Buradaki temel sorun paranın nasıl kazanıldığı ve neler için harcandığı ile ilgilidir. Yazımın başında şunu belirteyim ki “para benim için önemli” diyerek söze başlayan insanların ne yazık ki daha yüzeysel, derinliği olmayan insanlar olduklarını hemen her zaman gördüm. Paraya “özel önem” veren pek çok kişinin kendilerine güven sorunları yaşayan çoğu zaman da aşırı uçlarda davranan ya aşırı cimri ya da görgüsüzce savurgan olduklarını tespit ettim.
Para bir mübadele yani değişim aracıdır. Paranın neredeyse üç bin yıl evvel Lidya’lılarca keşfedilip kullanılmaya başlamasından çok evvel üretim vardı. Üretilenler değiş tokuş edilerek ihtiyaçlar ve o zamanlar için sonsuz olmayan istekler karşılanıyordu.
Para anlık değiş tokuş yapma zorunluluğunu da azaltan bir unsur olarak benimsendi. Para satılan üründen kazanıldıktan sonra, bozulup, çürümeden görece az yer tutarak bir kenarda saklanıp, daha sonra ihtiyaç duyulan başka bir ürünü almak için kullanılabiliyordu, sanırım önemi de büyük ölçüde bundan kaynaklanıyordu.
Gelelim para kazanmak olayına. Sahip olunan para daha önce tasarruf edilmiş, arsa, bina gibi, tahvil, bono veya hisse senedi gibi bazı değerlere bağlanmış olarak, hatta doğrudan nakit veya kıymetli madenler olarak size miras kalabilir. Bu mirastır ve bence kazanılmış para sayılmaz.
Para çok nadir de olsa hakkedilmeden şans oyunlarıyla kazanılmış olabilir. Para diğer insanları kandırarak veya onlardan çalınarak, hırsızlık ve haydutluk becerileriyle(!) kazanılmış olabilir. Bu durum da bence parayı kazanmış olmak sayılmaz.
Nihayet para topluma hizmet edecek basitten karmaşığa bir görev üstlenerek ve bu görevi pozitif anlamda çok iyi, çok farklı yaparak kazanılabilir… burada kastettiğim farklılık, istenen ve beklenendir. Sonuç olarak, topluma profesyonelce hizmet ederek kazanılmış paradır. Önemli ve helal para genellikle de bu sonuncu saydığım şekilde kazanılan paradır.
Her ne kadar “Ölüm hak, miras helal” diye yaygın bir söz varsa da “BENCE” atalarımdan kalan fakat helal olması şaibeli her para da önemli olmayan ve “ahlı” bir servet olacaktır. Bu tarz paraların da daha dikkatsizce ve daha görgüsüzce harcandığına hep şahit oldum.
Harcanırken önemli para ise görgüsüzce savrulan para değil ihtiyaçlara düşünülerek harcanan paradır. Günümüzde kıçına başına para sokuşturan, veya ortalığa serpilen paralar, cahil insanlardan sağlanmış kolay kazanılmış paralardır. Dünyanın her yerindeki fenomen gerçeği ne acıdır ki bu kolay paralara bir örnektir. Aynı kumaştan üretilmiş fakat “marka” olmuş bir gömlek veya paltoyu bir kat değil üç hatta beş kat fazlası farkla almak, çok benzeri hatta daha sağlamı ve güzeli olan bir ayakkabıyı örneğin beş bin para birimine alabilecekken, gene sadece marka olduğu için yirmi beş bin para birimine almak ezik ve önemsiz benliğini desteklemek için yapılmış acınası bir çabadır. Ne acıdır ki bunun istisnasını gördüm desem yalan söylemiş olurum.
Para tasarruf edilerek yarınlarda güven olsun diye veya hastalık, sakatlık gibi durumlarda namerde muhtaç olmamak için sigorta bağlamında kullanılabilir. Zihni açık ve akıllı nice insanın iyi bir öğrenim yapabilmesi için onlara burs vererek kullanılabilir, her ne kadar artık görsel medya dünyayı evimize getirse de farklı ülkeleri görmek, oradaki insanları tanımak, farklı lezzetleri tatmak için kullanılabilir. Güzel bir konser dinlemek, güzel bir sergi gezerek, bilimin ayrılmaz bir parçası olan sanata ve sanatkarlara destek için kullanılabilir. Değerli dostlarım, para eğer hakça, profesyonelce ve topluma hizmet ederek kazanılmış ve ifade ettiğim gibi harcanmışsa, değer ifade eder. Geri kalanı çok büyük ölçüde, görgüsüzlüğün veya ezikliğin gösterisidir.
Ahmet Levent ÖNER
Altıntepe
12 Mayıs 2026