ABD-İran Görüşmeleri Yine Sonuçsuz: Uzayan Belirsizliğin Faturasını Bölge Ödüyor

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

ABD ile İran arasındaki görüşmeler bir kez daha kısa sürdü ve kalıcı bir sonuç üretmeden sona erdi. Ancak dikkat çekici olan, başarısızlığın kendisinden çok bunun giderek olağanlaşmasıdır. Bugün mesele, tarafların anlaşmaya varıp varmayacağından ziyade, çözümsüzlüğün nasıl sürdürüldüğüdür.

Daha önce de vurguladığımız gibi, ABD-İran gerilimi zamanla her iki tarafın da çeşitli kazanımlar elde ettiği bir denge alanına dönüşmüştür. Kontrollü bir gerginlik ortamında ne tam savaş ne de tam barış tercih edilmektedir. Bu nedenle müzakere masası çoğu zaman sorunu çözmenin değil, yönetmenin aracı haline gelmektedir.

Bu tür süreçlerde görüşmelerin devam etmesi başlı başına bir başarı gibi sunulur. Taraflar hem kamuoylarına diplomatik çaba gösterdikleri mesajını verir hem de stratejik pozisyonlarını korurlar. Böylece kesin çözüm yerine, çözüm ihtimali üzerinden sürdürülen bir denge oluşur.

Ancak bu tablonun önemli bir maliyeti vardır. Tarafların siyasi ve stratejik kazanımlarının bedelini çoğu zaman bölge ülkeleri ödemektedir. Orta Doğu’daki devletler, uzayan belirsizlikten ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından doğrudan etkilenmektedir.

Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, yatırım ortamındaki riskler, ticaret yollarına ilişkin kaygılar ve güvenlik endişeleri geniş bir coğrafyayı etkilemektedir. Bunun yanında, her gerilim dalgası küresel piyasalarda yeni hareketliliklere yol açmakta; petrol, altın, döviz ve diğer emtia piyasalarında sert dalgalanmalar meydana getirmektedir. Belirsizlik arttıkça ekonomik maliyet yalnızca bölge ülkelerinin değil, küresel ekonominin de omuzlarına yüklenmektedir.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nın rolü dikkat çekicidir. Dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’deki her gerilim, küresel piyasalarda doğrudan karşılık bulmaktadır. Bu nedenle konu yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik anlaşmazlık olmaktan çıkmakta, küresel ekonomi ve bölgesel istikrarı etkileyen uluslararası bir meseleye dönüşmektedir. Risk arttıkça enerji maliyetleri yükselmekte ve bunun faturası dünya genelindeki toplumlara yansımaktadır.

Bu nedenle taraflar dışındaki devletler, uluslararası kuruluşlar ve bölgesel aktörler sürece daha etkin biçimde dahil olmadıkça mevcut durumun uzun yıllar sürmesi mümkündür. Çünkü mevcut denklem, tarafların anlaşmaktan çok anlaşma ihtimalini canlı tutarak mevcut pozisyonlarını korumaktan fayda sağladıklarını göstermektedir.

Son gelişmeler ve görüşmelerin beklenenden kısa sürmesi de bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Elbette bu, kalıcı bir anlaşmanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Ancak mevcut tablo, tarafların kesin çözüme ulaşma konusunda henüz yeterli motivasyona sahip olmadıklarını düşündürmektedir.

Bugün gelinen noktada sorun, ABD ile İran’ın anlaşamaması değildir. Asıl sorun, mevcut gerilimin bazı aktörler açısından anlaşmaktan daha faydalı bir zemine dönüşmüş olmasıdır. Böyle bir denklemde barış, yalnızca tarafların iradesine bırakıldığında giderek uzaklaşabilmektedir.

Barış masası kurulduğunda herkes umutlanır. Ancak bazen masanın dağılmaması, barışın yaklaştığını değil, sorunun yönetilebilir bir krize dönüştüğünü gösterir. Bu nedenle asıl soru, tarafların ne kadar kazandığı değil, taraf olmayanların ne kadar kaybettiğidir.

Çünkü uzayan her belirsizlik, büyüyen her gerilim ve ertelenen her çözüm bölge halklarına, komşu devletlere ve dünya ekonomisine yeni maliyetler yüklemektedir. Barışın gecikmesinden en fazla zarar görenler ise çoğu zaman masada oturanlar değil, masanın dışında kalanlardır.

Ve görünen o ki, taraflar dışındaki aktörler daha güçlü ve yapıcı bir inisiyatif ortaya koymadıkça, bu maliyet artmaya devam edecektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.