Ahmet Levent Öner'in Yeni Yazısı: Yabancı Kaynak Kullanmak Doğru Mu? Ne Zaman Ve Hangi Durumlarda Uygundur?

Borç almak genellikle tasarrufu olmamakla paralel giden bir durumdur. Tasarruf kazanılan gelirin yapılan giderlerden sonra kalan kısmıdır.

Yabancı Kaynak kullanmak, yaygın söyleyişle “borç almak” her zaman hatırlattığım üzere yiğidin kamçısı değil çoğunlukla onun zarar ziyan sebebidir. Elbette aşağıda kısaca hatırlatarak açıklayacağım durum ve şartlarda bütün dünyada olduğu gibi, borç alınarak kullanılabilir.

Borç almak genellikle tasarrufu olmamakla paralel giden bir durumdur. Tasarruf kazanılan gelirin yapılan giderlerden sonra kalan kısmıdır. Gene her zaman söylediğim şekilde, yemediğim, harcamadığım, boğazımdan geçenlerden ve zevklerimden vaz geçtiğim paradır. Bu para kıymetli madenler başta da altın ile yastık altında veya banka kasasında değerlendirilebildiği gibi akıllıca hesaplanarak, ileri görüşlülük ile alınan hisse senetleri ve tahviller ile de değerlendirilebilir.

Yaygın ve en doğru olan uygulama, tasarrufların bankalarda değerlendirilmesidir. Böylece borç almak isteyenlere verilebilecek para ilgili bankanın güvencesi ile satılabilecektir. Bankalar tasarruf mevduatı satın alarak ve bunu ihtiyaç sahiplerine satarak hayatlarını sürdürürler. Elbette bankaların iştirakleri doğrudan yatırımları ve devlet tahvillerinden vb.de gelirleri olmaktadır.

Yabancı sermaye kullanmak yani borç almak ne zaman ve hangi şartlarda rasyonel bir davranıştır sorusunun temelde bir kaç cevabı olabilir. Bunlardan ilki “Şahlanmış(!) ve iyi giden bir piyasada yeni yatırımlar yapmak (Bu yatırım bir ürün geliştirmek için veya mevcut ürünlerin arzını artırarak yeni pazarlar, müşteriler bulmak için tevsii yatırımı yapmak şeklinde olabilir.) Bir başka cevap, ileride değerleneceği düşünülen bir menkul veya gayrimenkul yatırımı yapmak için de borç kullanılabilir. Uzun vadeli satın almalarda da kira bedeline yakın ödemeler varsa borç altına girilebilir…

Her hal ve şartta zaman da dikkate alınmak şartıyla borcu geri ödemeye ve faizine (“Faiz Sermayenin Fiyatı” ile ilgili bir kavramdır) karşın alınan borçla yapılacak iş daha fazla getiri sağlayacak olmalıdır.

Borç verenler, bizzat iş yaparak bir işin ortağı veya sahibi olanlara göre daha az risk altında oldukları için piyasadaki kazanç oranına göre daha düşük bir gelire razı olmak durumundadırlar. Bu cümlemden de anlaşılacağı üzere, bir yatırımcı veya patron yıllık “ROI” sonucu Yüzde 20 ise bu oranın altında borç faizine razı gelebilir.

Örnek olarak bir işletme satışlarından ortalama yılda yüzde 15 kâr elde ediyor ve aktiflerini senede üç kere çeviriyorsa bu işletmenin ROI oranı ROI= %15 X 3 olacaktır. Yani ROI “Yüzde 45” demektir. Bu işletmeci yıllık yüzde 45 altında faiz ödeyerek borç kullanıyorsa o borç işletmenin toplam kârlılığını artıracak bir “Kaldıraç” görevi görebilecektir.

Bunun aksi durumlarda alınan her borç, işletmenin kârını ve kârlılığını hızlıca düşürecektir. Enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde borç sermaye kullanmak daha büyük riskler taşır. Zira enflasyonun ne zaman ve ne kadar dizginlenebileceği o ülkelerin genel yapısına ve yöneticilerinin ehliyetine bağlıdır. Durgunluk tehlikesi de varsa hem satış kârları hem de aktif devir hızı düşme eğilimine gireceği için “Borç Alanın Evdeki Hesabı Çarşıya Uymaz” böylece borç alan, borç verenin kâr ortağı durumuna düşer, hatta çoğunlukla borç veren işi bizzat yapan işletmeden daha çok kazanabilir.

Siz siz olun hesabınızı çok iyi yapın. İleriyi net görmeden alınan borçlar da düzgün bir ERP siteminiz yoksa, mevcut durumunuzu tam görmeden alınan borçlar da önce bütün olarak işletmenizi, sonra doğrudan sizi ve daha önemlisi tüm ülkeyi kötü etkiler, zarara sokar. Aman dostlarım dikkat edin!

Ahmet Levent ÖNER

Altıntepe

10 NİSAN 2026

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri