Dünya Sağlık Örgütü resmî sitesine bugün itibariyle girdiğimizde (25.01.2026) Ülkeler (Countries) sekmesi içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nin yanına yıldız ile not düşüldüğünü görüyoruz. Şöyle yazıyor: 2025 yılında, DSÖ Anayasası'nın saklayıcısı olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Amerika Birleşik Devletleri'nin Dünya Sağlık Örgütü'nden çekilme niyetini bildiren ve 22 Ocak 2026 tarihini geçerli sayan bir bildirimi dağıtmıştır. Bu bildirim, DSÖ'nün yönetim organları tarafından değerlendirilme aşamasındadır. DSÖ bağlamında Amerika Birleşik Devletleri'ne yapılan atıflar, ulusal bayrağının veya ambleminin herhangi bir şekilde gösterilmesi de dahil olmak üzere, DSÖ'nün yönetim organları tarafından yapılacak bu değerlendirmeye tabi ve bu değerlendirmeye halel getirmeyecek şekilde anlaşılmalıdır (1).
Bugünkü yazımızda geçmişe dönüp bakalım ki bugünü anlayalım. Dünya Sağlık Örgütü’nün kısa tarihini değerlendirelim. Gelecek yazımızda ABD’nin neden DSÖ’den ayrıldığına dair değerlendirmede bulunacağız.
Dünya Sağlık Örgütü kısa tarihi Lancet’te 2002 yılında yayımlanmıştı. İlk 50 yılında DSÖ’nün kuruluş amacı ve başarıları şöyle özetlenebilir: İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletlerin kurulmasının ardından,1945'te BM San Francisco Konferansı'nda yeni sağlık örgütü kurulması kararı çıktı; 1946-1948 arasında hazırlıklar tamamlanıp 1948'de Dünya Sağlık Örgütü resmen kuruldu.
Uluslararası Sağlık Örgütlerinin Öncüleri:
Pan Amerikan Sağlık Örgütü (PAHO): 1902 yılında kurulan Uluslararası Sağlık Bürosu, PAHO'nun öncüsüdür ve dünyanın en eski uluslararası sağlık kuruluşudur.
L’Office International d’Hygiene Publique: 1907'de kurulan bu örgüt, Avrupa'da salgın hastalıkların kontrolü için önemli çalışmalar yapmış ve uluslararası sağlık iş birliğine öncülük etmiştir.
Milletler Cemiyeti Sağlık Örgütü: 1919'da kurulan bu örgüt ve 1851'den itibaren düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansları, sağlık standartlarının gelişimine katkı sağlamıştır.
DSÖ Anayasası 1948 yılında yeterli sayıda ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi ve Pan Amerikan Sağlık Örgütü DSÖ’nün altı bölgesel organizasyonundan biri oldu. Dünya Sağlık Örgütü’nün beş diğer bölgesel örgütü Afrika, Doğu Akdeniz, Avrupa, Güneydoğu Asya ve Batı Pasifik bölgelerindedir. Her biri kendi bölgesel sağlık önceliklerine odaklanarak yerel ihtiyaçlara yanıt verir.
Cenevre'de 1948'de toplanan ilk Dünya Sağlık Meclisi, sıtma, tüberküloz, cinsel hastalıklar, anne ve çocuk sağlığı, sanitasyon ve beslenme gibi öncelikli sağlık konularını belirledi.
Önemli DSÖ Faaliyetleri- Hastalık Kontrolü ve Ortadan Kaldırma:
Çiçek Hastalığının Ortadan Kaldırılması: 1958'de başlayan DSÖ liderliğindeki küresel çiçek hastalığı eradikasyon programı, 1977'de son vaka ile tamamlandı ve 1980'de rutin aşılamaya son verildi.
Kitle Kampanyaları, 1960'lar: DSÖ, frengi, verem, trahom ve cüzzam gibi hastalıklara karşı geniş çaplı kitle kampanyaları düzenleyerek hastalık kontrolünde önemli ilerlemeler sağladı.
Polio Eradikasyon Planı ve Güncel Durum: 1988'de başlatılan küresel polio eradikasyon planı, hedeflenen 2000 yılına ulaşamasa da DSÖ halen polioyu küresel ölçekte ortadan kaldırmak için çalışmalarını sürdürmektedir (Not: Kaynak 2002 tarihlidir, bugün için polio eradikasyonu sağlanmıştır.).
Aile Planlaması ve Çocuk Aşılaması Programları: DSÖ 1970'te, doğum kontrolü ve üreme sağlığı üzerine araştırma, geliştirme ve eğitim programını başlattı.
Genişletilmiş Çocuk Aşı Programı: 1974'te başlatılan program, çocukları difteri, boğmaca, tetanos, kızamık, çocuk felci ve tüberküloza karşı aşılamayı hedefledi. Aşılama hedefleri tam olarak gerçekleşmedi; erişim zorlukları ve kaynak eksikliği önemli engeller olarak devam ediyor.
Alma-Ata Deklarasyonu (Temel Sağlık Hizmetleri (TSH) Bildirgesi) ve Sağlıkta Evrensel Erişim: 1978'de kabul edilen Alma-Ata Deklarasyonu, sağlıkta eşitlik ve erişilebilirliği vurgulayarak tüm ülkelerde birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesini hedefledi.
Birinci basamak sağlık hizmetleri, toplum sağlığının temel taşıdır ve önleyici, tedavi edici ve rehabilite edici hizmetleri kapsar. DSÖ Alma-Ata Deklarasyonu sonrası 1981'de, 2000 yılına kadar sağlıkta evrensel erişim için kapsamlı bir strateji benimsedi ve önceliği birinci basamak sağlık hizmetlerine verdi.
DSÖ'nün Diğer Önemli Girişimleri:
Güvenli Annelik Girişimi: 1987'de başlatılan Safe Motherhood Initiative ile maternal morbidite ve mortalitenin %50 azaltılması hedeflenmiştir. Program halen DSÖ’nün öncelikli alanlarından biridir.
Yaşam Tarzı Hastalıkları Programları: 1990'larda kalp hastalıkları, kanser ve diyabet gibi yaşam tarzı hastalıklarına karşı sağlıklı yaşam ve tütünsüz toplumlar için küresel kampanyalar başlatılmıştır.
Çevre ve Sağlık Girişimleri: 1992 Rio Zirvesi sonrası çevresel bozulmanın sağlık üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla DSÖ, çevre sağlığı alanında çeşitli uluslararası inisiyatifler geliştirmiştir (2).
DSÖ ve Temel Sağlık Hizmetleri:
Özetle, 1978'de düzenlenen Alma-Ata Konferansı, DSÖ teknoloji odaklı bir yaklaşımdan, temel toplum temelli bakımı vurgulayarak TSH aracılığıyla "Herkes İçin Sağlık" taahhüdüne kaydırdı. Bu bağlamda, DSÖ, dünya çapında TSH uygulanması için hayati bir kaynak olarak toplum sağlık çalışanlarını destekledi.
Medcalf ve Nunes (2018), DSÖ’nün TSH için çabalarını inceleyerek, gelişmekte olan ülkelerde temel sağlık hizmetlerine erişim sağlamada toplum sağlık çalışanlarının kritik rolünü vurguladı, 1970'lerden beri DSÖ, toplum sağlık çalışanlarını desteklemek için stratejiler geliştirdi, onları toplulukların daha önce erişilemeyen sağlık hizmetlerine erişmesini sağlamada kilit rol olarak gördü ve 1980'lerde toplum sağlık çalışanlarını desteklemek için kullanılan görsel mesajlaşmayı analiz etti. Alma-Ata Bildirgesi'nde kullanılan temsiller, daha önce hastalık odaklı olan küresel sağlık perspektifine bir alternatif olarak hizmet etti. 1970'lerdeki toplum araştırmaları ve Mahler'in toplum temelli yaklaşımları savunması gibi önemli adımlar, yeterince hizmet alamayan bölgeleri hedefleyen bir model olarak TSH'nin ortaya çıkmasına yol açtı (Not: Halfdan T. Mahler, 1973'ten 1988'e kadar Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Genel Direktörü olarak görev yapan Danimarkalı bir tıp doktorudur.) (3).
Lancet 2013 GH2035 raporu (Jameson vd., 2013), tütün vergisi ve evrensel sağlık kapsamı gibi hedeflenen önlemlerin uygulanması şartıyla, ölüm oranlarını orta gelirli ülkelerle aynı seviyeye düşürmek olarak tanımlanan sağlık yakınsamasının 2035 yılına kadar uygulanabilir olduğunu ileri sürmüştür. Daha sonraki bir ilerleme değerlendirmesi, beş yaş altı çocuklar ve HIV/AIDS için ölüm oranlarının, mevcut eğilimlerin devam etmesi varsayılarak, 2035 yılına kadar potansiyel olarak ulaşılabilir hedefler olduğunu göstermiştir. Ancak, anne ölümleri ve tüberkülozla ilgili hedefler geride kalmaktadır ve sırasıyla 2067 ve 2074'e kadar hedeflenen destek ve yenilikçi teknolojilere ihtiyaç duyulacaktır. Watkins vd. (2018), TSH'yi halk sağlığı, toplum bakımı, sağlık merkezleri ve temel hastaneler dahil olmak üzere temel müdahaleler için erişilebilir platformlar olarak tanımlamaktadır. Kamu tarafından finanse edilen temel evrensel sağlık kapsamı, sağlık ihtiyaçlarına öncelik verir ve nüfusa finansal koruma sağlar. Temel evrensel sağlık kapsamı modeli, başlangıçta anne ve çocuk sağlığı ve bulaşıcı hastalıklara odaklanan Küresel Sağlık 2035 (GH2035) hedeflerine dayanarak, bulaşıcı olmayan hastalıkları, yaralanmaları ve ruh sağlığını, başlangıçta kardiyovasküler sağlığa muhtemel bir vurgu ile kapsar. Orta gelirli ülkelerin çoğu, 2035 yılına kadar TSH aracılığıyla Evrensel Sağlık Kapsamına ulaşma konumundadır; ancak, bulaşıcı olmayan hastalıklar için ölüm oranları hedeflerine ulaşmak önemli zorluklar yaratacaktır. Öte yandan, düşük gelirli ülkeler temel sağlık hedefleriyle mücadele etmeye devam etmektedir. Watkins ve ark. (2018) raporu, GH2035'in hükümetler içinde yetersiz finanse edilen alanlara yönelik sağlık yardımının yeniden düzenlenmesi çağrısını yinelemektedir. Doğrudan destek daha fakir ülkelerde kritik öneme sahip olsa da odak noktası küresel kamu malları sağlama, sınır ötesi sağlık sorunlarını yönetme, piyasaları şekillendirme ve küresel sağlık liderliği gösterme gibi küresel işlevleri geliştirmeye doğru kaymalıdır. Bu stratejik destek, orta gelirli ülkelerin dış yardıma bağımlılıktan uzaklaşması ve iç sağlık eşitsizliklerini azaltma çalışmaları sırasında hayati önem taşımaktadır. Yüksek getirili küresel sağlık yatırımları arasında tüberküloz için ilaç ve aşı geliştirme, pandemiye hazırlık (özellikle grip için), ulusal bulaşıcı olmayan hastalık kontrol girişimlerine destek, sağlık sistemi kalitesinde ve dayanıklılığında iyileştirmeler ve DSÖ ve BM örgütlerinin ilaç direnci ve zararlı maddelere maruz kalma gibi sınır ötesi tehditleri azaltma kapasitesinin güçlendirilmesi yer almaktadır (4).
Rifkin ve diğerleri (2018), 1978'den 2018'e kadar olan 40 yıllık süreçte temel sağlık hizmetleri politikalarının ve programlarının tarihsel gelişimini değerlendirdi. Alma-Ata Bildirgesi, sağlığı biyomedikal faktörlerin ötesinde yeniden tanımladı, bunu bir insan hakkı olarak teyit etti ve sağlık planlamasında toplum katılımını savundu. Kalkınmada sağlığın rolü için hükümet sektörleri arasında iş birliğini vurguladı. "2000'e Kadar Herkes İçin Sağlık" hedefi tarafından yönlendirilen DSÖ ve UNICEF, TSH’yi tanımlama ve uygulama, eşitliği sağlama, toplulukları dahil etme ve fon sağlama gibi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Küresel örgütler bu sorunları karışık bir başarıyla ele aldı. Gelecekteki TSH'leri, sağlık müdahalelerini doğrusal olmaktan ziyade karmaşık çözümler olarak kabul ederken, iklim değişikliği, bulaşıcı olmayan hastalıklar ve uluslararası acil durumlar gibi 21. yüzyıl sağlık sorunlarını ele almalıdır (5).
Galea ve Kruk (2019) tarafından 1978'den 2018'e temel sağlık hizmetlerindeki değişiklikleri inceleyen bir makale yazılmıştır. Özetle, ele aldıkları konular şunlardır: "Alma-Ata ve Astana Bildirgeleri, sürdürülebilir sağlığa ulaşmak için hayati önem taşıyan Evrensel Sağlık kapsamı ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri bağlamında birincil bakımı ("herkes için sağlık") teşvik eder. Astana, Evrensel Sağlık kapsamını toplum sağlığıyla ilişkilendirir, ancak birincil bakımın etkisi hastalık tedavisinin ötesine uzanır; sosyal faktörler anahtardır (6).
Jungo ve diğerleri, 2018 Astana Temel Sağlık Hizmetleri Bildirgesi'nin etkisini değerlendirerek üç ana taahhüdünü vurguladılar. İlk taahhüt, tüm sektörlerde sağlık için cesur politik seçimler yapmayı, çok sektörlü eylemi ve hesap verebilirlik ve çıkar çatışmalarını ele alırken yeni paydaşların dahil edilmesini vurgular. İkinci taahhüt, yüksek gelirli ülkelerde yenilikçi bilgi teknolojileriyle desteklenen verimliliği ve yeniliği artırmak için paylaşılan araştırma ve bilgiyi savunarak sürdürülebilir temel sağlık hizmetleri oluşturmaya odaklanır. Üçüncü taahhüt, sağlık hizmetlerini daha hasta merkezli hale getirmede yeni teknolojilerin temel rolünü kabul ederek, kamu katılımını ve sağlık okuryazarlığını iyileştirerek bireyleri ve toplulukları güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Ancak yazarlar, kanıtlara dayanarak hastalar için sağlık yararlarını optimize eden değer temelli bakıma bir atıfın bulunmadığını belirtmektedir. Yazarlar, "değer temelli bakımı" dahil etmenin birincil bakımın verimliliğini ve sürdürülebilirliğini artıracağını savunmaktadır. Sonuç olarak, Astana Bildirgesi'nin daha geniş kapsamı, yüksek gelirli ülkelerde temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yol gösterici bir çerçeve görevi görebilir (7).
DSÖ’nün Gelişim aşamaları:
DSÖ’nün kuruluş aşamasından 2000’li yılların başlangıcına kadar geçen süreç, Walt (1993) tarafından 3 temel döneme ayrılarak incelenmiştir. Bu dönemler şu şekildedir:
- Dönem: Sağlık Sorunlarına Teknik Yaklaşım Dönemi (1950-1970 Arası):
DSÖ, 1970’lere kadar politikadan uzak, hastalık odaklı bir sağlık yaklaşımını benimsemiştir. Dr. Marcolino Candau yönetiminde önemli hastalıklara tıbbi- teknik çalışmalar yapılmış, hızlı nüfus artışı sorununa dini ve siyasi gerekçelerle müdahale edilmemiştir. Ancak ilerleyen yıllarda, aile planlaması taleplerine yönelik teknik tavsiyeler sunulmaya başlanmıştır. DSÖ, bu dönemde çiçek hastalığının yok edilmesiyle büyük başarı elde etmiş; geliştirilen ilaçlar ve teknolojiler diğer bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye umut vermiştir. Ancak, sıtmanın eradikasyonu konusunda yapılan çalışmalar başarısız olmuş ve özellikle az gelişmiş ülkelerde karşılaşılan zorluklar örgütün hastalık odaklı yaklaşımının yetersizliğini ortaya koymuştur. 1960'ların sonlarında, yeni bağımsız ülkelerin Birleşmiş Milletler'e katılmasıyla DSÖ'nün üye sayısı ikiye katlandı; her ülkenin oyu daha önemli hale geldi. Bu durum, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birlikte hareket etmeleriyle karar alma süreçlerinde etkili oldu. Böylece DSÖ'nün gündemi çeşitlendi ve daha politik bir yapıya büründü.
- Dönem: Sağlık Sorunlarına Politik Yaklaşım Dönemi (1970-1990 Dönemi):
1970’lerin ortalarında, sadece yeni ilaç ve teknolojilerin yeterli olmadığı ve sağlık politikalarının başarısı için sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. 1973-1988 yılları arasında DSÖ Genel Direktörü Dr. Halfden Mahler'dir. DSÖ'nün üçüncü Genel Direktörü olan Dr. Halfden Mahler dönemi, sağlık hizmetlerinin temel sağlık hizmetleri yaklaşımı çerçevesinde ele alındığı bir dönem olarak nitelendirilmiştir. Dr. Mahler, 1978 Alma Ata Deklarasyonu’nun şekillenmesinde rol almıştır. Bu dönemde DSÖ ve UNICEF’in iş birliğiyle hazırlanan rapor, temel sağlık ihtiyaçlarına odaklanmıştır. Ancak, politik ve ekonomik çıkar çatışmaları ile az gelişmiş ülkelerdeki olumsuz sonuçlar, DSÖ’nün hedeflerine ulaşmasını zorlaştırmıştır. DSÖ’nün politik bir örgüte dönüşmesi bu değişimde etkili olmuştur. Nitekim bu dönemde güçlü devletlerin ve çıkar gruplarının lehine alınan politik kararların örgüt içerisinde büyük çatışmalara yol açtığı, sağlık hizmetlerinde de ülkeler ve bireyler düzeyinde eşitsizliklerin artan boyutlara ulaştığı ifade edilmektedir. Çünkü bu dönemde dünya genelinde 800 milyon bireyin mutlak yoksulluk içinde yaşadığı, ölümlerin 1/3'ünün 5 yaş altı çocuk ölümlerinden oluştuğu ve azgelişmiş ülkelerdeki nüfusun %80'inin sağlık hizmetlerine yeteri kadar ulaşamadığı tespit edilmiştir. Sağlık eşitsizliklerinin 1970’lerde artması DSÖ’nün politikalarını etkiledi. Dönemin sonlarında insan hakları, eşitlik ve sosyal adalet kavramları öne çıkınca, DSÖ sağlığın sosyal ve ekonomik yönlerine de odaklanan bir değişim başlattı. Alma Ata Bildirgesi (1978) bu yaklaşımın ürünü olarak temel sağlık hizmetlerinde küresel bir ilke haline geldi. Temel sağlık hizmetleri için yapılan bu uluslararası konferans aslında tüm dünyada ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde, teknik iş birliği içerisinde temel sağlık hizmetlerini uluslararası ekonomik düzeyde geliştirmek için acil ve etkili çalışmaların yapılmasına dikkat çekmektedir. Alma-Ata bildirgesi ile ülkeler, DSÖ ve UNICEF gibi uluslararası kurumlar, parasal kaynak sağlayan kuruluşlar, tüm sağlık görevlileri ve tüm dünya toplumları iş birliğine çağrılmıştır. Bu bildirge ile yapılmak istenen özellikle gelişmekte olan ülkelerin temel sağlık hizmetleri için ulusal ve uluslararası yükümlülükleri sağlayabilmesi için teknik ve parasal olarak desteklenmesi ve bildirgenin ruhu ve içeriğine uygun olarak temel sağlık hizmetlerinin tüm dünyada geliştirilmesidir. Ancak teorik alt yapısındaki temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ile ilgili olumlu anlayışa rağmen bu bildirgenin, az gelişmiş ve gelişmiş ülkelerde pratikte uygulanması ile ilgili büyük problemler ile karşılaşılmıştır. Bu bağlamdaki en büyük problem ise gelişmiş ülkelerde bu değişime karşı gösterilen tepkiler olmuştur. Örneğin ABD, DSÖ'nün bebek mamaları ve temel ilaçlar gibi konular ile ilgilenmesini politik bir uğraş olarak değerlendirmiştir. Anne sütünün desteklenmesi ve bebek mamalarının kullanım kurallarının belirlenmesine yönelik 1981 yılında toplanan Dünya Sağlık Asamble'sindeki oylamada da 118 ülkeye karşı tek hayır oyu, ABD tarafından DSÖ'nün küresel ticarete müdahale ettiği gerekçesi ile kullanılmıştır.
ABD, ilaç tekellerindeki payı nedeniyle DSÖ'ye mali yardımı kısıtlama kararı almıştır. Çin de ücretsiz verdiği verem ilaçlarını satmaya başlamış ve bu durum milyonlarca insanı riske atmıştır. Bazı görüşlere göre, DSÖ’nün anayasasındaki 2. madde Örgüt’ün etkisini azaltmakta, güçlü kurumları sağlık politikalarında daha etkin hale getirmektedir. Sonuç olarak; DSÖ’nün sağlık alanındaki etkisi zayıflamıştır.
Küreselleşme ve kapitalizm sağlık alanında belirgin şekilde etkili olmaktadır. Gelişmiş ülkelerin çıkarlarını zedeleyen düzenlemelere genellikle direnç gösterilmektedir. Sonuç olarak, ekonomik düzenin sağlık hizmetleri üzerindeki etkisi, Alma Ata Bildirgesi'nin öngördüğü ilerlemeden daha fazla önem kazanmaktadır.
- Dönem: Liderlik Değişim Dönemi (1987 sonrası):
Dr. Hiroshi Nakajima'nın 1988’de genel direktör seçilmesiyle DSÖ'de önemli değişiklikler yaşandı. Dünya Bankası’nın etkisi artarken, politikalar neoliberal yaklaşımlara kaydı; bu süreçte mali yapı, yönetim ve programlarda sorunlar ortaya çıktı. Örgüt’ün kaynaklarının fakir ülkelere değil, daha çok gelişmiş ülkelerin öncelikli alanlarına aktarılması eleştirilere yol açtı. DSÖ’deki liderlik değişimi, örgütün küresel sağlık sorunlarına yaklaşımını değiştirmiştir. Başkan Nakajima’nın sık seyahatleri ve koltuğunu sık boş bırakması tartışmalar yaratmıştır. Bu dönemde DSÖ, ülkelere teknik tavsiye vermiş ve politikaları temsilcilikler aracılığıyla yönlendirmiştir. Genel merkezde çalışan personel ağırlığı, DSÖ’nün küresel sorunlardan uzaklaştığı şeklinde eleştirilmiş; bu da Örgüt’ün etkinliğini ve prestijini sorgulatmıştır. DSÖ’nün sağlık alanındaki odağı, kurumun genellikle yalnızca sağlık bakanlıklarıyla iş yapmasına yol açmıştır; halbuki DSÖ’nün eğitim, istihdam gibi sağlık üzerinde etkili diğer alanlarla da doğrudan iletişim kurması önerilmektedir. Walt’ın çalışması Örgüt’ü 2000’li yıllara kadar incelerken, sonrasında meydana gelen değişimler ise ayrıca ele alınmıştır.
- Dönem: 2000 Yılında Herkese Sağlık Hedefinden Günümüze DSÖ:
DSÖ’nün kuruluşunda benimsediği toplumcu ve sağlığı hak olarak gören yaklaşım, zamanla değişmiş; 2000’li yıllardan sonra Örgüt’ün politikaları güçlü devletler ve sermaye sahiplerinin etkisiyle şekillenmiştir. Bu durum, DSÖ’nün toplumsal çıkarlar yerine kapitalist düzenin önceliklerine uygun hareket ettiği eleştirilerine yol açmıştır. Gro Harlem Brundtland'ın 1998'de DSÖ genel başkanı olmasıyla DSÖ ve Dünya Bankası arasındaki iş birliği güçlendi. Bu süreçte iki kurum da karşılıklı çıkarları doğrultusunda sağlık ve yatırım ilişkisini yeniden tanımladı; böylece sağlık kavramı, özellikle Dünya Bankası için, “sağlıklı iş gücü ve verimli üretim” ile ilişkilendirildi.
DSÖ’de ise temel misyon sermaye etrafında şekillenmeye başlamıştır. Davos’ta 2001 yılında gerçekleşen zirvede DSÖ, temel ilaç listesi konusunda ülkelerin patent haklarının korunmasına yönelik inisiyatif alarak desteğini küresel sermayeden yana kullanmıştır. Bu durum DSÖ’nün kuruluşundan bu yana yaşadığı değişimin ne kadar büyük olduğunun göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Nitekim DSÖ; tüm dünya nüfusunun temel sağlık düzeyini yükseltmek, korumak ve geliştirmek gibi bir amaç demeti çerçevesinde kurulmuş olmasına rağmen, küreselleşen dünyanın etkisinden kendisini kurtaramadığı yönünde eleştirilere maruz kalmıştır. DSÖ, güçlü devletlerin etkisiyle danışmanlık rolüne çekilmiştir ve sağlık politikasında etkinliğini yitirmiştir. Ancak, küresel sağlık sorunlarına yönelik böyle bir kuruma hâlâ ihtiyaç duyulmaktadır. DSÖ’nün bilimsel, standart koyucu ve teknik destek sağlayan aktif rolüne geri dönmesi beklenmektedir (12).
Kaynaklar:
- https://www.who.int/countries/ (Erişim: 25.01.2026).
- McCarthy, M. (2002). A brief history of the World Health Organization. The Lancet, 360(9340), 1111-1112.
- Medcalf, A., & Nunes, J. (2018). DSÖ'nün her türlü politik ve kültürel çatışmalardan uzak kalmayı benimsediği kuruluşundan 1970'li yıllara kadar süren dönemdeki temel felsefesi, politik olmayan bir tutum içerisinde hastalık odaklı sağlık anlayışı olmuştur.
- DSÖ’de bu dönemde Dr. Marcolino Candau (1953-1973) genel başkan olarak görev yapmış ve örgüt hastalık odaklı sağlık anlayışının bir gereği olarak bazı önemli hastalıklara yönelik tıbbi ve teknik çalışmalara yönelmiştir.
- Bununla birlikte dünyada bu dönemde yaşanan hızlı nüfus artışı bir problem olarak görülmeye başladığında DSÖ, dini ve siyasi gerekçeler ile nüfus planlaması programı yapmama kararı almıştır. Bu tarihten ancak on beş yıl sonra örgütün nüfus artışı ile ilgili endişesi arttığında, aldığı bu kararını yumuşatarak, aile planlaması konusunda üye ülkelerden gelen talepler üzerine teknik tavsiyeler verileceğini belirtmiştir.
- Medical History, 62(4), 401-424.
- Watkins, D. A., Yamey, G., Schäferhoff, M., Adeyi, O., Alleyne, G., Alwan, A., et al. (2018). Alma-Ata at 40 years: reflections from the Lancet Commission on Investing in Health. The Lancet, 392(10156), 1434-1460.
- Rifkin, S. B. (2018). Health for all and primary health care, 1978–2018: a historical perspective on policies and programs over 40 years. In Oxford research encyclopedia of global public health.
- Galea, S., & Kruk, M. E. (2019). Forty years after Alma‐Ata: at the intersection of primary care and population health. The Milbank Quarterly, 97(2), 383.
- Jungo, K. T., Anker, D., & Wildisen, L. (2020). Astana declaration: a new pathway for primary health care. International journal of public health, 65, 511-512.
- Walt, Gill (1993), “WHO Under Stress: ImpIications for Health Policy”, Health Policy Journal, Cilt.24, Sayı.2, (125-144).
- Eke, E., & Eroymak, S. (2019). Uluslararası Aktörlerin Küresel Sağlık Politikaları Üzerine Etkileri: Teorik Bir İnceleme. Journal of Mehmet Akif Ersoy University Social Science Institute, 11(28).