir. Şimdi bir de buna hedef aldığı ülkeye dönük olarak suikastler gerçekleşmesi; devlet nedir, örgüt nedir? devletin örgütten farkı nedir? Biz yakın zamana kadar bir takım terör örgütlerinin ellerine başka imkanlar vererek terör devletçiği gibi hareket etmesinin dünyanın başına bela olacağını, buna müsaade edilmemesi gerektiğini söylüyorduk. Ama bilinen devlet organizasyonu bir terör örgütü gibi hareket etmeye başlarsa, devlet ve örgüt arasındaki alan muğlaklaşırsa bu suikastlar vasıtasıyla, maalesef dünyada çok kötü işlerin kapısı açılmış olur."

Çelik, bu nedenle bir an evvel savaşın durması gerektiğinin altını çizerek, müzakere masasının kurulması ve bu masa temelinde bütün sorunların çözüleceği iradeyi dünyanın koyması gerektiğini ifade etti.

"Bir ülkeyi rejimini sevmiyorum diye bombalamak çok kötü işlerin kapısını açar"

"Daha çok savaş gemisini oraya yığmak, Hürmüz Boğazı'na getirmek Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamayacak." ifadesini kullanan Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hark Adası'nı bombalayarak oradaki tesisleri yok etmek, herhangi bir şekilde rejim değişikliği için bunu yapmaya çalışmak, bunu isteyenlerin bu gayrimeşru sonuçları almasını sağlamayacak. Yani bir ülkeyi rejimini sevmiyorum diye bombalamak çok kötü işlerin kapısını açar dünyanın her tarafında ve bu dünyada hiç kimse için iyi olmaz. Artık ulusal barışla bölgesel barış, bölgesel barışla küresel barış arasında mesafe kalmamıştır dünyada. Bunlar iç içe geçmiştir. Birini temin etmek için diğerlerinde de varlık göstermeniz, diğerlerinin de algoritmasını yönetmeniz, diğerleri içinde denklem kurmanız gerekiyor. Bütün bunlar bir arada olmadığı zaman birbirinden ayrı olarak yaşayamıyorsunuz. Onun için bu suikastler yöntemiyle İsrail'in dayatmaya çalıştığı düzen, ortaya koyduğu dayatma herkes için felaket getirecek bir şeydir."

Çelik, İsrail'in Batı Şeria'da işgallere başladığını belirterek, orada yerleşim alanlarının genişletilmesi kararının hiçbir hukuki temelinin olmadığını vurguladı.

Batı Şeria ile ilgili bu gelişmeler olurken İsrail'in net bir biçimde Lübnan'ı "Gazzeleştirmeye" çalıştığını ifade eden Çelik, "Gazze'de yaptığı gibi önce Beyrut'un merkezinde komuta merkezlerini vuruyor, sivil altyapıyı vuruyor. Gazze'de yaptığı gibi önce hava gücüyle sistematik olarak zayıflatma, sonra karadan işgal etme tutumunu Lübnan'a da uyguluyor ve doğrudan sivillerin yaşadığı yerleşim bölgelerini hedef alıyor. Şimdiye kadar 800 bin kişi göç etti. Büyük bir insani facia söz konusu. Orada Hamas'la mücadele ettiğini söyleyip sivilleri yok ediyordu. Lübnan'da da Hizbullah'la mücadele ettiğini söyleyip yine sivilleri yok etmeye, sivil altyapıyı, askeri altyapıyla birlikte hedef almaya devam ediyor." diye konuştu.

Çelik, mezhep tartışmalarından uzak durulması gerektiğinin altını çizerek, "Bu mezhep tartışmalarını içimize kim sokuyorsa diyelim ki İran'la ilgili konuyu değerlendirirken, diyelim ki Suriye ile ilgili konuyu değerlendirirken, diyelim ki Lübnan'la ilgili konuyu değerlendirirken, buradaki aktörleri değerlendirirken mezhep tartışması üzerinden yürütüyorsa bilelim ki bunlar çok tehlikeli ve birtakım dış destekli sosyal medyanın algoritmalarıyla da oynanarak gündemleştirilen bizim bağışıklık sistemimizi zayıflatmaya çalışan gündemlerdir." ifadesini kullandı.

Mezheplerle ilgili tartışmaların yüzyıllardır olduğunu dile getiren Çelik, şunları söyledi:

"Birtakım siyasi olaylarda da bazı ülkelerin mezhepçi tartışmaları, mezhepçi yaklaşımları görüldü. Bunlarla ilgili fikirlerimizi, eleştirilerimizi, uyarılarımızı defalarca söyledik. Şimdi komşumuz İran haksız ve hukuksuz bir saldırıya uğrarken bütün bunun içerisinde durulması gereken yer birincisi, Türkiye'nin milli güvenliği konusunda kararlı olmak, ikincisi, bölge barışının korunması konusunda kararlı olmak, üçüncüsü, küresel barışı da tehdit eden, kurala dayalı düzeni ortadan kaldırmaya çalışan bütün şer şebekelerine karşı durmaktır.

Bütün bunun içerisinde tutup da mezhep tartışması açmak, mezhepler üzerinden ya da öne çıkan aktörlerin mezhepleri ve geçmişteki davranışları üzerinden bugün alınması gereken tavrın bağışıklık sistemini zayıflatmaya çalışmak, bugün alınması gereken ilkeli duruşun zeminini tahrip etmeye çalışmak son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bunun Türkiye'ye faydası yoktur, komşu halklara, kardeş ülkelere bir faydası yoktur. Bu tartışmaların açılması son derece tehlikelidir."

"İran tarafı kendilerinin Türkiye'yi hedef alacak bir füze atmadığını söylüyor"

İran'ın çeşitli bölge ülkelerine dönük füzeler atmasıyla ilgili, bunun yanlış olduğunu, komşu, kardeş ülkelerin hedef alınmaması gerektiğini belirten Çelik, "Ülkemize gelen füzelerle ilgili de şunu söylemek isteriz, İran tarafı kendilerinin Türkiye'yi hedef alacak bir füze atmadığını söylüyor. Tabii bizim de gördüğümüz şeyler var, bunu çeşitli radar sistemlerinden görebiliyoruz. Dolayısıyla bütün bu tartışmayı şöyle bağlayalım, eğer bu oradaki ayrıksı bir unsurun kendi kendine yaptığı bir iş ya da yolunu şaşırmış, pusulasını şaşırmış bir yaklaşımsa şimdilik Türkiye burada duruyor." değerlendirmesini yaptı.

"Türkiye dünya üzerinde milli güvenliği açısından en hassas ülkelerden bir tanesidir. Milli güvenliğimiz erteleme kabul etmez, pazarlık kabul etmez, herhangi bir tenzilatı kabul etmez." diyen Çelik, bugün ateşi söndürmeye çalışırken birilerinin yanlış politikalarına da göz yummak zorunda olmadıklarını ve bunu da kabul etmeyeceklerini ifade etti.

"Barışı korumanın yolunu güçlü ve canlı tutmaya çalışıyoruz"

Ömer Çelik, özellikle birtakım siyonist çevrelerde Türkiye'yi bu ateşin içine sokmaya çalışan yaklaşımlar gördüklerini belirterek, şunları kaydetti:

"Türkiye bu ateşten tabii ki ana iradesi, temel iradesi itibarıyla uzak duracaktır. Bugün Türkiye'nin bir barış adası, bir barış ülkesi, hakkın yanında duran, doğrunun yanında duran, doğru diplomasi yapan bir ülke olma iradesi Cumhurbaşkanımız tarafından ve bütün kurumlarımız tarafından en güçlü şekilde korunmaktadır. Dolayısıyla bir barış arandığında, bir adalet arandığında, bir hakkaniyet arandığında o masayı kuracak kişi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır. O masanın kurulacağı yer de Türkiye'dir. Biz bütün bu denklemi genişletmeye çalışıyoruz. Bütün bu denkleme daha çok kişinin, daha çok ülkenin katılımını sağlamaya çalışıyoruz. Onun için fevri davranışlardan, komşu ülkeleri hedef alan yaklaşımlardan da uzak durulması gerektiğini söylüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz, gayrimeşru ve gayrisahih saldırısı karşısında barışı korumanın yolunu güçlü ve canlı tutmaya çalışıyoruz. O sebeple bunun yayılmasına dönük her şeyin tabii ki karşısında olacağız."

"Bununla ilgili net bilgiye sahibiz"

Bazı siyonist yayın organlarında "İran'daki Kürtler, İran rejimine karşı ayaklanacak, İran rejimine karşı tutum alacak." şeklinde değerlendirmeler gördüklerini bildiren Çelik, "Aynı zamanda kendi kaynaklarımızdan da İsrail'in bölgedeki bazı unsurlara baskı yaptığını da biliyoruz. Bununla ilgili net bilgiye sahibiz. Bir kere şunu ayırt etmek gerekir. İran'daki Kürt kardeşlerimizle orada birtakım siyonist çevrelerle yakın ilişki içerisinde olan birtakım örgütleri, kendisinin Kürtleri temsil ettiğini söyleyen birtakım örgütleri ayırt etmek gerekir. Dolayısıyla 'Kürtler şöyle yaptı, Kürtler böyle yaptı' diyerekten Batı'da yapılan yayınlarda o örgütlerle İran'daki Kürt kardeşlerimizi özdeşleştirme ve aynı zemine koyma çabası olduğunu görüyoruz." dedi.

Çelik, İran'daki Kürtlerin hiçbir şekilde, bir siyonist saldırganlığın tarafında olması diye bir şeyin söz konusu olmadığını vurgulayarak, "Oradaki kardeşlerimiz yüzyıllardır asaletle kendi geleneklerini koruyarak, kendi kültürlerini koruyarak hayatını devam ettiren kardeşlerimiz. İran'da bu savaş çıkmadan önce de söylüyorduk, ciddi siyasi sorunlar var, sistemik sorunları var, devletle toplum ilişkisinde sorunlar var ama bunlar İran'ın iç dinamikleriyle çözülmelidir, dış müdahaleyle değil diyorduk." ifadelerini kullandı.

İran'ın toprak bütünlüğüne karşı olan her şeyden uzak durulması gerekir"

Dış müdahaleyle kendilerinin siyonist yaklaşımlarına uygun bir rejim getirmek üzere çabaladıklarını söyleyenlerin, Kürtlerin adını bu işe karıştırmaya çalıştıklarını söyleyen Çelik, şunları kaydetti:

"Oradaki sağduyulu Kürt kanaat önderlerinin bundan uzak durmasını çok sağduyulu bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz ve kendilerine oradaki Kürt kardeşlerimize buradan selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz. Birtakım örgütlerin, PJAK, Komele gibi birtakım örgütlerinse İsrail tarafına doğru kayması, maalesef geçmişte yaşanan bilinen akıbetin tekrar sonuçlanması anlamına gelecektir. İran'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine karşı olan her şeyden uzak durulması gerekir. Bunu samimi bir şekilde söylüyoruz. Aynı şey Belucistan'da gerçekleşiyor. İran Azerbaycan'ı tarafındaki kardeşlerimize dönük provokasyonlar yapılıyor. Bugün İran'da yaşayan bütün kesimlerin hepsinin ortak faydası İran'ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasıdır. Bunun dışında Türkiye'yi belli bir çatışmanın içine çekmek isteyenlerin yapmaya çalıştığı, kurmaya çalıştığı siyonist denklemin de farkındayız."

Türkiye'nin hiç kimsenin provokasyonuna gelmeyeceğini, kimsenin çatışmasının ya da vekalet savaşının parçası olmayacağını vurgulayan Çelik, "Türkiye, milli güvenliğini koruma konusunda hassas ve bunu yerine getirme konusunda da bedeli ne olursa olsun bunu göze alacak ülkelerin başında gelir. Türkiye bunu ispat da etmiştir. Birilerinin egemenlik haklarımızı korumak adına bizi kumpasa çekmesine ya da kumpaslar üzerinden egemenlik haklarımızla ilgili bir tartışma açılmasına müsaade etmeyiz. Egemenlik haklarımız, milli güvenliğimiz kendi öz dinamiklerimizle değerlendirdiğimiz bir konudur." diye konuştu.

Türkiye'nin Azerbaycan ile arasını açmaya çalışanların olduğunu belirten Çelik, "Her politikamızın aynı olması gerekmiyor ama Azerbaycan ile ebedi bir kardeşliğimiz var. Ve bunun adını da 'iki devlet tek millet' olarak koymuşuz. Sayın Cumhurbaşkanı'mız ile Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev arasında düzenli ve kardeşane görüşmeler her zaman devam etmektedir. Ama Türkiye ile can Azerbaycan'ı karşı karşıya getirmeye çalışan kampanyaları da elimizin tersiyle bir kenara attığımızı ifade etmek isterim." ifadelerini kullandı.

"Doğu Akdeniz'de istikrarsızlık yaratacak adımlardan uzak durulması gerekir"

Yunanistan'ın gayriaskeri statüdeki adaları silahlandırmasının yanlış olduğunu, aynı şekilde Rum kesiminin İsrail ile yakın işbirliğinin Doğu Akdeniz'de istikrarsızlık ürettiğini vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

"Şimdi birtakım Avrupa Birliği ülkeleri, Rum kesiminin güvenliğini korumak adına oraya savaş gemisi göndereceklerini ya da görünürlüklerini artıracaklarını söylüyorlar. Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Avrupa Birliği, net bir şekilde Rusya-Ukrayna Savaşı'nda güvenlik değerlendirmeleri, güvenlik vizyonu açısından ne kadar etkisiz olduğunu göstermiştir. Şimdi Doğu Akdeniz'de bu karmaşa varken Rum kesiminin şımarıklıklarının ya da birtakım Siyonist ittifaklarının peşine takılarak Akdeniz'de daha fazla istikrarsızlık yaratacak adımlardan mutlaka uzak durulması gerekir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarının ve menfaatlerinin korunması konusunda garantör ülke olarak Türkiye'nin tereddütsüz hareket etme kabiliyeti olduğu zaten net bir şekilde bilinmektedir."

"Cumhuriyet Halk Partisi kes-kopyala-yapıştır gündemiyle hareket ediyor"

Çelik, açıklamalarının ardından bir gazetecinin CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Adalet Bakanı Akın Gürlek'e yönelik iddialarına ilişkin sorusuna da yanıt verdi.

Bütün devlet görevlilerinin düzenli olarak mal varlıklarını bildirdiklerini belirten Çelik, Özel'in önüne koyulan bir iddia silsilesini "büyük bir icat" gibi okuduğunu ve her seferinde bunun yalan tarafına düştüğünü pek çok konuda gördüklerini dile getirdi.

"Bölgede savaş var, bölgede her taraf yanıyor. Tutmuş bir kişi Türkiye'nin savunma sanayisini hedef alıyor, o da Özgür Özel." diyen Çelik, "Şimdi Yunanistan'da bir siyasetçinin Türkiye'nin savunma sanayisini hedef almasını anlarsın. Etrafımızda bizi rakip olarak gören bir ülkenin Türkiye'nin savunma sanayisini hedef olarak almasını anlarsın. Bu iş niye Özgür Özel'e düşüyor? Her zaman söyledim. Burada şöyle bir şey var. Bu kadar köklü bir partide orijinal bir siyaset üretilemiyor, kendine has bir siyaset yok. Cumhuriyet Halk Partisi kendi gündemine hakim değil, kes-kopyala-yapıştır gündemiyle hareket ediyor." şeklinde konuştu.

CHP Genel Başkanı Özel'in, Gürlek'in mal varlığına yönelik iddialarının havada kaldığını ifade eden Çelik, "Cumhuriyet tarihinde şu rekora sahiptir Özgür Özel, bu rekoru kimse kıramayacak. Silgisi kaleminden önce biten tek siyasetçi. O kadar çok yanlış yapıyor ki sürekli silgiyi kullanmak durumunda kalıyor." dedi.

Çelik, CHP'ye oy veren vatandaşlara saygı duyduklarının altını çizerek, şunları kaydetti:

"Bakanımız da açıklamasında söyledi. Varsa bir delili, belgesi gitsin yargıya. Bu kaçıncı defadır aynı şeyi söylüyor. Geçmişte başka bakanlarımızla ilgili de tamamen dedikodu olan açıklamalar yaptı ve zaten grup kürsüsünden bakanlarımızla ilgili şunu diyor; 'bu böyledir' demiyor. 'bana böyle dediler', 'böyle diyorlarmış', 'böyle duydum'. Burası magazin derneği değil. Siyasetin kendine göre bir denklemi var. Adalet Bakanı'mızla ilgili söylediği şeylerin hiçbirinin bir zemini yok. Özgür Özel, o temelsiz iddialar temelinde bizim arkadaşlarımızın mal varlığıyla uğraşacağına, kendi partisindeki arkadaşlarının gündeme getirdiği ve diğer CHP'lilerin mal, mülk ilişkileriyle ilgili ortaya koydukları bu gayrimeşru ilişkilerle uğraşsın."

Muhabir: Muhammed Nuri Erdoğan,Zehra Tekeci Eser,Fırat Taşdemir,Buğrahan Ayhan

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri