2024 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi Bize Ne Diyor? Dünyanın Savaş, Yoksulluk ve Nüfus Sorunları Üzerine

Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

2024 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi Bize Ne Diyor? Dünyanın Savaş, Yoksulluk ve Nüfus Sorunları Üzerine

2024 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (Global Multidimensional Poverty Index, MPI, Türkçe kısaltması: ÇYBE) Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Oxford Üniversitesi bünyesindeki Oxford Poverty & Human Development Initiative (OPHI) tarafından hazırlandı.

UNDP Hakkında: UNDP, yoksulluk ve eşitsizlik gibi adaletsizliklerle ve iklim değişikliği ile mücadele eden lider Birleşmiş Milletler kuruluşudur. Geniş uzman ağı ve 170 ülkedeki ortaklarıyla birlikte çalışarak, ulusların insanlar ve dünya için entegre ve kalıcı çözümler üretmelerine yardımcı olur.

OPHI Hakkında Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme İnisiyatifi (OPHI), dünya çapında etkili politikalar üretilmesine yardımcı olmak amacıyla yoksulluk ve refahın çok boyutlu ölçümü üzerine çalışan ve Oxford Üniversitesi’nde yer alan bir araştırma merkezidir.

**

17 Ekim 2024’te yayımlanan Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (ÇBYE) güncellemesine göre, dünyada 455 milyon kişi şiddet içeren çatışmaların yaşandığı ülkelerde hayatını sürdürüyor. Bu tablo, yoksulluğu azaltmak için uzun emeklerle sağlanan ilerlemeyi sınırlıyor; bazı yerlerde ise bu sürecin geriye dönmesine yol açıyor.

Raporda, çok boyutlu yoksulluğa odaklanan 112 ülke ve 6,3 milyar kişiyi kapsayan özgün istatistiksel araştırmaların yanında, çatışmalar ile yoksulluk arasındaki bağlantıyı açıklayan ayrıntılı bir analiz de bulunuyor. Ayrıca rapor, 20 ülkeye ilişkin yeni araştırma bulgularını da içeriyor.

2024 ÇBYE Raporu, dünya genelinde 1,1 milyar insanın akut yoksulluk içinde yaşadığını ve bu grubun yüzde 40’ının, yaygın biçimde kullanılan üç farklı çatışma veri setinden en az birine göre, savaş ve kırılganlığın bulunduğu ve/veya yeterince barış ortamının oluşmadığı ülkelerde yaşadığını gösteriyor.

Çatışmalardan etkilenen yerlerde veri derleme süreçlerinin zorluğu, bu bölgelerdeki çok boyutlu yoksulluğun olduğundan daha düşük tahmin edilmesine yol açabilmektedir. Buna rağmen elde edilen bulgular, çatışmaların yoksulluğu azaltma çabaları üzerinde son derece olumsuz bir etki yarattığını açıkça göstermektedir.

Savaş halindeki ülkelerde çok boyutlu yoksulluğu oluşturan 10 göstergenin tamamında yoksunluk oranları daha yüksektir; bu da çatışmaların en kırılgan nüfuslar üzerindeki yıkıcı etkisini gösterir. Örneğin enerjiye erişim, çatışmadan etkilenen ülkelerde “her dört yoksuldan biri” düzeyindeyken daha istikrarlı bölgelerde bu oran yaklaşık “yirmide birin biraz üzerindedir”. Analizler, barışçıl koşullardaki yoksullara kıyasla çatışma ortamlarındaki yoksunlukların özellikle beslenme, enerji, su ve sanitasyonda daha şiddetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Rapor’a göre yoksulluğu azaltma çabaları genellikle hem yoksulluğun en yoğun olduğu hem de çatışmalardan en fazla etkilenen ülkelerde daha yavaş ilerler. Bu kapsamda raporda, 2015-2023 arasında çalkantılı süreçte Afganistan’da 5,3 milyon kişinin daha çok boyutlu yoksulluğa düştüğünü anlatan ayrıntılı bir vaka çalışması yer almaktadır. Veriler, 2022/23 döneminde Afganistan halkının neredeyse üçte ikisinin yoksul olduğunu (yüzde 64,9) göstererek tabloyu daha da endişe verici hale getirir.

Güncel ÇBYE raporunda, çatışma ortamlarındaki yoksullukla ilgili derinlemesine analizlerin yanı sıra yoksul insanların yaşantıları ve dünya genelinde yoksulluğun azaltılmasıyla ilgili trendler hakkında ayrıntılı bilgilere de yer veriliyor:

  • 1,1 milyar yoksul insanın yarısından fazlasını 18 yaş altı çocuklar (584 milyon) oluşturuyor. Küresel olarak, yetişkinlerin yüzde 13,5'i yoksulluk içinde yaşarken, çocuklarda bu oran yüzde 27,9.
  • 1,1 milyar yoksul insanın büyük bir bölümü yeterli sanitasyon hizmetlerinden (828 milyon), barınma imkanlarından (886 milyon) veya yemek pişirmek için enerjiden (998 milyon) yoksun durumda.
  • 1,1 milyar yoksul insanın yarısından fazlası (637 milyon kişi), hanesinde yetersiz beslenen bir birey ile yaşıyor. Güney Asya’da 272 milyon yoksul insan en az bir kişinin yetersiz beslendiği hanelerde yaşarken, bu sayı Sahra Altı Afrika’da ise 256 milyon.
  • Uyumlaştırılmış verilere sahip 86 ülkeden 76'sı, en az bir dönem içinde ÇBYE değerine göre yoksulluğu önemli ölçüde azaltmış durumda.
  • Yedisi COVID-19 salgınının en azından bir kısmını kapsayan, 2021/22 veya sonrasında sona eren trend verilerine sahip 17 ülkeden yalnızca dokuzu (Benin, Kamboçya, Komorlar, Eswatini Krallığı, Kenya, Mozambik, Filipinler, Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti ve Trinidad ve Tobago) hem ÇBYE değerinde hem de yoksulluk görülme oranında önemli düşüşler yaşadı.

Not: Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi veri eksikliği nedeniyle Türkiye için hesaplanamadığından, 2024 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi raporuna Türkiye dahil edilememiştir (1).

**

Bugünkü savaş ortamında savaş ve yoksulluk ilişkisini ortaya koyan bir Rapor’un (2024-ÇBYE) sonuçlarını sunduk. Ardından;

Birleşmiş Milletler (BM)’in Dünya nüfusu Hakkında Görüşleri:

Birleşmiş Milletler (BM) günümüzde “dünya nüfusu çok fazla! / çok az!” endişeleri üzerine görüşler de yayınlamak durumunda kalıyor. Birleşmiş Milletler, dünyanın küresel ölçekte kapsayıcı tek örgütü olarak kabul edilir; ulusal sınırları aşan ve tek bir ülkenin tek başına üstesinden gelemeyeceği sorunları ele almak üzere öne çıkan başlıca platform haline gelmiş bir yapıdır. Kuruluş amacı başlangıçta barışın korunması, insan haklarının güvence altına alınması, uluslararası adaletin temelinin oluşturulması ve ekonomik-sosyal ilerlemenin desteklenmesi olarak belirlenmişti. Aradan geçen yaklaşık 70 yılda BM; AIDS, büyük veri ve iklim değişikliği gibi daha yeni ve karmaşık sorunları da gündemine almayı sürdürdü. Bununla birlikte, BM afet yardımlarından kadınların eğitimine ve güçlenmesine, atom enerjisinin barışçıl kullanımına kadar uzanan geniş bir yelpazede, dünyanın farklı bölgelerindeki insanların yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Birleşmiş Milletler’in Küresel Konulardan biri olan Nüfus’a Bakışı:

  • Nüfus artışının temel nedenleri arasında üreme çağına ulaşan insan sayısındaki artış, yaşam süresinin uzaması, kentleşme ve göç yer alıyor.
  • Doğurganlık oranları bazı ülkelerde yüksek kalırken, küresel nüfus artışı giderek dünyanın en yoksul ülkelerinde yoğunlaşıyor.
  • Çin ve Hindistan, dünya nüfusunun yaklaşık %36’sını temsil eden en kalabalık iki ülke olmaya devam ediyor.
  • Afrika, 2050'ye kadar küresel nüfus artışının yarısından fazlasını oluşturacak ve Sahra Altı Afrika'nın nüfusu ikiye katlanacak.
  • Birçok Avrupa ülkesinde doğurganlık oranları düşük olduğu için nüfuslarında azalma bekleniyor.
  • Uluslararası göç, nüfus değişiminde doğum ve ölüm kadar büyük bir etken olmasa da bazı ülkeler için önemli bir faktör.
  • Birleşmiş Milletler; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve Nüfus Bölümü aracılığıyla nüfus sorunlarına çözüm arayışında önemli bir rol oynamaktadır (2).

**

Bugün dünya nüfusu 8 milyarın üzerinde! Bu nüfus ile dünya şimdiye kadar ulaştığı en büyük nüfus ulaştı.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) “8 Milyar ile dünya güçlü” ve “8 Milyar nüfus fazla” küresel görüşleri hakkında görüşlerini şöyle bildirdi:

“Bu dönüm noktasında, nüfus dinamiklerinin dünyamızın karşı karşıya olduğu çok sayıda ve birbiriyle kesişen zorluğun temel nedeni olduğu sonucuna kolayca varmak cazip gelebilir.

Kimileri azalan kaynakları ve şiddetlenen çatışmaları 'çok fazla' olmamıza bağlarken, diğerleri düşen doğum oranlarının gezegeni insanlardan yoksun bırakacağından ve bildiğimiz anlamda yaşamı sürdürmek için 'çok az' insan kalacağından korkuyor.

Ancak dünyamız aynı zamanda kaygı ve belirsizlikle de dolu. İklim değişikliği, ekonomik çalkantılar, çatışmalar ve COVID-19 gibi zorluklar bizi bir yol ayrımına getirdi; burada insanlık için daha kötü bir geleceğin tehdidi, daha iyi bir geleceğin vaadi kadar olası görünüyor.” (3).

SORUN “ÇOK FAZLA” diyenlere cevap:

“Nüfus konusunda endişe duyanlara göre, dünyamız aşırı nüfus artışıyla karşı karşıya ve sınırlarını zorlamaya çok yakın. Politikacılar, medya yorumcuları ve hatta bazı akademisyenler, ekonomik istikrarsızlık, iklim değişikliği ve kaynak savaşları gibi küresel sorunların aşırı nüfus artışından – çok fazla talep ve yeterli arz olmamasından – kaynaklandığını iddia ediyor.

Kontrolden çıkmış, durdurulamaz doğum oranları tablosu çiziyorlar ve genellikle yoksul ve dışlanmış toplulukları, çevre tahribatı gibi sorunlara en ufak bir katkıda bulunmalarına rağmen, uzun zamandır pervasızca ve hızla üredikleri şeklinde suçluyorlar.

Gerçekler neler? (UNFPA’ya Göre):

  1. Yaşam Beklentisi: Küresel ortalama yaşam süresi 2019'da 72,8 yıla ulaştı; bu, 1990'dan bu yana yaklaşık 9 yıllık bir artış anlamına geliyor.
  2. Nüfus Artışı: 2050 yılına kadar küresel nüfusta öngörülen artışın büyük kısmı, geçmişteki büyüme ivmesinden kaynaklanacaktır. Bu, hükümetlerin doğurganlığı azaltmaya yönelik daha fazla önlem almasının, 2050 yılına kadar büyüme hızını yavaşlatmada pek bir işe yaramayacağı anlamına geliyor.
  3. Emisyonlar: Tüm emisyonların yarısı, dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'luk kesiminden kaynaklanmaktadır: Bu nedenle, emisyonlardaki artışı nüfus artışıyla ilişkilendirmek yanlıştır.

**

UNFPA çok fazla nüfus olduğunu kabul etmiyor ve şöyle diyor: Belki de "çok fazla" söyleminin en endişe verici sonucu, küresel sorunları artan nüfusa bağladığımızda, bazılarımızın diğerlerinden daha fazla yaşamaya layık olduğunu ima etmemizdir. Bazılarımızın hayatta kalmayı ve üremeyi hak ettiğini, diğerlerinin ise hak etmediğini öne sürmemizdir.

Tarih, bu düşünce tarzının bizi karanlık bir yola sürüklediğini göstermiştir.

Bu durum aynı zamanda bizi siyasi eylemden caydırarak, felaket niteliğindeki aşırı nüfusun 'kaçınılmazlığı' konusunda hayıflanmamıza ve değişim için gerekli olan iyimserliği terk etmemize yol açıyor.” (4).

**

SORUN “ÇOK AZ” diyenlere cevap:

Dünya nüfusunun sadece 50 yılda iki katından fazla arttığı ve küresel doğurganlık oranının kadın başına 2,1 doğum olarak adlandırılan "yenileme seviyesinin" üzerinde kaldığı bir dönemde, "nüfus yetersizliği krizi" korkularının artması kafa karıştırıcı görünebilir.

Ancak dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisinin, yenilenme seviyesinin altında doğurganlık oranına sahip bir ülke veya bölgede yaşadığı ve düşük doğurganlık oranlarıyla karşı karşıya kalan devletlerin sayısının giderek arttığı göz önüne alındığında, 'nüfus azlığı' ile ilgili endişeler giderek yaygınlaşıyor.

Gerçekler neler? (UNFPA’ya Göre):

  1. Nüfus: Günümüzde, yakın vadede (2022 ile 2050 yılları arasında) genel nüfus azalması yaşaması beklenen tek bölge Avrupa'dır; burada %7'lik bir düşüş öngörülmektedir. Orta, Güney ve Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Karayipler ile Kuzey Amerika'daki diğer bölgelerin nüfuslarının ise artmaya devam edeceği, ancak 2100 yılından önce en yüksek seviyelerine ulaşacağı tahmin edilmektedir.
  2. Göç: 1970'lerden beri dünyanın birçok yerinde, nüfus toplamlarında bir azalma olmaksızın, sıfırın altında büyüme gösteren doğurganlık oranları mevcut olmuştur. Bunun nedeni, bu ülkelerin çoğunun genellikle net göç yaşamasıdır. Aslında önümüzdeki birkaç on yılda, göçün yüksek gelirli ülkelerde nüfus artışının tek itici gücü olacağı tahmin ediliyor.
  3. Doğurganlık: Dünya genelinde doğurganlık, 1950'de kadın başına ortalama 5 doğumdan 2021'de kadın başına 2,3 doğuma düşmüştür; bu da bireylerin – özellikle kadınların – üreme yaşamları üzerinde giderek daha fazla kontrol sahibi olduklarının bir göstergesidir. Genel doğurganlığın 2050 yılına kadar kadın başına 2,1 doğuma düşmesi beklenmektedir (5).

**

Bizim görüşümüz:

Birleşmiş Milletler “dünya nüfusu az” diyenlere artması gerektiğini; “çok” diyenlere azalmaması gerektiğini açıklıyor. Bu nasıl olacak? İkinci Dünya Savaşı sonrasında Dünya Barışı’nın tesisi için kurulan BM, dünyada savaşların önüne kesecek ne yapmıştır?

Büyük devletler kendi aralarında büyük savaşlar çıkarmamış olsa da kapitalizmin ekonomik buhranlarının önlenmesi için savaşlara gerek duyulmuş, dünyanın geri kalmış bölgelerinde sürekli savaşlar, çatışmalar ve terör sürmüştür. Ortadoğu hiç barış yüzü görmedi ve günümüzde Üçüncü Dünya Savaşı’nın içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Savaşlara ait 1950 sonrasından günümüze istatistikleri bu yazıda sunmuyoruz. Başka bir yazının konusu.

Dünya barışını tesis etmek kolay değil! Öncelikle tüm dünya için konuşanların bütün insanlığı kapsayacak erdemlere ve hakimiyete sahip olması gerek. Bugün, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde kimse dünyayı oyalayan söylemlere ve hazırlanan raporlara aldanamaz! Kendi kendilerini “hakimler” olarak görenler, dünyanın geri kalanını açlık, yoksulluk, savaşlar ve zulüm altında tutmaya veya kitlesel imha yapmaya yatkındır! Onların tüm dünya adına konuşacak yetkileri yoktur. Küresel sorunlarının çözümü için bu formülde bir cümle de verilemez.

Önce ulusal, anti-emperyalist, sosyal, hukuk devletinin güçlü olması, yerel sorunlarına çözüm üretmesi; iç çatışmaları bitirmesi, sosyal sınıflar arasındaki eşitsizlikleri gidermesi vb. gerekir. Böyle güçlü ulus devletlerin liderleri bir araya geldiğinde küresel sorunlar çözülebilir ve gerçek dünya lideri Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü anlam kazanır ve dünyanın güzel bir geleceği olur.

Kaynaklar:

  1. UNDP: https://www.undp.org/tr/turkiye/press-releases/11-milyar-insan-yasamlarini-cok-boyutlu-yoksulluk-icinde-surdururken-bu-insanlarin-yaklasik-yarisi-ise-catisma-bolgelerinde (Erişim: 26.04.2026).
  2. Küresel Nüfus Politikasına Bakış
    https://www.un.org/en/global-issues/population (Erişim: 09.03.2025).
  3. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu. https://www.unfpa.org/swp2023/8-billion-strong (Erişim: 26.04.2026).
  4. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu. https://www.unfpa.org/swp2023/too-many (Erişim: 26.04.2026).
  5. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu. https://www.unfpa.org/swp2023/too-few (Erişim: 26.04.2026).

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.