Ahmet Levent Öner Yazdı: Yönetim Danışmanlığı Patron Maşalığı Değildir Ancak…

Hayatım boyunca sadece bir tek işletmede üstelik daha ilk görüşmemizde notunu verdiğim (Ciddi bir düşük hatta eksi nottu) bir satış yöneticisini işin başında beğenmeyerek işten ayrılmasına sebep oldum.

Bütün dünyada bilinen ve maalesef yönetim danışmanlığı mesleğini şaibeli duruma sokan, hatta bence “küçülten” bir iş vardır. O da patronların adeta borusu ve daha kötüsü maşası olmak ve onların yapmak istemediği kötü işleri yapmalarına danışman olarak alet olmaktır. Ne acıdır ki, dünya böyle danışmanlarla doludur.

Siz dostlarımı temin ederim ki aktif yönetim danışmanlığı mesleğinde hiç bir zaman patron maşası veya borusu olmadım. Aksine çok uluslu işletmeler dahil 35-40 kişi çalışan KOBİ’lere kadar çalışma yaptığım her işletmede işçi ve memurun çok daha verimli olmaları kadar, onların daha mutlu daha “insanca” yaşaması için çalışanın yanında oldum. Ücret, maaş ve haklar konusunda patron ve yöneticilerle çata çat savaştım.

Hayatım boyunca sadece bir tek işletmede üstelik daha ilk görüşmemizde notunu verdiğim (Ciddi bir düşük hatta eksi nottu) bir satış yöneticisini işin başında beğenmeyerek işten ayrılmasına sebep oldum. Patronun eski bir arkadaşı olan bu kişinin gitmesi ile işletmenin işi ve satış yaygınlığı neredeyse katlandı. Üstelik ayrılan “sözüm ona” satış müdürü yılların sektör tecrübesine sahipken, yeni atanan müdür, elektronik mühendisi olan ve sektörü hemen hiç tanımayan bir gençti.

Burada önemle belirtmek isterim ki; onyedi yaşımdan bu yaşıma kadar neredeyse altmış senedir istisnasız olarak gördüğüm şey, isteyen her insanın her yaşta ve her konuda alabildiğine gelişebileceği gerçeğidir. Cümledeki sihirli kelime “İstemektir” nasihat dinleyen, öğrenmeye açık olan, öğrenip, öğrendiklerini uygulayan her insan yönetici olsun, yönetici olmasın verimliliğini artırır. Çalışma kapasitesini geliştirir ve bunlara bağlı olarak kaliteli sonuçlar alabilir. Tespitlerim sonucunda iş hayatındaki en önemli üç kelimenin öğrenmek, uygulamak ve bunları yapabilmek için gereken efor yani çalışkanlık olduğunu söyleyebilirim. Yazımın başından itibaren anlayacağınız üzere, danışmanlık hayatım boyunca daima mevcut personelin değiştirilmesi yerine, yetiştirilerek daha verimli olmaları ve daha iyi şartlarla çalışmaları için görev yaptım ve bunu başardım.

1980 li yılların sonlarına geldiğimizde dahi ülkemizde verimlilik kavramı adeta bilinmiyordu. Her işletmede bahanecilik, dış tesirlere top atarak başarısızlığa kılıf uydurmak, babadan görme alışkanlıklarla üretim ve satış yapmaya çalışmak adeta bir kültürdü…böyle bir kültürün sonucunda da verim ve kalite ancak olabildiği kadar olabiliyordu. Bu kültürü değiştirmek misyonu ile severek yaptığım mesleğime 1984 yılında başladığımda, yönetim danışmanlığı ve yetişkin eğitimciliği konusunda yaygın hizmet vermeye çalışan sadece iki firmaydık, ilk müşterilerimiz de doğal olarak çok uluslu ve büyük işletmelerdi. Ancak 1990’ların ortalarına geldiğimizde bizlerin hizmetlerine talep adeta katlanarak arttı. Böylece daha küçük işletmelere de yaygın hizmet vermeye başladık.

İşletme bilimi okumuştum, kendi işlerimi yaparak yüzlerce insan çalıştırmıştım fakat en büyük kazancım hizmet verdiğim büyüklü küçüklü işletmelerde gördüğüm bin bir çeşit uygulamalar ve binlerce insan sayesinde oldu. Daha ilk danışmanlıklarımda sistemin ve yetiştirilmiş insan gücünün faydalarını tespit ettim. Kurduğum sistemler sayesinde verimin de kalitenin de adeta katlanarak arttığını her işletmede ve her seferinde yaşayarak gördüm.

Bu hatırlatmalarımdan sonra girizgahta değindiğim önemli konuya tekrar gelirsem, çalışkanlık bilgiye aç olup öğrenmek ve öğrendiklerini amasız, fakatsız uygulamak yerine, bunlara karşı olan, tembellik yapmak, alışkanlıklarını sürdürmeye çalışmak, mevcuttan yani konfor alanından çıkmaya gayret etmemek bir insanın önce kendisine ve ailesine, sonra işletmesine ve nihayet ülkesine verebileceği en büyük zarardır. Maalesef böyle insanların değişime de karşı olmaları çok doğaldır.

Burada yönetici ve patronlara çağrım odur ki, bizzat kendilerine dahi zarar veren bu tür zararlı insanları tutmak özelden genele şirkete ve ülkeye zarar vermektir. Çalışkanlık da tembellik de bulaşıcıdır. Motive ve çalışkan olan insanları, gelişecekleri, gelişmeyi arzu edenleri geliştirmek görevlerin en şereflisiyken, halinden memnun ve gelişime küsleri işletmelerinde tutmak da bir patron ve yönetici için en büyük hata ve günahtır.

Dost ve arkadaşlarım, evladınız dahi olsa gelişime küs, bilgiye kapalı, mevcudu sürdürmeye çalışan tembel insanlardan uzak durun böyle insanların hatalarına ortak olmayın. Böylesi hatalar bence vatan hainliğinle dahi eşdeğer tutulabilir.

Ahmet Levent ÖNER

Uzak durunAltıntepe

25 Ağustos 2026

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri